36. Bölüm

35.bölüm:

Berna
maviay_63

Hayatı anlayamayız bazen. Öyle bir darbe vurur ki bize, doğrularımızı yanlışa dönüştürdüğümüzü bile fark etmeyiz. Yanlışı yanlışla düzeltiriz ve bu hayatımızı daha çok sarpasardırır.

Tıpkı bir örümcek ağı gibi hayatımıza yayılır en sonunda.

 

İnsan oğlu işte, iyiyle kötünün savaşını verir durur.

 

Gülsüm elimdeki test çubuğunu almaya çalışırken, ben ise elimi geri çekerek tekrar çubuğa baktım.

 

" Sen gerçekten hamilesin!"

 

" Bağırma, duyacaklar." Diyerek ardına bakarken ben ise hayretle Gülsüme baktım.

 

" Bunu bugün mü öğrendin?"

 

Gülsüm cevap veremeyince, omzunu tutarak bu sefer sakince tekrar sordum.

 

" Gülsüm, bir şey söyle."

 

Gülsüm başını eğerek suskunca kalırken, usulca yanına giderek bekledim.

 

Bir şey demesini bekledim, fakat cevap vermedi. Hâla suskunluğunu koruyordu.

 

Em sonunda göz yaşları yavaş yavaş süzüldüğünde, artık sorgulamayı bırakarak ona sakince yaklaşarak sarıldım. Şuan tek ihtiyacı olan teselli edilmekti.

 

" Başına gelenler nedir böyle be kuzum!" Bıkkınca soluk alarak omzunu sıvazlayarak sakinleştirmeye çalıştım.

 

" Geçecek, her şey geçecek."

 

Sözlerimden sonra Gülsüm dayanamayarak daha çok ağladağında ona daha çok sarıldım. Sarılmama karşılık verdiğinde, buna ne kadar ihtiyacı olduğunu daha çok anlamıştım.

 

" Çok özür dilerim Çilem. Ben bunlar olsun istememiştim"

 

Bir an kaşlarım çatık şekilde ona dönerken, kafam karışık şekilde ona baktım. İyi de benden neden özür diledi?

 

Sakince ondan ayrılarak, usulca göz yaşlarını sildim. Biraz sakinleşince de aklımdaki soruyu sormaya çalıştım. "Benden neden özür diliyorsun Gülsüm? Ben ne alaka? Hem asıl özür dilemesi gereken sen değilsin. O Polat ve Alev denen kadın."

 

Başını olumsuzca sallayarak yine yüzünü yere eğdi. " Kimin suçlu olduğunun bir önemi yok artık. Olan oldu."

 

" Boşanmaktan bu yüzden mi vazgeçtin? Hamile olduğunu mu öğrendin?"

 

Başını hüzünle sallarken cevap verdi."Alev'i öğrendikten günler sonra anladım hamile olduğumu. Son kez emin olmak için de bugün bir kez daha test yaptım!"

 

" Hastaneye gittin mi peki?"

 

" Gitmedim. Gitmeyi de düşünmüyorum."

 

" Olmaz öyle, gidip bir baktırmamız lazım."

 

Diyerek kolunu tutup dışarı çıkartmaya çalışırken, duraksayarak kendini geri çekti. " Olmaz dedim sana!" Gülsüm'ün bu tepkisini şaşkınlıkla izlerken, dilim tutulmuş halde onu izledim.

 

" Özür dilerim. Sana bağırmak istememiştim ama istemiyorum. Hastaneye falan gitmeyeceğim."

 

Kolunu bırakıp bıkkınca soluk alırken, ellerimi belime yaslayarak ona döndüm.

 

" Peki? Ne yapmayı düşünüyorsun? Ne olacak?"

 

" Bir kaç ay böyle geçsin. Zaten hamileysem er geç anlaşılır."

 

Ona sorgular şekilde bakarken, bir adım yaklaştım. " Gülsüm, sen ne dediginin farkında mısın? Çocuk oyuncağı mı sanıyorsun sen!"

 

" Ben öyle istiyorum Çilem! Lütfen üsteleme."

 

Yüz ifadesi sinirle ciddileştiğinde şaşırmış kalmıştım. Karşımda duran Gülsüm müydü gerçekten? Sessiz, kendi halinde olan Gülsüm.

 

Yine son çırpınışlarımla devam ederek ikna etmeye çalıştım.

 

"Gülsüm, sen iyi misin gerçekten? Beni endişelendiriyorsun."

