25. Bölüm

24.bölüm: tatlı yalan

Berna
maviay_63

Bir hafta boyunca hastanede kaldık. Evde neler oldu, neler bitti hiç bilmiyordum. Kavga çıktı mı? Mesele hallolundu mu hiç birini bilmiyordum. Fakat ortamın gergin havasını tahmin etmek zor değildi.

 

Bir ayın sonunda nihayet eve dönerken sargılarım açılmış, yaralarım biraz kabuk bağlamaya başlamıştı. Eve döndüğümüzde de Esra ve Emin etrafımda pervane oluyor, iyi hissetmem için elinden geleni yapıyorlardı. Bir şey istiyor musun? Yastığını düzelteyim mi? Gibi gibi bir sürü şey sorarak yardımcı olmak istiyorlardı. Fakat ben teşekkür ederek sadece dinlenmek istediğimi, benim için endişelenmemelerini söylüyordum.

 

Çocuklar bir süre sonra ikna olurken, koltuğa sırtımı yaslayıp soluklandım. O sıra da gözlerim bir an Gülsüm'ü aradı. "Gülsüm nerde çocuklar?"

 

"Oda da yenge." Esra'ya sorgular bir biçimde baktım. " Geleceğimden haberi yok muydu?"

 

" Şey Yenge..."

 

"Şey ne? Ne oldu Esra?" Esra çekingen bir ifadeyle abisine baktığında ben de Savaş'a baktım. Savaş sinirle kardeşine göz süzerkem, ben de sinirle Savaş'a döndüm. " Ne oluyor Savaş? Bir şey mi oldu?"

 

"Yenge abim Polat abi ile Gülsüm yengenin yanına gelmesini yasakladı." Emin başını huzursuzca kaşırken burnumdan soluyarak yine Savaş'a döndüm. "Savaş ne diyor Emin!"

 

Önce Emin'e ölümcül bakışlarını attıktan sonra, kollarını bağlayarak hırsla konuştu.. "Ne duyduysan o!"

 

" Gülsüm'ün ne suçu var Allah aşkına!"

 

" Senin vurulmana sebep olan hiç kimsenin yanına yaklaşmasını istemiyorum. Anladın mı!"

 

" Savaş! Fazla ileri gidiyorsun!"

 

" Az bile yapıyorum!" Diyerek dışarı çıktığında, göz devirerek ayağa kalktım. Sonra Gülsüm'ün odasına çıkarak konuşmak için kendimi hazırlamaya çalıştım.

 

Önce Derin bir soluk alıp, kendime çeki düzen vererej kapıyı tıklattım. İçerden gir sesi duyunca, kapının kolunu indirerek kapıyı açtım. Gülsüm gelenin ben olduğunu gördüğünde heyecanla kalkarak sarılmaya çalıştı. Ben de ona karşılık verirken bir an iç çektim. Kolumun yarasını ikimiz de unutmuştuk tabii.

 

"Afedersin, ben...ben unuttum."

 

"Yok sıkıntı değil." Dediğimde utançla yüzüne indirerek hüzünlendi. Kızcağız, ağlamamak için kendini zar zor tutarken, omzunu sıvazlayarak teselli etmeye çalıştım. " Gülsüm, senin bu olay da hiç bir suçun yok anladın mı? Bu bir kazaydı."

 

"Polisler sana ne olduğunu sorduğunda benim vurduğumu söyleyecektin, ben vurdum seni...ben suçluyum..."

 

" Saçmalama Gülsüm! Duymuyor musun ne dediği mi? Kazaydı sadece! Tamam mı?

 

"Ama Çile..."

 

" Tamam mı dedim!" Yine başını eğerek hüzünle onayladı. Kendini dâha ne kadar suçlayabilirdi ki?

 

Hâla hüzünle bana bakarken, en sonunda bıkkınca bir soluk alıp, omzundan tutarak teselli etmeye çalıştım. " Senin hiç bir suçun yok, bu kadar üzülme kazaydı." Gülsüm başını yine eğerken tereddütle konuşmaya devam ettim. "Ya kendini öldürmek neydi? Gülsüm sen bu canına nasıl kıyabiliyorsun. Üstelik iki tane küçük çocuğun var. Onlara da yazık değil mi?"

