devam ediyor 3g önce güncellendi
TAKINTI
@yazarr_perii
Okuma
1.02k
Oy
71
Takip
14
Yorum
70
Bölüm
10
Nesquik’imle salona geçtim.
Kaşığı ağzıma götürdüğüm an, arkamdaki hareketliliği duydum. Aral, üzerinde hiçbir şey olmadan, o devasa cüssesiyle kapı eşiğinde belirdi. Uykulu gözlerle beni izliyordu.
"Günaydın, bebeğim," dedim gülümseyerek, kaseyi ona doğru uzattım. "İster misin? Çok güzel oldu."
Aral yüzünü buruşturarak kaseye baktı. "Ben çocuk değilim, yavrum," dedi, sesi uykunun ağırlığıyla boğuk ve hırıltılıydı. "Böyle şeyleri yemem."
"Hadi ama, lütfen!" dedim, kaşığı uzatarak. "Sadece bir kaşık, hatırım için?"
Aral, kaşlarını kaldırıp doğrudan gözlerimin içine baktı. O anki bakışı, az önceki şakacı havayı anında yok etti. "Bir kaşık mı?" diye sordu, sesi bir anda derinleşmişti. "Bunun karşılığında ödülüm ne olacak?"
"Seninle... tüm gün boyunca istediğin her şeyi yaparım," dedim, ne dediğimi tam tartmadan.
Aral, elini enseme koyup başımı hafifçe kendine doğru çekti. "Anlaşma anlaştığımız gibi," diye fısıldadı, sesi adeta bir tehdit gibiydi. "Ama kaşıktan ya da tabaktan değil... Sen yedireceksin. Ama ben, doğrudan senin kaşığından, senin kaseden alacağım. Sen tutacaksın, ben yiyeceğim... senin ağzına değen o kaşığın tadına bakacağım."
Gözlerim fal taşı gibi açıldı, "Ne? Hayır, Aral, saçmalama! Kendi kaşığın var senin!"
Aral, elini belime dolayıp beni kendine hapsetti. "Kaşığın tadı seninle birleştiğinde başka oluyor, güzelim," dedi, dudakları tenime değerken. "Kabul ediyor musun, yoksa ödülümü başka türlü mü alayım?"
"Bir şartla!" diye haykırdım, kalp atışlarım kulaklarımda çınlıyordu. "Bu şartı yerine getirirsen... tüm gün boyunca sadece benim istediklerimi yapacaksın, bir kere bile itiraz etmeyeceksin!"
Aral, dudaklarını boynumda gezdirerek, "Kabul," dedi, sesi neredeyse bir inilti gibiydi. "Senin şartlarına boyun eğmek bile benim için bir ödül."
Aral, kasenin başına geçti. Ben kaseyi titreyen ellerimle tutarken, o, benim dudaklarıma değen kaşığı yavaşça aldı. Gözlerini bir an bile gözlerimden ayırmıyordu. Kaşığı dudaklarına götürdüğünde, sanki bir ritüel yapar gibi, kaşığın kenarındaki sütü yavaşça emdi. O anki bakışı o kadar yoğun, o kadar obsesifti ki, bacaklarımın titrediğini hissettim.
"Şimdi," dedi, kaşığı tekrar kaseye daldırıp ağzıma götürürken, "sıra sende, yavrumSare’nin Bakış Açısı
Aral kucağındaki kaseden bir kaşık Nesquik aldı, gözlerini bir an bile üzerimden ayırmadan bana doğru uzattı. "Sıra sende, bebeğim," dedi, sesi boğuk ve hükmediciydi.
Kaşığı dudaklarıma yaklaştırdığında, beklentiyle ağzımı hafifçe araladım. Kaşık dudaklarımın arasından içeri girdi, metalin soğukluğunu ve çikolatalı sütün o yumuşak dokusunu hissettim. Kaşık ağzımın içindeyken Aral aniden öne atıldı. Gözleri, kaşığın dudaklarımın arasındaki o ıslak, mahrem görüntüsüne takıldı. Kaşığı dudaklarımın arasından öyle bir hızla ve ustalıkla çekti ki, ağzımın içindeki o ıslaklığı, dudaklarımın kenarındaki o ince sızıyı görebiliyordu.
