devam ediyor 4s önce güncellendi
Boynumda Asılı Geçmiş
@lav.nya
Okuma
13
Oy
2
Takip
4
Yorum
0
Bölüm
12
GEÇMİŞ
Küçük Efsun hiçbir şey bilmiyordu. Bu hayatta ona hiçbir şey öğretilmemişti; hayat nasıl yaşanır, nasıl yürünür, nasıl koşulur… Ailesi tarafından önemsenmez, sevilmezdi. Zaten doğduktan sonra annesiyle çocuğunu bırakıp terk etmişti babası… Ailesi ya da “ailesi” denmezdi buna; bırakmak istedikleri denirdi. Ya da sebebi… O, küçük yaşında hayatın ne olduğunu daha hiç anlayamamış, gözleri hâlâ puslu gören o minik bebekti. Çünkü duyduğuna göre babası o yüzden bırakmıştı o masumu.
Bunu Efsun normalde anlamazdı ama annesi… Ah, o kendi canından çok sevdiği annesinin dediği o laflar… Her gün el kadar bebeğe ettiği sitemler ne yedisinde ne yetmişinde yenilir yutulur şeyler değildi. Annesi ona çok yüklenirdi; o yaşında bir sürü sorumluluk yüklemeye çalışırdı.
“Senin yüzünden her şey,” derdi.
“Senin yüzünden!” deyip suratına haykırırdı küçük Efsun’un.
“Ben seni istememiştim. O da istememişti. Dile getirmedi ama söyledi bana, belli etmeye çalıştı. Benim salak kafam seni sevdi. Senden bir umut bekledi; belki sever seni dedim ama senin neyini sevsin?”
Bu lafları, küçük yaşında babası onları terk ettiği günden sonra daha da artırarak Efsun’a çok zarar verirdi. Vururdu, döverdi. Annesi ona iğrenerek bakardı; hatta suratına bile bakmazdı. Eşinin onu pısırık bir kız çocuğu yüzünden bırakıp gitmesini kabullenemiyordu.
Geceleri çalışırdı, sabah evde olurdu. Bu işi Efsun için yapmıyordu; kendi istediklerini alabilmek için yapıyordu. Annesi Efsun’u hiç sevmezdi. Dışarı çıksa Efsun’u yanına almazdı. Bazı zamanlar alırdı; o zamanlarda da o kadar iğrenerek bakardı ki Efsun’a, dışarıdan bakan arabada şeker gibi bir kız çocuğu değil de bir böcek olduğunu sanırdı.
Oysaki Efsun, o bebek hâliyle çoğu kişiyi kendine hayran bırakırdı. Görenler bir daha görmek, bakanlar bir daha bakmak isterdi. Bunu anlayan annesi, ilk başlarda fark ettiğinde kapatırdı bebek arabasının üstünü ve Efsun’un görünmesini istemezdi. Daha sonrasında da hiç açmadı o üstü.
Annesi çok, çok, çok nefret ederdi Efsun’dan. Yemek yesin, su içsin, ışık görsün istemezdi… Efsun dışarının nasıl olduğu unutmuştu artık. Evde de annesi, odasının perdesini siyah bir perdeyle kapatır, perde yapıştırıcısıyla yapıştırırdı; karanlıkta bırakırdı Efsun’u.
O karanlıkta yaşadığını, o evde annesiyle tek kaldığında yaşadıklarını ne birilerine anlatabilecekti büyüyünce ne de bu günler onu bırakacaktı. En ummadık zamanında “atlattım ben” dediğinde boğazına yapışacaktı geçmişi.
İnsanın geçmişi silmesi mümkün müdür? Bunu hep öğrenmek isteyecek kadar kötüydü yaşadıkları.
Dedesi onlara bazen uğradığında Efsun biraz nefes alabilirdi. Çünkü annesi bir tek o zaman ona bir şey yapmaz, bir şey söylemezdi ama eline bile yine almazdı. Dedesi bunu bir süre sonra sorgulamaya başladığında annesi:
“Baba, sen az görüyorsun. Hasret gider, özlersin onu görmediğinde,” derdi.
Babası minnetle bakan gözlerini kendisine çevirdiğinde büyük bir nefrete dönüşmesi, Efsun’un henüz dört yaşında taşıdığı o minicik kalbine anlamını bilmediği cümleler olarak ağırlık yapıyordu. Bu ağırlık gelecekte Efsun’un hayatını mahvedecekti. Panik atak sahibi olacaktı o güzel, narin kız. Ama bundan henüz ne o masum çocuğun ne de dedesinin haberi vardı. Annesi zaten umursamıyordu…