Gülsüm, azarlamama şaşırsa da konuşmaya devam etmeye çalıştı. "Sen olsan ne yapardın? Böyle yaşayabilir miydin?" Titreyen sesi ile konuşurken bir an duraksadım.

 

Şimdi ben de düşünüyorum da... ne yapardım? Kafamda sorgulamaya başlarken birden bire cevapladım.

" O Savaş ağanın topuğuna sıkardım. O zaman bak bakalım bir dâha başka birine yürüyebiliyor mu? Bir de bununla kalmam onu terk eder ortada bırakırdım!" Bir an duraksadığımda kendimden geçtiğimi yeni yeni idrak etmiştim. Beni hayretle izleyen Gülsüm de kendimde olmadığını anladığından, sadece sessizce izledi. Bunu fark ettiğimde sakinleşmeye çalışarak konuşmaya devam ettim. "Bak Gülsüm, senin hiç bir suçun yok, artık daha fazla yüklenme kendine. Lütfen."

 

Yorgunca gülümseyerek onay verdiğinde, biraz olsun rahatlamıştım. En azından dâha fazla kötü hissetmeyecekti. Ya da en azından ben öyle sanıyordum.

 

Tekrar ona yavaşça sarılarak odadan çıkıp kendi odama geçtiğimde dalgınca düşünmeye başladım. Bundan sonra ne olacaktı? Gülsüm burdan ayrılacak mıydı? Polat abiden ayrılacak mıydı?

 

Ona ne yapmayı düşündüğünü sormaya bile cesaret edememiştim. Belki bazı şeylere hazır değildi. Belki de zaman lazımdı. Bunların hiç birini tam olarak bilmiyorum ama onun bir an önce toparlanması gerektiğini biliyordum.

 

Odaya geçerek kapıyı ardımdan kapatıp kafamdaki soruları savururken, Savaş'ın gardroptan kıyafet çıkardığını fark ettim. Banyodaki su sesinden sonra da çok geçmeden banyo yapacağını anlamıştım. Burnumdan soluyarak karşısına geçtiğimde o da ne olduğunu anlamamış vaziyette bana dönmüştü. O sorgular şekilde bana bakarken nihayet sesimi çıkardım.

" Gerçekten sana inanamıyorum, kız orada harap olmuş ve sen yanıma gelmesine bile izin vermedin." Bir anda gömleğini yere fırlatırken, öfkeyle bana yaklaşıp, bağırarak konuşmaya devam etti. "Herşey o ve kocası denen adam yüzünden oldu!" Bu halinden bir an ürksem de durmayacaktım. " Polat abi suçlu olabilir ama ikisi de isteyerek yapmadı bunları."

 

" İsteyerek? Hıh!" Alaycı bir sırıtmadan sonra daha çok yaklaşıp dişlerinin arasında sinirle konuşmaya devam etti.

" O kurşun sağ değil de sol tarafına gitseydi eğer, kalbine değebilirdi. Durumunun ciddiyetinin farkında mısın? Eğer ölümüne sebep olsalardı, o Polatın kafasına sıkardım!"

 

Korkuyla yutkunurken hayretle ona bakakaldım. Bir yandan da bunu gerçekten yapar mıydı diye kendi kendime sorgulamaya başlamıştım.

" Senden böyle bir şey istemiyorum Savaş. Bunu yapman beni mutlu etmez."

 

Savaş sağlam kolumdan tutarak kendine çekerken Öfkeli bakışları sadece sinir ediyordu beni. " Bu neyin inadı? Hı? Neyin inadı?"

 

Kolumu yavaşça kevşetirken dilim tutulmuştu. Herşeye bir cevabı olan bu Çilem konuşamamıştı artık. Sadece karşısındaki adama bakakalmıştı.

 

Savaş, uzun süre gözlerimi süzdükten sonra bir an yutkundu. Sonra hemen arkasını dönüp banyoya girdi. Ben ise bu saşkınlığımla kalakalmıştım. Bir süre öyle kaldıktan sonra dâha fazla oda da kalamadan kendimi dışarı attım. Sonra dama çıkarak biraz hava almaya çalıştım. Uzun süre damda kafamı dinledikten bir süre sonra aşağı inerek akşam yemeğine indim.

 

Gülsüm hariç herkes sofraya geçtiği sıra da Reyyan ana dâha fazla dayanamayıp, bizim kızları göndererek çağırmaya gönderdi. Biz bir süre gelmeyeceğini zannederken, merdivenlerde belirmişti bile.

