
Merhabalar sevgili can cağızlarım. Nasılsınız, iyisinizdir inşallah. 🤗
Hikayede olaylar yavaştan ısınmaya başlıyor. Siz de fark ettiniz.
Umarım bundan sonrası çok daha beğeneceğiniz anlara tanıklık olur. 😌😘
Çok yakında buna bir tık daha benzer farklı ve gizemli bir hikaye daha yayınlamayı düşünüyorum. Biraz cinayet, biraz gizem olacak.
Hafta içinde en çok paylaşmamı istediğiniz günleri yazın yeni hikayeyi ona göre değerlendireyim. Haftada iki veya üç kere yayınlamaya çalışacağım inşallah.
Keyifli okumalar. Haftaya tekrardan görüşürüz artık.🤗🖐️
Bu arada pamuk eller oylara. Ve de yorumlara. ☺️😉
Sabah doğru uyanırken Savaş'ın huzurla uyuması izledim. Acaba Diye geçirdim içimden. Acaba ben ve o olabilir miydik?
Bıkkınca yataktan kalkarken başımı kaşıyıp tekrar ona döndüm. Gülümsedim, " Fazlasıyla ben gibi hissettiriyorsun. İnkar edemem. Ama sana da söyleyebileceğimi zannetmiyorum."
Diyerek ayağa kalkıp saçımı taşıyarak elimi yüzümü yıkadım. Sonra aşağı inerek mutfaktan su alarak balkona çıktım. Fakat o ciyak sesli Alev'in sesi ile tüm huzurum kaçmıştı.
" Kız boşver sen, gel hele buraya bak gör çantada keklik."
Çantada keklik olan kim? Kimden bahsediyordu bu? Diye sorguladığımda balkona çıktığını sonradan fark ettim. Ben hemen duvarın arkasına geçerken, bir an susmuştu. Anlamışmıydı bilmiyorum ama beklemek zorunda kaldım.
" Neyse tatlım biz sonra konuşuruz sen işini hallet. Görüşürüz. Bu arada şu kırmızı elbiseni giy, tamam mı daha çok etkilenir."
Bu kız kimden bahsediyordu böyle hiç bir şey anlamamıştım. Fakat içime bir kurt düştü.
" Ne işler çeviriyorsun sen Alev?"
Arkamı dönüp içeri geçtiğimde, karşımda Savaş'ı bulmam afallatmıştı.
" Sen böyle erkenci miydin?" Konuşmasını bir süre algılayamazken kendime gelerek cevap verdim.
"Evet öyle. Sanırım senden bir adım önde olmaya başlıyorum"
Gülümseyip kolunu omzuma alırken salona geçtik. Bense Alev'in kimden bahsettiğini aklımda sordum durdum.
Fakat bu sorularla endişelenmeme fırsat kalmadan kahvaltı da Yılmaz'ın muhabbeti geçti. Bir an yutkundum. Onu tamamen unutmuştum.
" Savaş oğlum Yılmaz aylar oldu gelmeyeli, nerdedir bu oğlan?"
Reyyan ananın sorusundan sonra Savaş tabağımdan yediğim parçayı ağzına atarak cevap verdi.
"Bir kaç hafta sonra gelecekmiş."
"Bir iş mi verdiniz ona? Uzun zaman oldu bir kez olsun uğramadı."
"Bilmiyorum babaanne bazı işleri varmış Urfa da. Yakın zamanda gelir, merak etme"
" Öyle diyorsan." Diyerek yemeğine devam etti. Ben ise karnım katılmasıyla birlikte korkmaya başlamıştım.
Allah'ım ne olur beni bulmasın. Ne olur.
Kahvaltıdan sonra erkekler kalkarak gitti. Bense odama çekildim. Pencere kenarındaki koltuğa oturup kuş cıvılıtıların sesini dinlemeye çalıştım. Sonra yine sıkılarak resim çizmeye karar verdim. Ne çizeyim diye düşünürken en sonunda galerime başvurdum. Telefonu elime alıp dolanırken Savaş'ın bir kaç fotoğrafı gözüme ilişti.
Bir an düşündüm de hiç onunla çekindiğim bir tane bile fotoğrafım yoktu. Düğün dışında.
Boşverip bu düşünceden sıyrılarak hüzünle onun resmini çizmeye başladım. Kara kalemde iyi olduğum için çizmekte pek zorlanmadım. Bir kaç saatin ardından da resmi bitirmiştim. Sanat bölümünü okamamın faydalarını görüyordum. Tabii yeteneğin de katkısı vardı.
