devam ediyor 23s önce güncellendi
KANTER
@oylesineyazarimmis
Okuma
584
Oy
54
Takip
10
Yorum
1
Bölüm
21
Bella, Rusya’dan Türkiye’ye taşınmak zorunda kalan genç bir kızdır. Babasının işi nedeniyle hayatını tamamen geride bırakıp hiç alışık olmadığı bir ülkede sıfırdan bir yaşam kurmaya çalışır. Yeni bir şehir, yabancı insanlar ve bilmediği bir dilin arasında Bella’nın elinde kalan tek şey; içindeki o hiç kaybetmediği neşesi ve insanlara karşı beslediği saf iyiliğidir.
Bir süre iş aradıktan sonra, ülkenin en nüfuzlu ve köklü şirketlerinden biri olan Hanoğlu Holding’de medya ve prodüksiyon departmanında çalışma fırsatı bulur. Plazanın koridorları kalabalık, yorucu ve kaotiktir ama Bella her şeye rağmen adapte olmaya çalışır. İnsanlarla kolay iletişim kurar, sürekli gülümser ve kısa sürede enerjisiyle dikkat çekmeye başlar.
Fakat işe başladığı ilk günlerden itibaren, o devasa binanın en üst katından alt katlarına kadar adı fısıltıyla anılan birini fark eder.
Baran Hanoğlu.
Holdingin genç, veliahtı ve mutlak patronu. Sessiz, soğuk ve insanlardan alabildiğine uzak duran bir adam. Kimseyle gereksiz konuşmaz, kimsenin gözünün içine uzun bakmaz. Adımları ağır ve nettir. Katıldığı toplantılarda veya koridorlarda göründüğü anda herkesin tavrı anında değişir. İnsanlar onun yanındayken daha temkinli davranır, seslerini düşürür, hatta bazen korkuyla tamamen susarlar.
Bella, Baran’ı ilk başta sadece uzaktan görür. Cam bölmelerin arkasında, holdingin bahçesindeki lüks arabasına binerken, koridorlardan bir gölge gibi geçip giderken… Adamın dışarıdan görünen davranışlarında aslında mantıksız hiçbir şey yoktur. Sadece fazla sakin, fazla mesafeli ve tekinsiz bir otoriteye sahiptir. Ama buna rağmen şirketteki çalışanlar onun hakkında karanlık şeyler söylemeye devam eder:
“Psikopat o.”
“Gözünün içine sakın bakma, şirkette sadece bir gün dayanamazsın.”
“Sinirleri bozuk, geçmişinde çok karanlık bir hikaye var.”
“Bir gün öfkesine yenilirse, bu holdingi de içindekileri de yakar.”
Bazıları bunu şakayla karışık söylerken, bazıları gerçekten titreyerek konuşur. Ama Bella neye inanması gerektiğini anlayamaz. Çünkü insanların anlattığı o canavar portresiyle, uzaktan gördüğü o yalnız ve derin adam aynı kişi gibi durmuyordur.
Günler geçtikçe Bella, elinde olmadan Baran’a daha çok dikkat etmeye başlar. Ve bir sabah, holdingin vizyon projesi olan devasa bir çekim ve lansman ekibi açıklandığında, Bella’nın adı doğrudan en üst yönetimle, yani Baran Hanoğlu ile doğrudan çalışacak özel ekibin içinde okunur. Artık aynı odalarda, aynı projede, onun nefes kestiği o soğuk auranın tam ortasında çalışmak zorundadır.
Peki Bella nereden bilebilirdi ki, bu ulaşılmaz patronun aslında dışarıdan göründüğü gibi biri olmadığını?
Herkesin korktuğu, arkasından efsaneler uydurduğu Baran Hanoğlu’nun, devasa plazanın ışıkları söndüğünde sakladığı, kimsenin bilmediği 3 büyük sırrı vardı: peki o 3 sır neydi ve Bella bu sırrı öğrenince yaşayabilecek miydi?