devam ediyor 5a önce güncellendi
RANA ~ATEŞ BÖCEĞİ~
@caylakyazar
Okuma
2
Oy
0
Takip
0
Yorum
0
Bölüm
2
Karanlık bir yolda adım adım yürüyordum. İlk defa geldiğim bu yerin huzursuzluğuyla doldum taştım. Korkutucu zifiri karanlığı iliklerime kadar hissettim. Burası o kadar soğuk ki bir an öldüğümü düşündüm.
Etrafıma bakındığımda, ayaklarıma kadar dolanan uzun beyaz bir elbiseyle nereye gittiğimi bilmeden yürümeye devam ettim.
Yürüdüm, yürüdüm ve yürüdüm...
“Kimse yok mu?” diye bağırmam da fayda etmemişti, bilakis yankı yapan sesim daha çok ürkmeme neden olmuştu.
Burası neden sesimin yankı yapacağı derecede ıssızdı? Burası neresiydi böyle? Ben bu ormana nasıl gelmiştim?
Ufacık beynime dolaşan koca sorular başımın ağrımasına neden olmuştu. Ormanın içindeki uzun yolu yürümeye devam ettim, zaten yapacak başka bir şey de yoktu. Ben bu yolu yürüdükçe azalmıyor sanki daha da artıyordu.
“Ah!”
Ayak tabanlarıma batan dikenle yerimde sendeledim. Ben neden çıplak ayakla yürüyordum, buraya gelirken ayakkabı giymemiş miydim? Niye hiçbir şey hatırlamıyorum, lanet olsun.
Ayaklarıma dolanan beyaz elbiseden bir kol uzunluğu kadar yırtıp kanayan ayağıma sardım. Ve böylece kaldığım yerden topallayarak yürümeye devam ettim.
Kaç saat yürüdüm, bilmiyorum. Bu yol gitgide neden puslu olmaya başlamıştı, onu da bilmiyorum.
“Kahretsin ki bu lanet yerle ilgili hiçbir bok bilmiyorum!”
Avazım çıktığı kadar lanet okurken tek bildiğim şey varsa o da susadığımdı. Gece vakti ve havanın serin olmasına rağmen sanki çölde kaybolmuş bir bedeviydim. Yolunu bilmeyen, kaybolan, susuzluktan canı çıkacak biçare bahtsız bedeviydim.
“Kimse var mı? Neredeyim ben!” Neden kimse sesimi duymuyordu zaten ayakta kalacak takatim bile yokken yürüyordum.
Ayaklarım artık bedenime büyük bir yük olmaya başlamıştı. Üstelik içime çekilen sesimle de bağıramayacağımı anladım. Oturup hüngür hüngür ağlamak istiyorum.
“Neden bir Allah’ın kulu yok, Allah’ım yardım et” diyerek tutmuş olduğum göz yaşlarını bir bir saldım. “Bu lanet kör olasıca yerde ölüp gidecektim. Allah’ım bu mu bana reva gördüğün ölüm, üstelik ailemle de veda etmemişken yalvarırım öldürme beni!”
Yürümekten çok ayaklarımı yere sürte sürte gitmeye başladım. Ağlamam da nafile, bağırmam da.
“Ah, o da ne?” Ayağımın sert bir şeye çarpmasıyla yeri boyladım.
“Yeter ama ha! Daha ne kadar sürüneyim istiyorsun?”
Ses frekansım beklemediğim bir şekilde normalin üstünde çıkarken birden ışıklar yandı. “Bir dakika, Ne? Işıklar mı yandı?
Etrafım gerçekten de sarı ışıklarla aydınlanmıştı. Kafamı yukarı kaldırıp ışığa bakarken bunların ateş böcekleri olduğunu gördüm.
Bir sürü ateş böcekleri, karanlığımı aydınlatıyordu.
Dizlerimin çökmüş olduğu yerden kalkmaya çalıştım. Kalkmaz olaydım, ayaklarımı dolanan elbiseden kurtararak geri geri adım atmaya çalışıyordum. Zira karşımda kanlı ayaklarıma eşlik eden üç adet mezar vardı.
Sara hastalığına yakalanmışım gibi titremeye başladım. Gördüğüm şey doğru muydu?
Gördüğüm mezarlarla nefesim kesilmiş gibi göğsüm inip kalkıyordu.
Tam üç adet mezar önümde duruyordu. Ateş böcekleri ise beni değil ortadaki mezarı aydınlatıyordu.
Ama neden...