devam ediyor 2h önce güncellendi
Agra (Güncelleme)
@srhtonrkms
Okuma
155
Oy
5
Takip
13
Yorum
2
Bölüm
1
Bazı aşklar yaşanmaz; insanın içinde büyür, büyür ve sonra bir gün, hiç gürültü koparmadan sessizce eksilir. İnsan o eksilmeyi ilkin anlamaz; göğsünde bir genişlik, ruhunda bir hafifleme sanır yer açılan boşluğu. Oysa giden, ardında hafiflik değil, ağırlığını zamanın bile ölçemediği bir enkaz bırakır. Agra’nın hikâyesi tam da bu sessiz eksilmeyle, o ilk kırılmayla başlar. Gerçeklerle hayaller arasında sıkışıp kalan bir adamın, bir eylül akşamı kalbini dinleyerek çıktığı o uzun ve geri dönülemez yolculuk, aslında kendi zihninin sınırlarını aşma çabasıdır.
Yollar her zaman düz gitmez; bazen öyle keskin bükülür ki, insan kendini bir başkasının kaderinin tam ortasında buluverir. Agra’nın yolu da Efsun’la böyle bir dönemeçte kesişir. Efsun, adına tezat bir sadelikle ama gözlerinde taşıdığı o derin, gizemli fırtınayla girer onun hayatına. Masum bir sevdadır onlarınki; tıpkı baharın ilk günlerinde açan, fırtınaya direnmeye çalışan kırılgan bir çiçek gibi umutla başlar ve zamanla, mesafelerle, suskunluklarla sınanır. Gece yarıları telefonun ucundaki o ağır sessizlikler, aynı gökyüzünün altında farklı şehirlerin ayazında üşürken duyulan o çaresiz hasret ve her şeye rağmen yıllara yayılan o köklü “biz” duygusu... Agra, o duygunun kendisini koruyan bir zırh olduğunu sanırken, sığındığı limanın aslında kendi fırtınası olacağını henüz bilmiyordur.
Çünkü her yol aynı yere varmaz ve her sevda tamamlanmaz. Agra, sevdiği kadının ardından kalan o buz gibi boşlukla değil; söylenmemiş sözler, yarım bırakılmış vaatler ve gözlerde donup kalan o son bakışın ardındaki eksik kalanlarla yüzleşmek zorunda kalır. Bir gün, zihninin labirentlerinde kaybolmuşken acı bir gerçeği fark eder: Bir aşk filmi sandığı şey, aslında yalnızca bir fragmandan ibarettir. Perde hiç açılmamış, asıl oyun hiç başlamamıştır. Geriye cevaplardan çok, geceleri uykusunu bölen amansız sorular kalır: İnsan sevdiğini kaybedince mi büyür, yoksa büyüdüğünü sandığında mı kaybeder en değerlisini?
Agra – Eksik Kalanlar, bir ayrılığın ardından hayatta kalmaya çalışan bir adamın iç sesi; sevdanın, zamanın ve kaçınılmaz kabullenmenin hikâyesidir. Okurunu kendi yarım kalmış cümleleriyle, altı çizilmiş ama hiç telaffuz edilmemiş kelimelerle baş başa bırakan, sade ama vurduğu yerde derin izler bırakan bir anlatıdır. Bilirsiniz, en çok canı yananlar, en az kelimeyle konuşanlardır. Bazı hikâyeler mutlu biter; masallardaki gibi, kırılan her şey onarılır ve gidenler döner. Bazıları ise insanı değiştirerek, dönüştürerek ve arkasında bambaşka bir adam bırakarak son bulur. Agra’nın hikâyesi mutlu bitmedi ama o eylül akşamından sonra, Agra bir daha asla eski Agra olmadı.