 

Bu cevabından sonra kendi halinin farkına varmıştı. Bunu fark eder etmez de bıkkınca soluklanarak yatağın kenarına oturdu ve başını eğerek sessizleşmeye başladı.

 

Bu halini şaşkınlıkla izlerken, kendimi toparlamaya çalışarak diz çöktüm ve ellerimi dizlerinin üstüne yasladım.

 

Gülsüm beni fark ederek yüzünü çevirirken, göz yaşları içinde bana baktı.

 

O yaşlı gözleriyle bana bakarken, bıkkınca soluklanarak konuşmaya devam ettim

 

" Neden? Neden bunu kendine yapıyorsun Gülsüm? Bunlara hiç bir anlam veremiyorum."

 

" Öyle gerekiyor Çilem."

 

" Hadi öyle gerekiyor diyelim. Alev'i neden bu eve geri getirdin? Bunu neden yaptın?"

 

Gülsüm gerilerek yana bakarken omzunu tutup, derin bir nefes alarak devam ettim. "Gülsüm, bütün bunları neden yapıyorsun? Neden kendine bu kadar çektiriyorsun bir tanem?"

 

Yüzünü eğerken parmaklarını birbirine dolarcasına oyalanarak cevap verdi.

 

" Bir şeyler değişti. Bir şeyler oldu."

 

" Ne oldu Gülsüm? Bana her şeyi anlatabilirsin."

 

Yüzünü bana çevirerek acıyla gülümsedi. Ben bu yaptıklarına bir türlü anlam veremezken, boynuma sarılarak cevap verdi. " Belki sonra. Bir gün..."

 

" Beni korkutuyorsun Gülsüm, neden böyle konuşuyorsun? Anlamıyorum seni."

 

Benden uzaklaşarak tekrar gülümsedi. " Merak etme, kendime zarar vermem. Sadece yalnız kalmaya ihtiyacım var."

 

Bir kaç dakika hiçbir şey demeden ona bakarken, en sonunda inatlaşmaktan vazgeçtim. Pes edip dışarı çıkarken, odama doğru dalgın düşüncelerle yürümeye başladım.

 

Bir şeyler yolunda gitmiyordu o kesin. Fakat bunun ne olduğunu çözmek de pek kolay olmayacak gibiydi.

 

Bu kuma olayı daha da bir garip hale gelmişti. Gülsüm' ün ilk başlarda kendini öldürecek kadar istememesi, şimdi de kendi elleriyle buraya, konağa getirmesi... hepsi çok karışıktı. Bir kördüğümün içinde gibiydim.

 

Onun için daha çok endişeleniyordum artık. Hamile olduğunu bile saklıyordu bu kız! Bir şeyler yapmalıydım. Ama ne?

 

Dalgınca bunu düşünmeye devam ederken, Serpilin ardımdan seslenmesi ile duraksamıştım. Serpil duyduğumu fark ederken, rahat bir soluk alarak yanıma geldi. "hanımım, bir adam geldi sizi soruyor, bir baksanız."

 

"Bir adam mı? Kim oldugunu söyledi mi?"

 

"Bilmiyorum hanımım. Elinde bir demet kırmızı güllerle sizi bekliyordu. Sizin adınıza gelmiş."

 

" Kurye mi?

 

" Galiba."

 

Biraz duraksadıktan sonra, tekrar Serpil'e döndüm. " Peki tamam, şimdi bakarım Serpil."

 

Serpil, peki hanımım diyerek aşağı indiğinde ben de aşağı inerek avluya çıktım.

 

Avluda güllerle bekleyen adamı gördüğümde, gülümseyerek çiçeklere baktım. Tabi ki Savaş'ın aldığını anlamıştım.

 

İlerlemeye başlayarak adama sorgular gibi baktı. Adam konağa bakmayı kestiğinde, kendini toparlayarak elindeki not defterine baktı.

 

"Çilem EFEOĞLU burda mı yaşıyor acaba?

 

"Evet, buyurun benim? Siz kimsiniz?"

 

"Bu çiçekler sizin adınıza gönderilmiş. Buyurun." Diyerek gülleri verdikten sonra elindeki not defterinden bir şeyler yazdı. Ben de gülümseyerek gülleri kokladım.

 

" Şuraya bir imza atar mısınız?"

Tabii Diyerek kalemi aldığımda heyecanla köşeyi imzaladım. İlk defa bir çiçek almıştı. Bu yüzden biraz heyecanlıydım.