 

Herkes endişeyle onu izlerken, Gülsüm ise masasına geçerken sessizce oturdu ve hüzünle Reyyan anaya baktı. Reyyan ana ise bıkkınca nefes alırken eliyle sofrayı göstererek başlamamız söyledi. Biz de tereddüt etmeden yemeğimizi yemeye çalıştık.

 

Sofrada sadece Polat abi yoktu. Dediklerine göre Reyyan ana onu sürgüne göndermişti bir nevi. Yani anlaşılan o ki, uzun süre konağın yüzünü göremiyecekti. O Alev denen kadını da kendi köyüne göndermişti. Her ne kadar bu halinden rahatsız olsa da eninde sonunda kendi torununu taşıyordu kadın. Torununu hiçe sayamazdı.

 

Alev denen kadın kimsesiz, kendi kendine geçinen bir kadındı. Dediğine göre annesi, o küçükken ölmüş. Amcası da bir kaç yıl önce ölmüş. Hiç kimsesi kalmamış anlayacağınız. Tabii söyledikleri ne kadarı doğruysa...

 

Herkes yemeğe devam ederken Reyyan anaya gelen telefon ile bir an duraksadık. Reyyan ana telefonu kulağına alırken birden parlamıştı.

"Ne! Nerde? Hangi hastanede?...

Hemen geliyoruz!"

 

Herkes endişeyle ne olduğunu sorduğunda, Alev denen kadının düşük riski olduğunu söyedi Reyyan ana. Dediğine göre köyde bayılmış.

 

Reyyan ana arabayı hazırlayarak hastaneye giderken biz ise sadece kendi halimize baktık. Her zaman ki gibi normal bir gün geçirmeye çalıştık. Fakat saatler sonra Alev'in eve gelmesi ile tüm aile dehşete düşmüş ve şaşkına uğramış vaziyette ona bakakalmıştı. Herkes şaşkınlıkla Reyyan anaya bakarken ben ise hırsla Reyyan ananın karşısına geçtim. O sırada Alev'i yukarı çıkartırlarken öfkeyle ona bakıp, tekrar Reyyan anaya dödüm. " Reyyan ana, bu kadın nasıl geri döner buraya! Onun yüzünden Gülsüm az daha kendini öldürecekti!"

 

" Ne yapayım kızım hı? Soyle ne yapayım? Sokağamı atayım? Git ne halin varsa gör mü diyeyim? O çocuğu kimsesiz biri olarak sokaklar da mı bırakayım?"

 

" O köyde kalmaya devam edebilir. Bir daha gelmez. Gülsüm'ünde çocukların da canı sıkılmaz babaanne!"

 

Babaanne bıkkınca bir nefes alarak cevapladı. " Zaten ev tutacağım ona merak etmeyin. Biraz toparlanın diye getirdim. Ona bir ev ayarlayacağım.

 

Şaşkınlıkla ve çaresizce bakakalırken babanne konuşmaya devam etti.

 

" Bak kızım ben küçük gelinim, ben de başka bir kadının üstüne kuma gelmiştim. Sırf çocuğu olmuyor diye. En iyi belki ben anlarım bu duyguyu. Bu yüzden ben de en az senin kadar endişeliyim. Gelinlerimin acı çekmesini ne kadar istemesem de bu yoldan da çıkış yok. Alev de bebesi de başka bir evde hayatına devam edecek fakat asla kardeşleri birbirlerinden ayrılmayacak. O bebeği bu haksızlığı yapamam."

 

Reyyan ananın dediklerinden sonra bir şey diyemedim artık. Gülsüm bile bir şey diyemeyince kolum kanadım kırılıyordu. Hal buyken, benim direnmem de bir yere kadardı. Herşeyi Gülsüm bitirmeliydi. Her ne kadar ben de bitirmesini söylemek istesem de bunu için bile hazır olduğundan emin olmam lazımdı. Ki emin değildim. Sadece artık her şeyin yoluna dönmesi için dua ediyordum.

