devam ediyor 1g önce güncellendi
98 97 96
@ozlemgunes89_
Okuma
0
Oy
0
Takip
0
Yorum
0
Bölüm
1
Adımlarını izlerken, zihninin derinliklerinden yükselen o yabancı sesin kendi düşüncelerine karıştığını hissedebiliyordum. Bilincinin yansımalarını duyumsuyor, iç sesinin ona dokunmasıyla kaslarının istemsizce gerildiğini görebiliyordum. Omuzlarına çöken görünmez ağırlık, her adımını biraz daha yavaşlatıyordu. Birazdan söyleyeceği o "evet"in yalnızca bana değil, Efsun`la arasında sessizce örülmüş bağa da son vereceğini o da biliyordu. Attığı her adım, geri dönmek isteyen bir adamın sessiz direnişiydi.
Gömleğinin düğmelerini açmaya çalıştı. Parmakları öylesine titriyordu ki düğmeler, birbirine yabancılaşmış iki düşman gibi inatla direniyordu. Boynuna geldiğinde içlerinden biri koptu; küçücük bir ses çıkararak yere düştü.
Naci istemsizce Efsun`a baktı. O bakışı gördüm. Gözlerinde ne bir yardım çağrısı ne de bir pişmanlık vardı; yalnızca Efsun`un tanıdık dinginliğine duyduğu kör ihtiyaç okunuyordu. Elim, kopan düğmeyi dikmek için uzanmışken havada asılı kaldı. Naci`nin gözleri, sanki odada yokmuşum gibi, Efsun`un üzerinde durdu.
Efsun`un her zaman övündüğü, ince ve uzun, soğuk pencere korkuluğunu andıran parmakları, Naci`nin boynuna sanki orası zaten ona aitmiş gibi yerleşti.
Nilüfer olarak oradaydım. O ana ilk müdahale edecek kişi ben olmalıydım. Ama Naci, Efsun`a bakarken benim varlığımı gölgede bırakmıştı. Efsun, Naci`ye öylesine sahiplenici, tenine öylesine hâkim dokunuyordu ki Naci`nin omuzlarındaki ağırlık sanki tek bir dokunuşla hafifledi.
Naci, Efsun`un her hareketinde biraz daha gevşiyor, ruhu benden değil ondan besleniyordu. Gözleri dikilen gömleğe değil, Efsun`un yüzüne kilitlenmişti.
Efsun`la göz göze geldik. Zaman durdu. Gözlerinde, yıllardır içinde büyüttüğü sessiz fedakârlığın son kırıntısını gördüm. Zehir gibi fısıldadığım sözler bile onu yerinden oynatamıyordu.
"Ver onu."
Sesim bile bana yabancı geldi. Sertliği odanın sessizliğini yardı. Parmakları bir an tereddüt etti. Elimi uzatıp iğneyi usulca ama kararlı bir hareketle elinden aldım.
Tam o sırada Naci`nin sesi duyuldu.
"Bırakma onu... Sakın bırakma."
Hangi "onu" kastettiğini bilmiyordum. İğneyi mi, düğmeyi mi, yoksa aralarında sakladıkları o görünmez bağı mı... Bilmiyordum.
Tek bildiğim, artık düğmeleri benim dikmem gerektiğiydi. Kopan düğmeyi yerine yerleştirdim. Efsun`un diktiği düğmeleri söktüm. Her ilmekte elim biraz daha sertleşiyor, yalnızca kumaşı değil, içimde biriken öfkeyi de Naci`nin üzerine işliyordum. Gözyaşlarım görüşümü bulandırıyor, iğne parmağıma batıp kanatıyordu. Akan kan damlaları gelinliğime düşüyor, parlayan taşlar kırmızıya dönüyordu. Dudaklarımın arasından dökülen kısık melodi, odanın duvarlarında dolaşan bir ağıda dönüşüyordu.
Efsun olduğu yerde kalmıştı. Kıpırdamıyor, konuşmuyor; yalnızca o günün altını çizer gibi, donuk, şaşkın ve insanın içini ürperten bakışlarıyla beni izliyordu.
DÜĞME III
Son düğmeyi de diktikten sonra ellerim durdu. Efsun`un diktiği düğmeleri avucuma koydum. Düğmeler, üzerlerindeki kan lekeleriyle birlikte kırmızı beyaz bir desene dönüşmüş; camdan yansıyan havai fişeklerin ışığında ürkütücü bir şekilde parlıyordu.
Odaya çöken sessizlik, biraz önce yaşanan her şeyden daha ağırdı. Müzik hâlâ çalıyordu; fakat ritmi artık eğlenceyi değil, sonu çoktan yazılmış bir hikâyenin yasını taşıyordu.
Sabahın ilk ışıkları, camın puslu yüzeyinden süzülerek yatağın üzerine kıvrılmış Naci`nin çıplak sırtına, bir celladın soğuk nefesi gibi düştü.
Kocamın sırtındaki o derin boşluğu seyrederken, uykusuzluktan kan çanağına dönmüş gözlerimin son feriyle avucumda tuttuğum yasaklı takip programına uzandım. Ekranın solgun ışığı yüzümü aydınlatırken, parmak uçlarım titreyerek harflerin üzerinde gezindi.
Harfler gözlerimin önünde yavaş yavaş silinmeye başladı. Sanki hiç var olmamışlardı. Sanki bu kâbus hiç yaşanmamıştı.