devam ediyor 7g önce güncellendi
Eksiltilen Kanlı Piyon
@arisema__lav
Okuma
0
Oy
0
Takip
0
Yorum
0
Bölüm
0
Bir kurban ver, kanla yazılsın kader...
Dünya, yıllar önce değişti; krallıklar artık sadece kralların değil, satranç taşlarının düzenlediği bir hiyerarşinin hükmü altındaydı. Her taş, bir rütbe, bir kader demekti. En alt rütbe olan piyon ise, Talev’ler için bir lanetti: güçsüz, konuşamaz ve feda edilmeye mahkûm. Piyonun gücü yok sayıldı, ailesi parçalandı, ismi tarihten silindi. Piyon rütbesi yok olduğunda dünya, dengelerini kaybetti; çünkü alt taş yoksa, üstteki taş da lanet altındaydı. Korku yayıldı, diğer tüm rütbeler birer birer yok olurken, geriye yalnızca şah ve piyon kalmıştı.
Yıllar sonra, 2026’da, tüm dünyayı elinde tutan Şah rütbeleri, eski düzeni yeniden tesis etmek için dağıtılmaya karar verdi. Sıra piyonlara geldiğinde ise kimsenin beklemediği bir şey oldu: Astenia Kan Talev, , güçlü ve adındaki “kan” gibi sadece intikam ve güç için doğmuş bir kadın ortaya çıktı. Nesli tükenen bir ailenin son temsilcisi olan Astenia, tüm dünyanın dengesini sarsacak, taşların kaderini yeniden yazacak bir güç olarak belirdi.
Oyun artık sadece taşların hareketi değildi; kanla yazılmış bir kader, suskun bir intikam ve zaafların yok edildiği bir savaş… Astenia, Tugay Ulu Kunt adındaki Şah’ı ilk kez gerçekleri görmeye zorladı. Güçlü olanın kim olduğu, zaafların nerede saklandığı ve kimin kazanacağı artık belli değildi. Sevgi, zayıflık demekti; intikam ve akıl, tek yoldu.
Piyon Şahın dikkatini çekecek; en güçsüz görünen taş, tüm tahtayı yeniden kuracak… ve dünya, daha önce hiç görmediği bir oyunla yüzleşecekti...
Bir kurban ver kanla yazılsın kader.
bunu ilk kim söyledi bilmiyorum.
ama ben onun ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum.
çünkü o kurban bendim.
ben Astenia Kan Talev.
adı kalan, soyu silinen,soyu çalınan
doğduğum gün bir tahta hazırdı benim için; karelere bölünmüş, kurallarla boğulmuş, şahların kibriyle kirlenmiş bir tahta. bana piyon dediler. en öne sürdüler. ilk düşecek olan. feda edilmesi en kolay olan.
oysa kimse sormadı:
bir piyon neden doğar?
yalnızca ölmek için mi, yoksa bir sonu başlatmak için mi?
ben bir seçim değildim.
ben bir zorunluluktum.
tükenmek üzere olan bir neslin son nefesiydim. talevler yok edildiğinde, isimleri tarihten kazındığında, geriye kalan tek şey bendim. beni doğuran şey merhamet değildi; intikamdı. korunmak değildi; hatırlanmak arzusu.
bana ait bir yer yoktu
onu benden aldılar, tıpkı annemi, babamı, krallığımı aldıkları gibi.
beni yanlarında istediler.
taşlarından biri yapmaya kalktılar.
oyunlarını tamamlamak için eksik olan sekizinci piyondum ben.
ama ben onların düzeninde tamamlanacak bir boşluk değildim. ben o düzenin hatasıydım.
şahlar hükmettiğini sandığında, ben karşılarına geçtim.