Bir kaç tane daha resim çizerken sabahı akşam etmiştim bile.
Akşam yemeği için aşağı inmeye karar verdiğimde, eşyaları masaya indirerek dışarı çıktım. Masaya otururken bir şeyi fark etmiştim. Savaş gelmemişti. Bir süre daha gelmeyince nerde olduğunu iyice merak etmiştim, fakat kimseye soramıyorum da. Gelir herhalde Diyerek kendimi ikna ediyordum. Tabii bu ikna çabası uzun sürmemişti. Bu yüzden en sonunda Osman babaya döndüm. Savaş'ın nerde olduğunu sorduğumda da işlerinin uzadığını söylemişti sadece. Ben ise beklemekten başka bir şey yapamadım.
Sanki onu gördüğünde ne konuşacaksın Çilem Allah aşkına! Sanki onunla konuşabileceksin.
İçimdeki ben ile güzel bir kavga ederken en sonunda odama çekildim. Saat on olmasına rağmen hâla Savaş gelmezken etrafımda dört dönerken onu iyice merak etmiştim. Derken kapının birden açılması ile neye uğradığımı şaşırdım. Savaş kararmış gözleri ile bana bakarken merakla onu izledim.
"Hayırdır ne oldu! Ne bu öfke?" Elindeki yüzükleri gösterip sinirle bana yaklaştı.
"Bu yüzüklerin salonda ne işi var!" Nişan yüzüklerimdi. Biri tektaştı, diğeri de alyans.
"Nerde buldun onları?" Sinirle sırıtarak yana baktı. Sonra tekrar bana döndü.
"Bu yüzükleri öylece salonun ortasında bırakman ne anlama geliyor!"
" Ben...ben bıraktığımı hatırlamıyorum."
"Hatırlamıyorsun ama çıkartmışsın, birileri zorla parmağından çıkaracak değil ya, çıkartsa bile bunu fark edemeyecek kadar aptal değilsin herhalde!"
" Önce benimle doğru konuş Savaş!"
" Benimle evli olduğun sürece..." Bunu söylerken bana daha çok yaklaştı. Duvara yapıştığımda ise yüzüme doğru eğilerek konuşmaya devam etti.
" Benim olduğun sürece bu yüzük parmağından çıkmayacak, bunu önemsemeyebilirsin ama bunu parmağından çıkaramazsın anladın mı beni! Bu yüzük parmağından bir daha çıkmayacak. Burdan kaldığın sürece, evliymişiz gibi davranmak zorunda kaldığın sürece bu si*** yüzükleri çıkartmayacaksın!"
Öfkeyle cevap vermeye hazırlanıyordum ki konuşmaya devam etti. "Ben bunları yapıyorsam. Ben bu yüzüğü çıkarmıyorsam..." Bunu söylerken elindeki yüzüğü gösteriyordu. Sonra avucumu açıp yüzükleri bırakarak devam etti konuşmaya.
"Sende bunları çıkaramayacaksın. Özellikle alyansını asla çıkaramazsın."
Benden tiksinir gibi konuşuyordu. Sanırım ona saygı duymadığımı adamdan saymadığımı düşünüyordu. Bu canımı yakmıştı. Bana bir pislikmiş gibi davranıyordu. Acı ve öfkeyle ona baktım.
"Savaş ben salonun ortasında bırakmadım. Banyoda iken bir ara çıkartmak zorunda kaldım. Salona nasıl geldi anlamadım."
" Ne olursa olsun unutmayacaktın. Sen evli bir kadınsın! Bunu aklına soksan iyi edersin."
Dişlerinin arasında sinirle konuşurken canı yandığı belliydi. Ama asıl canı yanan bendim. Benim böyle biri olduğumu düşünmesine inananamıyordum.
Bu düşüncelerle gözlerimden yaşlar süzülürken Savaş bir an şaşırdı. Öfkesi şaşkınlığa dönüşürken ileri gittiğini anlamıştı.
O da kalbimi kırdığını yeni fark ettiğinde, pişman olmuştu. Bir süre bana baktıktan sonra uzaklaşarak dışarı çıktı.
Gözlerimdeki yaşları sile sile sinirle peşinden gittim. Yine gidecekti ve uzun bir süre gelmeyecekti. Bunu yine yaşamamıza izin veremezdim.
Arkasından giderken, Alev'in telefonla konuştuğunu fark ettim. o sırada Savaş'ın gidişini izlliyordu. Sonra Alev tekrar odasına geçereken bir an sorguladım. Bu saatte niye uyanık bu? Ve neden Savaş'ı baştan beri bekliyormuş gibiydi.
