devam ediyor 1s önce güncellendi
SIFIR NOKTASI: ÇELİK VE MERHAMET
@sidarveyancisi
Okuma
40
Oy
17
Takip
8
Yorum
19
Bölüm
4
Kızıl Tepe’de gece, mermiden daha soğuktu. Gözetleme kulesinin hemen altındaki revir çadırının önünde, jeneratörün hırıltılı sesi rüzgâra karışıyordu. Teğmen Asena, parmakları buz tutmuş olmasına rağmen geri adım atmadı. Karşısında bir dağ gibi duran Binbaşı Karahan, elindeki feneri yere tutmuş, gölgeler içinde devasa bir siluet gibi duruyordu.
"Sana bir emir verdim Teğmen," dedi Karahan. Sesi, kayaların birbirine sürtünmesi gibi pürüzlü ve tehlikeliydi. "O hayvan ölecek. Bu dağlarda yaralıya yer yok, hele ki bir köpeğe ayıracak vaktimiz hiç yok. Silahını çek ve gereğini yap."
Asena, Binbaşı’nın buz mavisi gözlerine, kendi kahverengi gözlerini bir mermi gibi dikti. Elindeki sargı bezini ve dezenfektanı bırakmadı. "Ben bu üniformayı can almak için giydim komutanım, ama sadece namlu karşısındakilerin canını. Bu canlı size ihanet etmedi. O mayını fark etmeseydi şu an bu karakolda yarımız eksiktik."
Karahan bir adım yaklaştı. Aralarındaki mesafe kapandığında, Asena Binbaşı’nın üniformasından gelen o ağır barut ve keskin tütün kokusunu duyabiliyordu. Karahan, Asena’nın yakasına yapışacakmış gibi elini kaldırdı ama sonra durdu. Parmakları titriyordu.
"Merhamet," dedi Karahan fısıltıyla, "bu coğrafyada seni zayıflatır. Bir gün tetiği çekmen gerektiğinde, o köpeğin bakışları gelir aklına. O zaman seni kim kurtaracak?"
Asena, Binbaşı’nın elindeki fenerin ışığında, adamın sağ avucunun içindeki eski, derin nasırları gördü. O ellerin sadece silah tutmadığını, bazen gizlice bir canı beslediğini biliyordu.
"Beni merhametim kurtaracak komutanım," dedi Asena, sesindeki titremeyi bastırarak. "Çünkü beni bu dağlara getiren şey nefret değil, koruma içgüdüsüydü. Siz de aynısını hissediyorsunuz, sadece kendinize itiraf edecek kadar cesur değilsiniz."
Karahan’ın yüzündeki o sarsılmaz maske, ilk kez o gece çatladı. Elindeki feneri sertçe kapattı. Karanlığın içinde sadece ikisinin hızlı nefes alışverişleri kaldı. Binbaşı arkasını dönüp giderken, omuzlarının her zamankinden daha ağır olduğunu Asena ilk kez fark etti.
"Yarasını sar o zaman Teğmen," diye gürledi Karahan, uzaklaşırken sesi karanlıkta yankılanıyordu. "Ama sabaha ayağa kalkmazsa, o sargıları kendi kefenin yaparsın."
Asena derin bir nefes aldı. Dizlerinin bağı çözülmek üzereydi ama gülümsedi. Çakır’ın başını okşarken fısıldadı: "Gördün mü oğlum? O canavarın bile bir kalbi var. Sadece pas tutmuş, biz o pası sökeceğiz."