 

Adam iyi günler dileyerek dışarı çıktığında, sevinçle çiçeklere bakmaya devam ettim. Biraz yaklaşıp kokusunu içime çekerken kendimi kuş gibi hafif hissetmiştim. Gülümseyerek çiçeklerini severken, belimden sarılmam ile gözlerimi huzurla yumarak sırtımı göğsüne yasladım. Narin dokunuşlarından ve o hep kullandığı parfümlerinin kokusundan Savaş olduğunu anlamıştım.

 

" Çiçeklerini beğendin mi Peri kızı?"

 

Sevdiğim adamın yanaklarıni avuçlayarak gülümsedim. " Adam kelimesini ilk duyduğumda kafam karışmıştı. Hem de elinde çiçekle, büyük cesaret!"

 

Kıkırdayarak daha çok sarılırken devam ettim. " Bana çiçek getirmeyi bıraktım. Üstüne üstlük konağa getiriyor. Kocamla yaşadığım konağa."

 

Beni daha çok sararken, hırsla cevap verdi. " Öyle biri anasından doğmadı hâla Güzelim. Sen hiç merak etme."

 

Güllere dönerek koklamaya devam ederken, çenesini omzuma yaslayarak yanağımdan usulca öptü.

 

" Onu bunu bırak da söyle bakalım. Çiçeklerini beğendin mi bakalım?"

 

Gülümseyerek gözlerimi yumup sırtımı göğsüne yasladım. " Sana ait olan her şeyi beğenirim ben. Aksi mümkün bile değil."

 

Boynumdan öperek daha çok sarılırken ben de yüzümü ve bedenimi ona doğru çevirerek daha çok sarıldım. Bedenim ona sarılı haldeyken, kendi kendime konuşmaya başladım " Ne tuhaf, bazen sanki yıllardır seni tanıyormuş gibi hissediyorum. Bazen de ilk defa görmüş gibi heyecanlanıyorum."

 

Başımdan öperek bedenimi sararken, konuşmaya devam ettim. "Sanki, yarım kalmış parçamın geç kalmış bütünüsün."

 

" Bir bütünüz, bu doğru... serçe ile gül gibi vazgeçilmez bir bütünüz."

 

Kaşlarımı çatarak hüzünle konuştum.

" Ona örnek verme. Hikayesi mutsuz sonla bitiyor."

 

Huzurla gülümseyerek çenemi kendine çekti. " Serçe, aşk uğruna vermedi mi canını. Aşk yakar Güzelim. Aşk çok yakar."

 

" Bizim ki yapmayacak. Öyle değil mi? Ben sensiz bir hayat istemiyorum. Yaşayamam!"

 

Başımdan öperek sıkıca sarıldığında hüzünle beline sarıldım. " Buna izin vermeyeceğim Güzelim. Seni asla yalnız bırakmayacağım Peri kızı. Söz veriyorum."

 

Beline daha sıkı sarılırken gözümden süzülen yaşlara engel olamamıştım. Onun zarar görmesine asla tahammül edemezdim. Hem de asla.

 

" Seni seviyorum Peri kızı ve üzülmeni istemiyorum." Gülümseyerek cevap verdim. " Ben de seni seviyorum Sevgilim. Hem de çok."

 

" Biliyorum." Diyerek kıkırdamaya başlayarak yanağımdan öptü. Sonra gıdıklamaya çalışarak gergin ortamı düzeltmeye çalıştı.

 

" Sırası mı, avlunun ortasında."

 

" Ne var. Üzgün görmek istemiyorum seni."

 

Tekrar gıdıklamaya çalışırken elinden tutarak zar zor durdurmaya çalıştım. "Korumalar dışarda."

 

Göz devirerek eline cebine attığında, olumsuzca baş sallayarak sırıttım. "Çocuk gibisin." Diyerek bir elimle boynuna sarılırken, hâla yüz yüzeydik.

 

Ben gülümseyerek yanağını avuçlarken konuşmaya devam ettim. "Senin yanında fazla yumuşak olmam gerekiyor gibi hissediyorum Peri kızı. Çünkü senin bana böyle bakarken kolay kolay kızgın kalamıyorum." Belime sarılarak devam etti. "Emin'e kızdığım zamanlarda bile senin endişeli sesin beni ister istemez durduruyor. Üzülmene dayanamıyorum."

 

Gülümseyerek yanağını sevdiğimde, dizlerimden tutarak birden havaya kaldırmıştı. Ben mal gibi ona bakakalirken, içeri doğru yürümeye bile başlıyordu. Şoku üstümden atlatırken yere bakarak tekrar ona döndüm. " Ne yapıyorsun Savaş? İndir beni! Bir gören olacak şimdi."