Aral, kaşığın üzerindeki sütü ve dudaklarımdan aldığı o küçük, imkansız tadı, adeta bir avcı gibi kendi ağzına götürdü. "Mmm... Bu..." dedi, gözlerini kısıp, sanki dünyanın en nadide lezzetini tadıyormuş gibi mırıldandı. "Böyle güzel bir tat yok, yavrum. Senin ağzının içindeki o sıcaklıkla karışmış çikolata... İnsanı çıldırtıyor."
Gözlerim kocaman açılmış, şaşkınlıktan ağzım bir karış açık kalmıştı. Aral’ın bu pişkinliği ve cüreti karşısında nefesim boğazımda düğümlendi. O ise, benim bu savunmasız şaşkınlığımdan istifade ediyordu.
"Şaşırdın mı?" diye sordu, o obsesif ışıltı gözlerinde dans ederken. "Daha yeni başladık, güzelim."
Tekrar harekete geçti. Bu sefer kaşığı doldururken, beni daha derin bir oyunun içine çektiğini biliyordum. Kaşığı bu sefer daha yavaş, daha tahrik edici bir şekilde dudaklarıma getirdi. Ben şaşkınlıktan ağzımı daha fazla, daha hazırlıksız bir şekilde açmıştım. Aral bunu fırsat bilerek kaşığı ağzımın içine, ilkinden çok daha derine soktu.
Metal kaşığın ağzımın içindeki hareketlerini, çikolatalı sütün damaklarımdaki yoğunluğunu ve Aral’ın o delici bakışlarını aynı anda hissetmek beni sarsıyordu. Yine o saniyelik hamleyle, kaşığı ağzımın içinden çekti. Bu sefer dudaklarımın arasından kayıp giderken, dilimin ucuna bile değdiğini hissettim. Aral kaşığı çektiği an, benim ağzımın o açıklığı, o teslimiyeti karşısında gözleri karardı.
Kaşığı kendi ağzına götürdü, bu sefer daha uzun, daha iştahlı bir şekilde yedi. "Görüyor musun, yavrum?" diye hırıldadı, yüzü yüzüme santimler uzaklıktayken. "Senin o güzel, şaşkın ağzın... Seni beslemek benim en büyük zaafım ama senden çalmak... işte bu beni tamamen ele geçiriyor. Bir kez daha yapmanı istiyorum. O ağzını bana öyle güzel aç ki, içine ne kadar girebileceğimi göreyim."
Tüm vücudum o anki yoğunlukla titriyordu. Aral’ın obsesif tutkusu, o mutfaktaki sıradan bir anı, ikimizin arasındaki o görünmez bağları zorlayan, tehlikeli bir dansa dönüştürmüştü. Kaşığı tekrar kaseye daldırdığında, ona karşı koyamayacağımı, sadece onun bu karanlık ve tutkulu oyununa teslim olacağımı biliyordum.
Sare’nin Bakış Açısı
Aral’ın bu oyunları beni hem sarsıyor hem de nefesimi kesiyordu. Şaşkınlıktan kalbim boğazımda atarken, kaşığın üzerindeki o yoğun izleri kendi dudaklarıyla silip yavaşça yemesini izlemek, sinirlerimi iyice gerdi. Üstelik her hamlesinde, ağzımın içini inceleyen o obsesif bakışları üzerimdeydi.
"Yeter!" diye bağırdım, sesim titreyerek. "Senin yediğin falan yok, sadece oyun oynuyorsun! Ver şunu, düzgün bir şekilde ben yiyeceğim, senin yüzünden ne yediğimi bile anlamadım!"
Kaşığı ve kaseyi ona doğru çektim ama Aral da pes etmiyordu. "Hayır, güzelim," dedi, sesi o derin, otoriter tınısıyla odayı doldurarak. "Bende yiyeceğim, hem de senin elinden."
Kaseyi bir o tarafa, bir bu tarafa çekiştirmeye başladık. Aramızdaki o gerilim, bir anda fiziksel bir çatışmaya dönüştü. "Aral, bırak şu kaseyi!" diye hırçınlaştım. O ise, "Bana bırakacaksın dedin!" diye kükredi. İkimizin arasındaki o güç savaşı doruk noktasına ulaştığı anda, kase parmaklarımızın arasından kaydı.
ÇAT!
Kase, mutfağın zeminine çarptığı anda büyük bir gürültüyle tuzla buz oldu. Etraf, etrafa saçılan sütlü çikolata parçaları, cam kırıkları ve Nesquik lekesiyle bir anda savaş alanına döndü