Bu haliyle iyice şüphelenirken, Savaş'a yetişmek için yürümeye devam ettim. Arabaya deli gibi sürüyordu uzaklaşırken.
Soluk soluğa arkasından bakakalırken, kapının önündeki korumaya dönerek arabanın anahtarını istedim.
" Hanım ağam valla Savaş ağam çok kızar. Nereye gidecekseniz biz götürelim."
" Sana ver şunu dedim!" Dişlerimi sıkarak sinirle konuşuyordum artık.
"Hanım ağam, gece gece başınıza bir iş gelse Savaş ağam beni öldürür."
" Şu anahatarı vermezsen ben seni öldüreceğim burda!"
Adam yutkunurken, önce çekingen bir tavırla yanındaki korumaya baktı ama en sonunda anahtarı uzatmak zorunda kaldı. Ben ise göz devirerek elinden alıp oradan uzaklaştım.
Zaten arkasında çok geç kalmıştım. Bide bunların oylamasına tahamülüm yoktu.
Hemen arabaya binip onu yakalamaya çalıştım. Biraz ilerledikten sonra arabasının bir barda durduğunu fark ettim. Arabadan çıkarak sinirle içeri girdi. Ben ise iyice endişelenmeye başlamıştım.
O...olamaz değil mi? Kafa dağıtmak için, başka bir kadınla... içime bir ok saplandı sanki. Bunu düşünmek bile canımı düşündüğümden daha çok yakmıştı.
Korkuyla içeri girip Savaş'ı aradım. Barmenden bir şeyler istediğini fark edince yanına gitmeye çalıştım fakat bir an duraksadım. Hâla öfkeliyken yanına gitmek pek doğru olmazdı sanırım. Öfkesi taze iken nasıl tepki vereceğini kestiremezdim. Bu yüzden bir süre durdum. Bir kenarda onu izledim sadece.
Uzun süre ona bakarken, şarapları sırayla içmesini hayretle izledim. Bu adam bunları nasıl içebiliyordu böyle. O beşinci viskisini içerken dikkat kesilmeye devam ediyordum. Bu adam ayakta nasıl duruyor ona şaşkınım sadece. Uzun uzun izlemeye devam ederken arkamdan gelen ses ile irkilmiştim.
" Oo Yavrum, senin gibiler varmıydı buralarda? Bunca zaman kör olmalıyım." Adam keyifle gülerken ben ise tiksinircesine baktım.
"Uza! Uza yoksa sonun olurum."
"Son sen olacaksan razıyım be güzelim." Göz devirerek Savaş'a baktıktan sonra konuşmaya devam ettim.
" Burdan gitmen için üç saniyen var yoksa avazım çıktığı kadar bağırırım ona göre."
Adam elini havaya kaldırıp teslim olmuşcasına uzaklaşırken ben de derin bir nefes alarak rahatladım. İtiraf etmeliyim ki korkmuştum. Çünkü hiç iyi bakmıyordu. Ama neyse ki çok üstüme gelmemişti.
Adam gittikten sonra, Savaş'ı izlemeye devam ettim. Fakat yanına bir kadının gelmesi ile afalladım.
Kim olduğunu bilmiyordum. Daha öncede hiç görmedim. Kırmızı elbisesi ve bukleli saçı ile çok güzel ve çekici görünüyordu. Savaş'a daha çok yaklaşmaya çalışırken, ben ise burnumdan soluyordum. Kadın kolundan aşağı eliyle indiğinde artık gözüm dönmüştü. Hemen basmaya çalışmaya çalışırken, Savaş'ın öfkeli yüzü ile durdum.
" O elini çek hemen." Bir yandan sakin olmaya çalışırken sinirlenmeye başladığı belliydi.
Sesin gürültüsünden diğer cümlelerini tam duymuyordum. Ama en sonunda elini havaya kaldırarak yüzüğü ona gösterdiğini fark ettim. Resmen gözüne soka soka evli olduğu gösteriyordu adam. Bir an gülümserken, bir nebze de olsa keyfim yerine gelmişti.
Bu beni mutlu etmiş olsa da bu kadının sesiyle tekrar sinirlerim çığrından çıkmıştı.
" Benim için evli olman önemli değil ama Savaş."
Ben bu kadını parçalarım ama!
Savaş ona hâla sinirle bakıp hemen ayaklanarak arkasını döndüğünde şaşkın gözlerle bana bakakalmıştı sadece. Benim burda olmamı beklemiyordu tabii. Savaş beyimiz hâla şaşkınlığını koruyorken, sinirle kadının üstüne saldırdım.