 

" Herkes uyuyor, kimse duymaz."

 

" Olsun indir sen. Biri miri çıkarsa açıklama yapamayız valla."

 

" Açıklama niye yapalım. Karım mısın? Evet karımsın. O halde bir problem yok gibi görünüyor."

 

" Savaş, beni rezil etmeye ant mi içtin sen? Tavlada da aynı şeyi yaptın. İndir beni Allah aşkına!"

 

" Eğer sen biraz da bağırırsan, tüm konağı başımıza toplarsın merak etme."

 

Bir an susarak ürkekçe etrafa bakarken, daha fazla çırpınmaktan vazgeçmiştim nihayet.

 

Kimseyi uyandırmadan odaya geçtiğimizde, kapıyı ardından kapatarak beni yatağa oturtup dizlerimin önüne eğildi. Ellerimi tutarak bileğimi usulca öperken, kendimi bir çiçek gibi narin ve güzel hissettin.

 

Adam da nasıl bir büyü varsa artık, mal gibi bırakıyordu insanı.

 

" Bu güller gibi güzel ve narin olduğun gibi, dikenleri kadar keskin ve hırçın bir kadınsın."

 

" Fakat senin yanında tüm silahlarını düşüren bir savaşçıya dönüşüyorum."

 

Gülümseyerek biraz daha yaklaşıp çenemi usulca tuttu. " Benim çılgın savaşçım. Yavru kediye dönüşüyor desen daha doğru."

 

Gülümseyerek başımı eğdiğimde gülleri eline alarak konuşmasına devam etti.

 

" Güllerin bir anlamı vardır bilir misin?"

 

" Bilirim ağam." Sırıtıp yanına eğilerek konuşmaya devam ettim. " Saf aşkın ve tutkunun anlamıdır gül."

 

Gülümseyerek güllerden birinin alarak yine konuşmaya başladı. " Dokuz gülün anlamı nedir?"

 

Güllere bakarak merakla kaç gül olduğuna baktım. Dokuz gül olduğunu anladığımda ise tekrar Savaş'a döndüm.

 

" Anlamı ne peki?" Meraklı bakışlarımı fark etmesiyle sırıtırken, yine elimi tutup, gülü koklayarak cevap verdi. "Gülleri veren kişi, karşısındaki kişiye, sonsuza kadar birbirimizi seveceğiz mesajını veriyormuş."

 

Gülümseyerek gözlerine baktım. " Öyle miymiş?" Dediğimde de elimden usulca öperek cevap verdi. " Yoksa beni sevmeyecek misin?"

 

Omzuna vurarak boynuna sarıldım "Saçmalama. Bu dünyada bitmeyecek olan şey, sana olan sevgimdir. Bunu asla unutma." Huzurla gülümseyerek devam ettim. " Anlamlı bir hediye almışsın. Tebrik ederim ağam." Yüzüne dönerek elindeki gülü alarak devam ettim. " Benden on puanı kaptın."

 

Bu küstahça tavrıma alayla sırıtırken, onaylar gibi baş sallayarak cevap verdi. " Eyvallah! Sağol."

 

Kıkırdayarak yüz ifadesini izlerken gül demetini elime alarak ayağa kalkıp masada duran kavanoza yerleştirdim. Gülleri koklayarak dokunurken elimin üstünde hissettiğim Savaş'ın eliyle gülümsedim. Elimden tutup kollarımla bedenime sararken yanağımdan öperek sıkıca sarıldı.

 

" Sonsuza kadar. Ölüm bizi ayırana dek bir bütün olacağız. Bir aile olacağız... aslında olmaya başladık da sadece eyleme geçemedik." Diyerek alayla sırıttı.

 

Ne demek istediğini anlasam da anlamazsan gelerek konuyu değiştirdim. "Bana böyle sıkıca sarılıyorsun ya, sanki dünyalar benim oluyor. Ne kadar yakınımda olsan, o kadar mutlu oluyorum."

 

Bedenime daha çok sarılırken, huzurla gülümsedi. Sanırım bu söylediklerim sandığımdan da çok hoşuna gidiyordu. " Hazır olduğun günü de bir görebilsem hiç fena olmaz Peri kızı."

