devam ediyor 6s önce güncellendi
ZAMANIN ÖTESİNDE BİR BEN
@fatma.dlc
Okuma
520
Oy
267
Takip
16
Yorum
146
Bölüm
14
Kapıyı çalmadan içeri daldım. Asil, yatağının kenarına tünemiş, tek eliyle gömleğinin düğmeleriyle boğuşuyordu. Gömleği omuzlarından aşağı süzüldüğünde, mum ışığının altında parlayan o kusursuz sırt kaslarını ilk kez bu kadar yakından görüyordum. Her bir hattı, titizlikle işlenmiş bir mermer heykel kadar güçlü ve muntazamdı; geniş omuzları ve beline doğru daralan o atletik yapısı, odadaki loş havayı bile ağırlaştırıyordu. Bakışlarımı bir an bile olsa o mükemmel görüntüden çekmekte zorlandım.
"Nihayet," dedi, sesindeki o kadifemsi ama iğneleyici tonla. "Ben de burada kendi kanımda boğulmamı bekliyordum Asmin. Şifacı yeteneğin gözlerimi yaşartıyor," dedi dalgacı bir ses tonuyla.
"Abartmayın bayım," dedim, tepsiyi komodinin üzerine gürültüyle bırakırken. "Alt tarafı bir hançer yarası. Ölecek olsanız bu kadar çok konuşamazdınız."
Yanına oturdum. Gömleğini omzundan aşağı tamamen sıyırırken parmaklarımın ucuna çarpan o teninin sıcaklığı, bir an için nefesimi kesti. Sağ omzunun hemen altındaki kesik, bir hançerin izini taşıdığı için beklediğimden daha derin ve vahşi görünüyordu. Kalbim bir an tekledi ama ona bunu belli etmeyecektim.
"Canınız yanacak," dedim buz gibi bir sesle. Pamuğu alkole bulayıp yarasına bastırdım.
"Ah! İnsafsız..." Dişlerini sıktı, boynundaki damarlar birer halat gibi gerildi. "Pansuman mı yapıyorsun yoksa yarım bıraktığın işi mi tamamlıyorsun? Eğer beni öldürmek istiyorsan söyle, bu kadar zahmete girmeyelim."
"O zaman sizin yüzünüzden yaralandım diyerek beni gecenin bu vakti odanıza çağıramazdınız bayım," dedim, sargı bezini açarken. "Sırf bana bu işkenceyi çektirmek için o hançerin önüne atladığınıza yemin edebilirim ama kanıtlayamam."
Asil aniden hafifçe bana doğru eğildi. Aramızdaki mesafe o kadar azaldı ki, nefesinin sıcaklığını yanağımda hissettim. Gözleri, zifiri karanlık bir kuyu gibi beni içine çekiyordu.
"Belki de haklısın," dedi fısıltıyla. "Belki de senin o buzdan duvarlarını yıkmanın tek yolu, kanımın akmasıdır. Bak, ellerin titriyor. Yoksa koskoca sivri dil, bir parça kandan mı korkuyor?"
"Kandan korkmuyorum bayım, sizin bu bitmek bilmeyen oyunlarınızdan yoruluyorum sadece," dedim ama sesimdeki titremeyi gizleyemedim. Sargı bezini omzunun etrafından dolamak için kollarımı boynuna dolamak zorunda kaldım. Çok yakındık, bu yüzden onun kalbinin ritmini duyabiliyordum. "Şimdi, kıpırdamayın da şunu bağlayayım."
"Kıpırdamıyorum zaten. Ama sen, sanki kaçacakmışım gibi bana sarılıyorsun," dedi muzip bir gülüşle. Sol elini belime yerleştirip beni kendine biraz daha çekti. "Yaralıyım Asmin. Savunmasızım. Bu halimden faydalanmayacak mısın?" Elini yerleştirdiği yere, yani belime baktım şokla. Bu adam ne yaptığını sanıyordu? Amacı beni kışkırtmaktı adım kadar emindim.
"Savunmasız mısınız? Siz bir kaplan kadar `savunmasızsınız` bayım," dedim, düğümü biraz sertçe sıkarak. İnledi ama bu seferki acıdan çok, keyif alan bir inlemeydi. "Bitti işte. Şimdi uyuyun ve yarın sabaha kadar sakın beni çağırmayın." Kalkmaya yeltendim fakat izin vermedi.
"Gitme," dedi eli belimde sabitlenirken. Sesi artık dalga geçmiyordu; daha koyu, daha davetkar bir tona bürünmüştü. "Yaram sızlamaya başladı. Belki de pansumandan daha etkili bir tedaviye ihtiyacım vardır. Mesela, yanımda kalmana?"
"Asil, elini çekmezsen o yarayı tekrar açarım."
"Denesene," dedi meydan okurcasına, dudakları kulağımın hemen dibindeyken. "Bakalım ellerin o kadar ileri gidebilecek mi, yoksa yine beni kurtarmaya mı çalışacaksın?"
Bakışlarımızı kilitledik. Odanın içindeki hava o kadar ısınmıştı ki, mumların eridiğini hissedebiliyordum. Gitmem gerekiyordu ama ayaklarım sanki yere çivilenmişti.