çünkü satranç iki tarafla oynanır.
ve ben kimsenin tarafı olmadım.
bana “sıradan” dediler.
oysa ben sıradan olmadım hiç.
kurban verildiğim an doğdum ben.
kanla yazılan kaderin mürekkebiydim.
ve kader bir kez kanı tanıdı mı, artık geri dönmez.
ben bir piyonum, evet.
ama yanlış anladıkları bir şey var:
bazı piyonlar son kareye ulaşmak için yürümez.
bazıları yürürken tahtayı yakar.
bu hikâye bir kahramanlık masalı değil.
bu, hayatta kalmanın bedelini ödeyenlerin hikâyesi.
sessiz bırakılanların, yok sayılanların, feda edilenlerin.
benim hikâyem.
ve unutmayın:
bir gün bir piyon karşınıza geçerse,
tahtada şah’a yer kalmaz.
çünkü kurban verildi sanılan şey bazen oyunun ta kendisidir...
beni durdurabileceklerini sandılar.
bir piyonun yürüyüşünü hesapladılar, düşeceği kareyi bile seçtiler.
ama kimse bir piyonun neden yürüdüğünü sormadı.
ben ileri gittim çünkü arkamda hiçbir şey yoktu.
geri dönmek diye bir ihtimalim hiç olmadı.
arkamda yanmış bir soy, küle dönmüş bir isim, mezarsız bırakılmış bir krallık vardı. talevler… adını fısıldamak bile yasaktı artık.
ve yasaklanan her şey gibi, ben de büyüdüm.
beni korkak sananlar oldu.
sessizliğimi zayıflık sandılar.
oysa sessizlik, beklemenin en keskin hâlidir.
ben sustum çünkü konuşursam dünya çatlayacaktı.
ben sustum çünkü her kelime bir kanıt, her kanıt bir infazdı.
şahlar yüksekten bakmayı sever.
tahtlar bunun içindir.
ama yüksekte olanlar her zaman ilk düşenlerdir.
ben aşağıdaydım.
en kirli karelerde, en çok çiğnenen yerde.
ve bu bana her şeyi öğretti.
bir piyon her taşı görür.
kalenin kibirli suskunluğunu, filin çapraz hesaplarını, atın sıçrayışındaki kaçışı.
ve şah…
şah her zaman aynıdır.
korkak.
çünkü kaybedecek bir şeyi vardır.
benim yoktu.
bu yüzden bana “kurban” dediler.
oysa ben bir bedeldim.
ödenmesi gereken.
ertelenmiş bir hesabın son satırı.
kanla yazılan kader dediler ya…
kan, sadece ölümü değil, bağı da temsil eder.
ben o bağdım.
geçmişle gelecek arasındaki tek çizgi.
koparsa her şey bitecek olan.
ve ben kopmadım.
oyunu bozmak için bağırmadım.
taşları devirmek için acele etmedim.
sadece yerimde durdum.
ve durduğum yer, onların planına uymadı.
işte o an anladılar.
benim hedefim şah değildi.
benim hedefim oyunun kendisiydi.
çünkü bir düzen ancak kurallarıyla yaşar.
kurallar yanarsa, düzen de yanar.
ben astenia.
son talev.
kurban denilen şeyin yürüyebileceğini kanıtlayan piyon.
ve bu hikâye burada bitmiyor.
çünkü bir piyon son kareye ulaştığında…
tahta artık eskisi gibi kalmaz.
bazen geceleri uyanıyorum.
hiçbir kâbus görmeden.
çünkü kâbuslar benim için görüntü değil, hafıza.
kan kokusunu hatırlıyorum.
gerçek kanı değil—
vaat edilmiş olanı.
henüz dökülmemiş ama kader defterine çoktan yazılmış olanı.
“bir kurban ver, kanla yazılsın kader.”
bu cümle bana ait değildi.
benden önce söylenmişti.
ama ben tamamladım.
çünkü kurban bendim.
ben doğduğumda kimse sevinmedi.
doğumlar genelde umutla karşılanır; benimki sessizlikle.
adım kulağa güzel gelsin diye seçilmedi.
adım saklansın diye seçildi.
astenia.
ağızda yumuşak, tarihte keskin.
beni büyüten şey sevgi değildi.
beni büyüten şey bekleyişti.
her gün biraz daha ağırlaşan, omuzlarıma çöken bir gerçek.
kaçamayacağım bir rolüm vardı.
piyon.
piyon olmak aşağılanmak değildir.
piyon olmak, harcanabilir olmaktır.
ve ben bununla çok erken tanıştım.