 

" Anlamadım ama neyse" Diyerek geçiştirmeye çalışsam da, Savaş konuyu açmakta kararlıydı. " Karı koca olmamız konusu Peri kızı. Her ne kadar seni zorlamak istemesem de, seninle bir şeyler yaşamak istiyorum Peri kızı."

 

Yanağımda öperek yine sıkıca sarılırken yutkunarak bir süre duraksadım. Savaş sessizliğimi hayır olarak algıladığında, kollarını gevşetmişti istemsizce.

 

" Bu hafta." Savaş ne olduğunu anlamaz şekilde bana bakarken ona dönerek konuşmaya devam ettim. " Bu hafta içinde hazır olucağım. Söz veriyorum Sevgilim."

 

Huzurlu gülümseyerek yanağımı avuçlarken başımdan usulca öptü. "Güven konusunda hâla problemlerin var." Savaş'ın bunu demesi ile gözlerim fal taşı gibi açılırken yutkunmadan edememiştim. " Hayır, ondan değil. Sadece..." duraksarken Savaş'ın gözlerinde takılı kalmıştım. Her ne kadar inkar edersem edeyim gerçeklerim ardımda görebiliyordu.

 

Nefesimi tekrar düzene alarak cümleme etmeye çalıştım. " Sadece bu benim için ilk, yani senin içinde öyle tabii ama biraz ürküyorum. Tüm bu olanlar, bizim berdelimiz sırf namus davası yüzünden var oldu ve ben bunu düşündükçe kötü hissediyorum." Diyerek acıyla başımı eğdim. Savaş huzursuca nefes alırken yanıma yaklaşarak belimden tutarak kendine çekti. Sonra anlıma uzunca bir öpücük konudurarak sarıldı.

 

" Seni böyle hissettirecek herkesin Allah belasını versin!" Yanaklarımı avuçlayarak öfke dolu konuşmasına devam etti. " Zarar görmene asla izin vermem Peri kızı. Kimsenin sana zarar vermesine izin vermem."

 

Yutkunarak acıyla gülümsedim. Zaten bir sen beni düşünebilirsin Sevgilim.

 

"Biliyorum. Öyle ki varlığın bile güvende hissettiriyor Sevgilim."

 

Huzurla gülümseyerek dudağımdan öpüp yine sarıldı. Ben de omuzlarına sarılarak kokusunu içime çektim. O ise bu sefer boynumdan öperek kucağına alıp yatağa doğru yürüdü. Beni usulca yatağa bırakırken kendisi de yanıma geçerek uzandı. Birbirimize huzurla bakarken daha fazla dayanamayıp beline sarılarak yüzümü göğsüne yasladım. O da bedenimi sarılarak saçlarımı sevmeye başladı. Sonra şarkı mırıldanarak daha çok yaklaştı.

 

" Bir ince pusudayım

Yolumun üstü engerek

Bir garip akşamdayım

Sırtımı gözler tüfek

Ben senin sokağına

Ulaşamam, dardayım

O mazlum gözlerine

Bakamam, firardayım

Oysa ben bu gece yüreğim elimde

Sana bir sırrımı söyleyecek idim

Şu mermi içimi delmeseydi eğer

Seni alıp götürecektim...

Beni vur, beni onlara verme

Külümü al, uzak yollara savur"

 

Gülümseyerek beline sarılıp sözünü kestim. " Seni kimselere vermem kurt bakışlım. Merhaba etme."

 

Sözüme gülümseyerek kıkırdamaya başlarken, beni kendine yaklaştırarak başımdan öptü. Sonra mırıldanarak şarkısına devam etti.

 

"Dağılsın dağlara, dağılsın bu sevdamız

Ama sen ağlama, dur

Beni vur, beni onlara verme

Külümü al, uzak yollara savur

Dağılsın dağlara, dağılsın bu öykümüz

Ama sen ağlama dur

Bir ince pusudayım

Bu gece zehir zemberek

Bir yolun sonundayım

Sessizce tükenerek

Ah, senin ellerine

Uzanamam, yerdeyim

O masum hayallere

Varamam, ölmekteyim..."

 

Şarkısını sonlara

doğru bitirdiğinde yüzüne dönerek gülümsedim. " Seni seviyorum Kurt bakışli sevgilim."

 

Burnumdan öperek huzurla gülümsedi yine. " Ben de seni seviyorum Peri kızı. Hem de çok."

 

Huzurla gülümseyip boynuna sarılarak kokusunu içime çekip yorgun bedenime yavaş yavaş uykuya daldım.

 

Bölüm : 01.02.2026 12:01 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...