 

Bu olaydan sonra Gülsüm uzun bir süre odasından çıkamamıştı. Çocukları bile artık bir süre sonra merak etmeye başlamıştı. Alev desen, bir kaç gün bize böyle polyanacılık yapıp duruyordu. Ama hiçbirimiz yüz vermiyorduk ve onunla muhattap bile olmuyorduk. Tabii bu Esma hanım için geçerli değildi. Çünkü Esma hanım, resmen pamuklara sarıyordu kıymetli gelinini. Bir erkek torunu daha olacak ya gayet keyfi yerindeydi. Bu kadını da anlamıyorum. Hiç empati de mi kuramıyor? Kendisi de aynı durumda olabilirdi. Bir kadın olarak bunu anlayamaz mıydı?

 

Her neyse, aradan geçen bir kaç günün ardında Gülsüm'ü en sonunda dışarı çıkartmaya karar verdik. Hem biraz hava alır, hem de kafasını toplardı.

Fakat çıkmaz olaydık. Çünkü dışarda da insanların acıyan bakışlarına maruz kalmıştı Gülsüm. Bunun için ne kadar pişman olsak da bir kere çıkmıştık artık.

 

Beren ve ben onun koluna girip, bir restorana girmeye çalışarak tanıdıkların gözünden uzaklaştırmaya çalıştık. Neyseki Beren ve Esra da yanımdaydı. Bu sayede Gülsüm de kendini yalnız hissetmezdi...

 

Restorana geçerek bir masada oturduktan sonra bir şeyler sipariş edip, havadan sudan konuşarak Gülsüm'ün moralini yerine getirmeye çalıştık. Fakat tüm çabamız sonuçsuz. Çünkü hâla mutsuzdu. Beren ise Gülsüm'ün bu haline dâha fazla dayanamamıştı tabii.

 

" Gülsüm yeter! Dâha fazla üzme kendini. O kadına inat mutlu olacaksın, o kadına inat hayatına devam edeceksin, anladın mı beni? Kimseyi umursamamaya çalış, bir de kendine acımayı bırak. Acınacak durumda olan o kadın sen değilsin!Hem... boşanabilirsin buna daha fazla katlanmak zorunda değilsin. Biliyorsun değil mi?"

 

Esra ve Gülsüm saşkınca Beren'e bakarken ben ise başımla onayladım. Bana göre de boşanması daha doğruydu. Fakat olaylar hâla karışıkken durulmasını bekleyerek, zamana bırakmaya karar vermiştim. En azından Gülsüm toparlanana kadar.

 

Yemekler geldikten sonra konu hemen dağıldı ve herkes kendi tabağını önüne aldı. Gülsüm de zor da olsa yemeğini önüne alarak yemeye çalıştı. İçimden şükrettim. Nihayet, iki lokma bir şeyler yemeye başlıyordu.

 

" Ya istemiyorum dedim anlamıyor musun! Ben seni sevmiyorum!"

 

"Ben seviyorum seni ama! Benim olacaksın, anladın mı! Benim!"

 

Birden uzaktan gelen bu seslerle ayaklanırken neler olduğunu anlamaya çalıştık. Sesler dâha çok çıkarken Restoranın önünde tartışan iki genci sonradan fark ettik.

 

O sırada tartışan adam, kızın kolunu tutarak arabaya bindirmeye çalışırken öfkeden gözüm dönmüştü.

 

" Hey! Bırak kızı hemen!" Bağırmamdan sonra adam duraksamadan öfkeyle bana bakarken bir an ürktüm. "Sen karışma kadın!"

 

" Sana bırak kızı dedim!" Öfkeyle ona bakarken, etraftakilerin sessiz olması da ayriyetten sinir etmişti beni. Fakat bir süre sonra belindeki silahtan dolayı çekindiklerini anlamıştım. Ben sinirle adama bakmaya devam ederken, Beren de ardımdan konuşarak, benim gibi adama emirler vermeye başladı. " Sana kızı bırak dedik! Öyle değil mi?"

 

"Eeeh! Yatar lan! Siz kimsiniz de işime karışıyorsun? Dağılın! Yoksa alırım sizi ayağımın altına!"

 

Hemen koşar adımlarla adama yaklaşarak kızı elinden almaya çalıştım. Fakat kızı binnir zorluklarla kendime çekmeye çalışırken, adam sağ kolumu tutarak beni yere savurmuştu.

Acıyla inlerken neye uğradığımı anlamamıştım tabji. Zaten yaralı olan omzum, sızlamaya başlarken iyice iç çektim.

