devam ediyor 3s önce güncellendi
İkinci Kitap " Günahkârların Laneti "
@gunesin_izi
Okuma
0
Oy
0
Takip
0
Yorum
0
Bölüm
2
Günahkârların Çağı, çoktan Günahkârların Laneti’ne dönüşmüştü.
Takvimler bin yüz yılı devirmişti; ama zaman ilerlememişti sanki. Dünya hâlâ karanlıktaydı. Güneş doğuyor, fakat ısıtmıyordu. Geceler uzadıkça uzuyor, sabahlar bir lütuf değil, yalnızca yeni bir acının başlangıcı oluyordu.
İnsanlık çökmüştü.
Şehirler bir zamanlar göğe meydan okuyan kulelerken şimdi is ve küf kokan harabelerden ibaretti. Beton yığınlarının arasında rüzgâr uğuldar, eski dünyanın metal iskeletleri çürümüş kemikler gibi toprağa saplanırdı. Teknoloji bir masaldı artık; ekranlar kararmış, makineler susmuş, bilgi unutulmuştu. İnsanlar yeniden kılıçlara, mızraklara, baltalara dönmüştü ama bu dönüş bir ilerleme değil, daha derin bir düşüştü. Eski çağların bile bir onuru vardı; bu çağdaysa yalnızca vahşet kalmıştı.
Açlık hüküm sürüyordu.
Tarlalar lanetlenmiş gibi ürün vermez, su kaynakları ya zehirli ya da kanla karışık akardı. İnsanlar hayatta kalmak için birbirini satıyor, kardeş kardeşi ihbar ediyor, çocuklar daha konuşmayı öğrenmeden bıçak tutmayı öğreniyordu. Merhamet zayıflıktı. Vicdan, mezara gömülmüş eski bir kelimeydi.
Viktor dönemi sona ermişti.
Onun yönetimi zalimdi, evet; ama en azından kuralları vardı. Şimdi ise tahta oturan yeni kral, zulmün bile sınırlarını aşmıştı. İsmi fısıltıyla anılırdı; çünkü adını yüksek sesle söylemek bile ölüm sebebiydi. Bu kralın ne affı vardı ne de sabrı. Onun gözünde insanlar, yalnızca hükmedilecek etten ibaretti.
Meydanlar idamlarla doluydu.
Gün doğarken çanlar değil, çığlıklar yankılanırdı. Suçlu olmak gerekmiyordu; yanlış yerde durmak, yanlış bakmak, hatta doğru zamanda susamamak bile yeterliydi. Askerleri demirden iradeleri ve taşlaşmış kalpleriyle sokakları arşınlar, direnenleri değil, nefes alanları ezerdi.
Umut yasaktı.
Eski kitaplar yakılmış, eski hikâyeler unutturulmuştu. Gelecekten söz edenler ya delilikle ya da isyanla suçlanırdı. İnsanlar başlarını eğerek yürür, göz göze gelmekten korkardı; çünkü bir bakış, bir ihbar, bir cellat demekti.
Ve dünya…
Dünya sanki bu laneti kabul etmişti. Gökyüzü sürekli griydi, yağmur bile kül gibi yağardı. Toprak kana doymuş, rüzgâr duaları bile taşımıyordu. Tanrılar susmuştu ya da insanlığı çoktan terk etmişlerdi.
Bu çağda yaşamak bir mucize değil, bir cezaydı...