devam ediyor 6g önce güncellendi
Mükemmel Uyum
@korkuzamanı
Okuma
0
Oy
0
Takip
0
Yorum
0
Bölüm
2
Gecenin üçüydü. İstanbul’un sakin bir semtindeki apartman dairesinde, masanın üzerine dizilmiş on beş farklı kulaklık kablosu birbirine dolanmış gibi duruyordu. Ama onlar kulaklık değildi. Her biri, insan derisinin altından, tam olarak boynun omurilikle birleştiği hassas noktadan titizlikle çıkarılmış sinir uçlarıydı.
Mete, ellerindeki bu "sanat eserine" bakarak gülümsedi. O bir katil değildi; o, insan ruhunun "Ses Mühendisi"ydi.
Polisler ve gazeteciler ona "Akortçu" lakabını takmıştı. Çünkü bıraktığı kurbanların hiçbiri vahşice katledilmemişti. Vücutlarında ne bir kesik izi vardı ne de boğulma alameti. Sadece ölüm anındaki son çığlıkları, kulaklarında yer eden o tiz frekansla kilitli kalıyordu.
Mete’nin teorisi basitti: İnsanlar, çevrelerindeki gürültü kirliliği yüzünden asıl seslerini hiç duymazlar. Gerçek ses, ölümün eşiğindeki o son saniyede, boğazın en derininde yankılanan saf rezonanstır. Ve o, bu rezonansı kaydetmek, evrenin en kusursuz senfonisini yaratmak zorundaydı.
Zil çaldı.
Mete irkildi. Saat sabahın üç buçuğuydu. Kapıda kimse olmaması gerekirdi. Sessizce kapı deliğine yaklaştı. Mercekte kimse görünmüyordu. Tam kapıyı açmaktan vazgeçecekken, dışarıdan ince, metalik bir ses duyuldu:
“F-fa diyez... Akort kaçmış, Mete.”
Mete’nin kanı çekildi. Bu ses... kendi iç sesinin ta kendisiydi. Kapıyı hızla açtı. Karşısında kimse yoktu. Sadece yer bırakılmış eski, antika bir ses kayıt cihazı duruyordu. Kaset dönüyor, makara yavaşça tıkırdıyordu.
Cihazı yerden alıp play tuşuna bastı. Kendi evinin iç sesleri hoparlörden yayıldı: Masaya vuran parmaklarının sesi, nefes alışları ve... arkasından gelen başka bir nefes.
“Bulundun.”
O anda evin tüm sigortaları attı. Karanlık, mutlak bir sessizlikle odayı sararken, arkasındaki boy aynasından soğuk bir nefes ensesine çarptı. Mete panikle arkasını döndü, elindeki neşteri savurdu ama havayı kesti.
Aynadaki yansıması... onunla aynı anda hareket etmiyordu. Yansımasındaki Mete, genişçe sırıtıyor, elindeki neşteri kendi boğazına dayamış duruyordu.
"Sen kimsin?" diye fısıldadı Mete, sesi titreyerek.
Aynadaki siluet, odadaki kulaklıklardan ve cihazlardan aynı anda yankılanan metalik bir sesle cevap verdi:
“Ben senin dinleyicinim, Mete. Yıllardır harika konserler verdin. Ama bir şeyi unuttun... Orkestra şefi sahneden inmeden melodi bitmez.”
Aynadaki el, neşteri kendi boğazına geçirdi.
Gerçek dünyada Mete’nin elleri aniden kilitlendi. Kontrolü tamamen kaybetmişti. Kendi elleri, kendi neşterini boynuna doğru kaldırdı. Gözlerini dehşetle açtı, çığlık atmak istedi ama boğazından sadece tiz, pürüzsüz bir fa diyez sesi döküldü.
Evin içindeki tüm kayıt cihazları aynı anda kayda girdi. Çünkü Akortçu, sonunda kendi şaheserini besteliyordu.