" Sen kimsin de benim kocamı ayartmaya çalışırsın ha!"
Kızın üstüne tırnaklarımı geçirip saçından tutarak çekmeye çalıştım. Kız ise elimin altında acıdan kıvranıyordu.
"Kimsin be sen! Parçalarım seni!" Savaş beni tutmaya çalışarak kızdan koparmaya çalışırken ben ise direnmeye devam ediyordum. Sinirden gözüm dönmüştü artık.
" Güzelim bırak hadi."
Hâla vazgeçmediğimi görünce bu sefer sinirle konuşmaya başladı.
"Kızım bırak! Yeter dersini almıştır artık. Mındar ettin kadını!" Nefes nefeseyken kıza eğilerek konuştum.
"Bir daha seni Savaş'ın etrafında görürsem var ya, işte o zaman sonun ben olurum. Anladın mı!" Bir anda saçını bırakıp ondan uzaklaşirken, Savaş ise beni omzumdan tutup dışarı çıkartmaya çalıştı. Fakat o beni uzaklaştırmaya çalışsa da ben durmuyordum. Vurmam yetmezmiş gibi, arkasında sövmeye devam ederek çırpınıyordum.
" Seni bir daha göreyim. İşte o zaman çekeceğin var benden!"
Kapının önüne gelirken tekrar içeri girip hırsımı alacaktım ki Savaş son anda karnımdan tutup durdurmaya çalışarak sakinleşmemi bekledi. Ben ise bara öfkeyle bakmaya devam ediyordum. Sinirim biraz yatıştığında önüme dönüp Savaş'a kızarak konuştum.
"Bırak beni! Senin ne işin var burda ha!"
" Sana hesap verecek değilim!"
" Öyle mi? O zaman bende bir gün gelirim buraya 'tek başıma' o zaman görelim bakalım. Kim kime hesap verecek."
"Aklından bile geçirme." Sinirden dişlerini sıkarken kolumu sıkıca kavramıştı.
Bu haline sırıtarak yüzüne yaklaşıp küstahça konuştum. " Bana yasaksa, sana da yasak Savaş ağa!"
Bir anda yüz ifadesi değişirken artık küstahça gülumsüyordu. Ben bu haline anlam veremezken, kolumdan çekiştirip karanlık bir köşeye çekerek sırtımı duvara yasladı. Sonra bana yaklaşarak sinsi gülümsemesine devam etti.
Kaldırımın kenarında karanlık bir taraftaydık. Her ne kadar karşı tarafta ışık olsa da bu tarafı pek aydınlattığı sayılmazdı.
Dudaklarının yanı kavislenmesi gülümseyerek beni izlemeye başlarken keyifle konuştu.
"Sen beni kıskandın mı?" Bu hoşuna gitmişti. Kıkırdamasından belliydi.
" Ne! Hayır kıskanmadım!"
" Peki niye bu kadar tepki verdin?"
Savaş sanırım içtiği en son viskinin etkisi ile iyice sarhoş olmuştu.
" Çünkü formalite de olsa hâla evliyiz. Ben burdan gidene kadar hiç kimseyle bir şeyler yaşayamazsın. Anladın mı beni? Buna pişman ederim seni!"
" Ne yaparsın?" Daha çok yaklaşarak konuşmaya devam etti. " Merak ettim. Ne yapacağını söyle bakalım."
" dua et sarhoşsun. Yoksa ne yapacağımı bilirdim ben."
Belime sarılarak başını başıma yaslayıp derin bir soluk aldı. Bir süre öyle kalmaya devam ederken, ne diyeceğimi bilememiştim. Fakat bir süre sonra Savaş anlımdan öperek bıkkınca konuşmaya devam etti. "Bunları neden yapıyorsun? Neden kendine de bana da bu kadar eziyet ediyorsun?"
" Ben bir şey yapmıyorum, senin kuruntun sade..." Savaş işaret parmağını iki dudağımın ortasına bastırarak sustururken afallayarak onu izledim.
"Şşş daha fazla manzeret üretme, yemiyorum artık." Kalbim deli gibi atmaya başlarken, ne diyeceğimi bilmiyordum artık. Hızlı nefesler alıp vermeye çalışırken, o ise huzurla konuşmaya devam etti.
" Ne yaparsan yap bunu inkar edemezsin. Sen benimsin Çilem."
" Sarhoşsun sen kendine geldiğinde konuşuruz."