şahların gözünde ben bir ihtimaldim.
vezirlerin gözünde bir hesap.
diğer taşların gözünde görünmezdim bile.
ama ben…
ben hepsini gördüm.
insanlar gücün bağırdığını sanır.
oysa gerçek güç fısıldar.
ve bazen hiç ses çıkarmaz.
sessizliğim beni masum yapmadı.
beni keskin yaptı.
intikam dediğiniz şey öfke değildir.
öfkeli olanlar hata yapar.
intikam sabır ister.
zaman ister.
ve birinin kendini feda etmeye hazır olmasını.
ben hazırdım.
çünkü talevler bittiğinde kimse ağlamadı.
tarihten silindiğimizde kimse “dur” demedi.
ve işte o an içimde bir şey kırıldı—
acı değil, merhamet.
ben affetmeyi unuttum.
bilerek.
oyunun karşısına geçtiğimde korkmadım.
çünkü kaybedersem zaten yoktum.
kazanırsam…
her şey değişecekti.
bir piyon son kareye ulaştığında
ne olmak istediğini kendisi seçer.
ben kraliçe olmak istemedim.
kraliçeler de oyunun parçasıdır.
ben oyunun dışına çıktım.
tahtsız bir güç oldum.
kuralsız bir hamle.
hesaplanmamış bir son.
ve şimdi şunu biliyorum:
kanla yazılan kader silinmez.
ama yeniden yorumlanabilir.
ben astenia.
kurban diye başlayan cümlenin sonuyum.
ve bu sefer…
sıradaki bedel ben olmayacağım.
ve ben hiçbir şeyden korkmam.
ölüm dahil.
çünkü ölüm bana hiçbir şey vaat etmiyor.
zaten alınmış bir hayattan geriye ne kalır ki?
zaafım yoktur.
olamaz.
zaaf, kaybedecek bir şeyin varsa vardır.
benim kaybedecek bir şeyim yok.
beni seven yoktur.
bu bir şikâyet değil.
bir tespit.
sevgi, tutulacak bir el ister;
benim ellerim hep kanlıydı.
benim sevdiğim yoktur.
çünkü sevgi bağ kurar,
bağlar zincire dönüşür.
ve zincirler… kırıldığında iz bırakır.
korkularım yoktur.
karanlıkta büyüyen biri karanlıktan korkmaz.
ateşin içinde doğan biri yanmaktan kaçmaz.
ben sadece iki şeyde eksiğim.
biri sesim.
çaldılar.
çünkü ses, isyan eder.
çünkü ses, gerçeği yayar.
beni susturduklarında güvenli olduklarını sandılar.
yanıldılar.
sessizlik bazen en gür çığlıktır.
diğeri…
bana kalsın.
çünkü herkes her şeyi bilmek zorunda değildir.
bazı eksiklikler söylenirse güç kaybeder.
bazı boşluklar dolarsa,
yıkım gecikir.
ben eksik doğmadım.
beni eksilttiler.
ve yine de buradayım.
tam.
tehlikeli.
hesaplanamaz.
bir kurban ver, kanla yazılsın kader.
o kurban bendim.
ama artık kimsenin bedeli değilim.
gerekirse binlerce kurban vereceğim.
çünkü bu dünya merhametle değil, bedelle döner.
kader kalemle yazılmaz; kan ister, sessizlik ister, vazgeçiş ister.
ve ben vazgeçmeyi hiç öğrenmedim.
her düşen beden, tahtada devrilen bir taştır.
her akan kan, bana açılan bir yoldur.
acı bir engel değil, pusuladır;
beni nereye gideceğime değil, kimi yok edeceğime götürür.
kimse masum değildir bu oyunda.
sadece sırası gelenler vardır.
ve sıra bana geldiğinde,
oyunu bitirmek yerine yeniden yazmayı seçtim.
andım olsun.
adımı silmeye çalışanların adını tarihten kazıyacağım.
kanımı alanlardan fazlasını alacağım.
sessizliğimi zafer yapacağım.
kader kanla yazılıyorsa,
ben mürekkep olurum...