devam ediyor 2h önce güncellendi
BENİ GÖREV GİBİ SEVDİ
@sude_2828
Okuma
4
Oy
3
Takip
0
Yorum
2
Bölüm
3
Onunla ilgili ilk fark ettiğim şey elleriydi. Uzun parmaklı, kemikli, her zaman sakin görünen eller… İnsan o ellerin bir gün boğazına dolanacağını düşünmez. Ben hiç düşünmemiştim.
Adım Lina. Yirmi iki yaşındayım. Omuzlarıma dökülen koyu kahverengi saçlarım var, çoğu zaman dağınık bırakırım. Gözlerim ela ama ışığa göre rengi değişir; annem “kararsız gözler” derdi. Zayıf sayılırım, kemiklerim biraz fazla belli olur. Güçlü görünmem ama içimde hep güçlü kalmaya çalışan bir yan vardı.
O yanım, Aras sayesinde ayakta duruyordu.
Aras uzun boyluydu; yüzü sert hatlı ama gülünce bütün keskinliği eriyen cinsten. Siyah saçlarını hep geriye doğru tarardı, çenesi hafif köşeliydi. En çok da gözleri… Soğuk bir gri. İnsan baktığında kendini güvende hissederdi, çünkü o bakışlar “arkandayım” derdi. Ya da ben öyle sanmıştım.
O gece her şey normal başladı. Hatta fazla normaldi. Mutfakta oturmuş, çay içiyorduk. Camdan sızan sokak lambası yüzünü yarı aydınlatıyordu. Telefonu masadaydı. Sessiz. İlk defa değildi ama içime bir huzursuzluk çöktü.
“Bir garipsin,” dedim. Başını kaldırmadan gülümsedi.
“Yorgunum.”
İnsan sevdiği birine inanmak ister. En saçma yalana bile. Ben de inandım.
Sonra kapı çaldı.
Beklemiyorduk kimseyi.
Kapıyı ben açtım. Karşımda takım elbiseli, sert bakışlı bir adam duruyordu. Kırklı yaşlarının başında, yüzünde resmi bir ifade. Elinde bir dosya vardı.
“Lina?” dedi. “Evet…” “Ben Kemal. Konuşmamız gerekiyor. İçeri girebilir miyim?”
Aras arkamda belirdiği an, adamın bakışları değişti. Keskinleşti. O an içimde bir şey koptu ama henüz nedenini bilmiyordum.
Oturduk.
Kemal dosyayı açtı. Masaya birkaç kağıt koydu. Fotoğraflar… Belgeler… İmzalar…
“Bunları tanıyor musun?” diye bana sordu.
Fotoğraflardan biri benimdi. Evimizin önü. Ben. Saatler. Tarihler. Yanında Aras’ın imzası vardı.
Kalbim deli gibi atmaya başladı.
“Bu ne?” dedim, sesim titreyerek.
Kemal derin bir nefes aldı.
“Aras, son altı aydır seninle ilgili her bilgiyi karşı tarafa aktarıyor.”
Güldüm. İstemeden. Sinirden.
“Ne demek istiyorsunuz siz? Ben sıradan biriyim.”
Kemal başını iki yana salladı.
“Değilsin. Ve o… senin sevgilin değil sadece.”
Başımı Aras’a çevirdim. İlk defa bana bakmıyordu. Gözleri masadaydı. O gri gözler kaçıyordu.
“Aras?” dedim. “Ne diyor bu adam?”
Sessizlik.
O an içimdeki umut, camdan atılmış gibi paramparça oldu.
“Konuşsana!” diye bağırdım. Sesim bana bile yabancıydı.
Sonunda başını kaldırdı. Yüzünde pişmanlık yoktu. Sadece yorgunluk.
“Bilmen gerekiyordu,” dedi sakin bir sesle. “Ama böyle değil.”
Kalktım. Sandalye yere devrildi.
“Beni mi sattın?” dedim. “Beni mi kullandın?”
“Bu bir satış değildi,” dedi. “Bu bir görevdi.”
Görev.
Ağzımdan tek kelime çıkmadı. Görev kelimesi kulaklarımda çınladı. Meğer sarıldığım kollar, beni korumak için değil; izlemek içindi. Meğer gece ağladığımda sırtımı sıvazlayan el, rapor tutan bir elmiş.
“Benimle ilgili ne verdin?” diye fısıldadım.
“Her şeyi,” dedi.
O an içimde bir şey öldü. Aşk değil sadece. İnanç. Güven. Kendim.
“Beni hiç sevdin mi?” dedim. Bu soru ağzımdan kendiliğinden çıktı. En aptal soru ama en gerekli olanı.
Gözleri bir an doldu. Sadece bir an.
“Sevmemem gerekiyordu,” dedi. “Ama sevdim.”
İşte asıl ihanet oydu.
Beni satması değil.
Sevmiş gibi yapması değil.
Sevmesine rağmen vazgeçmemesi.
Elimi göğsüme bastırdım. Nefes alamıyordum.
“Defol,” dedim. “İkiniz de.”
Kemal kalktı. Aras yerinden kıpırdamadı.
“Lina…” dedi.
“Adımı ağzına alma,” dedim. “O hak bitti.”
Kapıyı açtım. Kemal çıktı. Aras hâlâ duruyordu. Son bir kez baktım ona. O gri gözlere. Artık soğuktu. Yabancıydı.
“Beni en iyi sen tanıyordun,” dedim. “Ve en derin yerimden vurdun.”
Kapıyı yüzüne kapattım.
O gece anladım:
İhanet her zaman başka bir bedende olmaz.
Bazen, en güvendiğin kalbin içinden çıkar.
Ve insan, buna asla hazır olmaz.