Ben direnmeye devam ederken, belimi tutup , sırtımı duvara yaslayarak yavaşça kulağıma yaklaştı.
"İstediğin kadar çırpın Çilem, ama bana ait olduğunu kabulleneceksin...sen bana aitsin Çilem Efeoğlu. Tıpkı benim kalbimin, senin kalbine ait olduğum gibi... biz sadece birbirimize aitiz güzelim. Kalplerimiz sadece birbirimiz için çarpıyir. Bundan ötesi olamaz." Derin bir şekilde yutkunduğumda kulağımda sırıttığını duyabiliyordum. Bu halim hoşuna gitmeye başlarken kulağımdan uzaklaşarak yanağımdan dudaklarıma yaklaşarak bir nefes kadar yakınıma gelmişti. Korkuyla gözümü yumarken, o ise gülümseyerek daha çok yaklaştı. Fakat arkadan gelen ses ile bir an durmak zorunda kaldı.
" Ooo... bardaki şu güzellik değil mi? Başka birini bulmuş. Şimdi elime düştün güzelim burda da bağır bakalım kim seni duyacak."
Savaş sinirle burnundan solumaya başlamıştı. Önce şaşkınca bana baktığında. Neler oluyor diye sorguladı.
Sanırım benden bir şeyler duymak istiyordu. Beni nerden tanıdığını anlamaya çalışıyordu. Bana sorup aslını öğrenmeden harekete geçmek istemiyordu
" B...barda seni takip ederken, yakınlaşmaya çalıştı. Onu bağırmakla tehdit edince korkup uzaklaşmıştı ama."
Sözlerimden sonra gözleri öfkeyle kararırken belimi sıkarak kendine çekti.
Adam bize doğru yaklaşmaya başlarken Savaş ise daha çok sinirlenmişti. Adamın ardından gelmeye başlayan iki adam da bize yaklaşmaya başlıyordu. Bu beni iyice korkuturken Savaş'ın elini tutarak gitmek için hazırlanmaya çalıştım. Fakat adamın Savaş'ın omzuna dokunarak kendine çekmeye çalışması ile işler daha çok sarpa sarmıştı.
"Hey uza burdan, bu bizim."
Savaş'ın öfkesi daha çok alevlenirken, beni sakince arkasına alarak adama öfkeyle baktı. Onun bu öfkesi beni korkutmaya başlarken yutkunarak omzuna dokundum.
" Savaş gidelim lütfen."
Eli ile beni daha çok arkasına alırken sessizce durmaya devam etti.
"Hadi! Uza dedik. Bu güzel kadınla bir işimiz var." Diyerek sinsice sırıtmaya başlayarak kolumdan tutup beni kendine çekmeye çalıştı. Fakat Savaş onu kolundan tuttuğu gibi yere devirerek öfkeyle karşı tarafa baktı. Karşıdaki adamlar Savaş'dan bir an korksa da sayı çokluklarının verdiği cesaret ile üstüne saldırmaya kalktı. Benden uzaklaşarak onları, hızını takip edemediğim bir sekilde vurup tek tek yere devirmeye başlarken, hayretle ve korkuyla izlemeye başlıyordum artık.
Herkes yerde kanlar içinde Acıyla inlerken Savaş kolumu tutmaya çalışan adama yaklaşarak ayağıyla bir elini ezmeye başladı. Adam acıyla daha çok bağırırken Savaş eğilerek öfkeyle konuşmaya başladı. "Bu elinle mi dokunmaya çalıştım karıma?"
Ben ağzım açık onu izlerken barın önündaki korumalar da buraya toplanmıştı.
" Savaş bey." Ben şaşkınca olanları izlerken, Savaş korumalara talimat vererek konuşmaya devam etti.
"Depoya götürün şu pislikleri sonra icabına bakacağım." Bense ortada kalakalmıştm. Savaş'ın içinden canavar çıkmıştı resmen.
Ben şaşkın gözlerle ona bakarken o da beni sonradan fark etmiş olacak ki sakinleşmeye çalışarak yavaş adımlarla yanıma yaklaşmaya başladı. Ben
se geri geri gidiyordum. Bu Savaş benim bildiğim Savaş değildi. Karşımda bambaşka biri vardı. Öfkesi öyle büyükdü ki, onu tanıyamamıştım.
Savaş adımlayarak bana yaklaşırken ben ise kendime gelebilmek için uzaklaşmaya çalışıyordum.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 80.42k Okunma |
3.68k Oy |
0 Takip |
48 Bölümlü Kitap |