devam ediyor 9s önce güncellendi
AŞK KARASI
@mavi_melekler
Okuma
853
Oy
74
Takip
56
Yorum
443
Bölüm
56
Aşk, bazen bir dağın gölgesinde büyür; bazen bir suskunluğun içinde kararır.
Aşk Karası, susmayı öğrenmiş yaraların romanıdır. İnsanın kendi kaderine bakarken gözlerini kaçırdığı o anlardan doğar. Bir evin duvarlarında biriken eski acılar, yarım kalmış sözler, söylenememiş itiraflar bu hikâyenin harcıdır.
Burada sevda, kolay bir kelime değildir. Burada sevda, omuzda taşınan bir yük, boğazda düğümlenen bir andır.
Hande, kırılganlığını saklamayı öğrenmiş bir kadındır. Bedeni kadar geçmişi de yaralıdır. Yürürken değil, dururken yorulur. Fatih ise suskunluğu kendine zırh edinmiş bir adam. Güçlü görünmenin bedelini, içinden kopan fırtınalarla öder. İkisi de hayatta kalmayı bilir ama sevilmeyi unutmuştur.
Bir gün, suskunluk çatlar.
“Bana yaklaşma,” dedi Hande, sesi titreyerek. “Ben dokunulunca dağılanlardanım.”
“Ben de,” dedi Fatih, gözlerini kaçırmadan. “Dağılanları toplamaktan vazgeçmiş biriyim.”
“O zaman neden bakıyorsun bana böyle?”
“Çünkü kaçarsam, kendimden kaçmış olurum.”
—“Beni seversen, seni yaralarım.”
“Zaten yarasız insan tanımadım,” dedi Fatih. “Ben sadece, hangi yaranın benim olacağını seçiyorum.”
İşte tam burada, aşk kararır.
Çünkü Aşk Karası, iki insanın birbirini iyileştirme çabasını değil; birbirinin yarasına dokunmayı göze almasını anlatır. Bu roman, masum bir sevdanın değil, ağır bir kaderin içinden filizlenen aşkın hikâyesidir.
Okuyan, kendi suskunluğunu bulur satır aralarında.
Ve bilir: Bazı aşklar beyaz değildir.
Bazı aşklar karadır.
Ama en çok da gerçektir.