 

Canım deli gibi acırken, Gülsümler de hemen yanıma gelerek beni kaldırmaya çalıştı. Fakat canım o kadar acıyordu ki, ayağa kalkacak durumda bile değildim artık.

 

Beren ise bu halimden sonra iyice öfkelenerek adama doğru yürüyüp, yumruk atmaya çalıştı. Ama adam Beren'in yumrulu elini tutup indirerek tokat atmaya kalktı. Fakat bir anda, ne ara geldiğini anlamadığım Demir ise adamın bileğinden kavrayıp, suratına sert bir yumruk atarak serseme uğratmıştı hepimizi.

 

Adam yere kapaklanırken Demir ise ayağıyla elinin üstüne basarak eğilip sinirle konuştu. "Kimsin lan sen? Gücün yetiyorsa, bir de bana vur bakalım."

 

Beren benim gibi şaşkın gözlerle Demir'e bakarken, Demir ise ayaklanıp adamalarına emir vererek, bu âdi herifi göndermişti.

 

O sıra da Beren de hâla dururken ben hiç bir şey anlamamıştım ilk başta. Fakat Demir en sonunda onun kilitlendiğini fark etmişti. Yanına yavaşça yaklaşarak"Siz iyi misiniz?" Diye sorarken, bir tepki verememişti. Bu beni birden korkutmaya başlamıştı. Şok geçiriyordu çünkü.

 

Demir onu kendine getirmek için dokunmaya çalışırken, bir an irkilerek "Dokunma!" Diye bağırdı. Ben Beren'in bu halini korkuyla izlerken, yine travmanın nüksettiğini anlamıştım. Çocukken yaşadığı bir olaydan dolayı bu hale gelmişti. Aslı'nın dediğine göre koruyucu ailesinden alınırken bu hale gelmişti.

 

Yetimhanede neler yaşadığını hiç bir zaman anlatmamıştı kimseye. Ani refleksler verir, kendini korumaya çalışırmış. Bunu neden yaptığını sorduklarında da hiç bir cevap verememişti.

 

Hemen ayaklanarak yanına gittim. Kolum acıyla sızlamaya devam etse de yürüyerek Beren'e yaklaşmaya çalıştım. O hâla ürkek tavrıyla, bana döndüğüm ona sarılarak hemen sakinleştirmeye çalıştım.

 

Çok geçmeden toparlanmaya çalışarak bir süre sonra benimle beraber arabaya bindi. Arkamı dönüp Demir'e teşekkür edecekken, Beren'e olan endişeli bakışlarını fark ettim. O da bu haline ne tepki vereceğini bilememişti. Biraz şaşırmış, biraz endişelenmiş gibiydi. Bir süre Beren'i izledikten sonra da öfkeyle arkasını dönül arabasına binerek uzaklaştı.

 

Daha sonra ardından bizde ordan uzaklaştık ve onu konağa götürerek misafir odasında dinlenmesini istedim. Daha önce kaldığı odaya götürerek yanında bir süre oturdum.

 

Beren hâla donukça dururken omzunu sıvazlayarak konuşturmaya çalıştım. "Beren, sen ne yaşadın? Yetimhane de ne oldu? Ya da evlatlık alındığın ailenin evinde ne yaşadın?"

 

Hüzünle bana dönerek, zar zor cevap verdi. "B...bu konuları konuşmak istemiyorum Çilem, lütfen ısrar etme. Sadece uyumak istiyorum, çok yorgunum." Cevap alamayacağını anladığımdw Derin bir soluk alarak başımı onaylayarak salladım. "Peki sen bilirsin."

 

Tam kalkıp gidecektim ki yine yerime oturarak Beren'e sıkıca sarıldım. " Ne zaman istersen anlatabilirsin tamam mı? Ben hep senin yanında olacağım."

 

" Biliyorum canım. Biliyorum..." Ondan zor da olsa ayrılarak dışarı çıkarken, bir süre avluda dolaştım. İçim sıkılmıştı. Her şey bu kadar karmaşıkken nasıl toparlanacaktı hiç bilmiyordum. Şuantek yapabildiğim şey derin bir nefes alıp gökyüzüne bakmak. Şuan da bana en iyi gelebilecek şey buydu. Çünkü gökyüzüne bakmak huzur veriyordu. Onca derdin sıkıntının içinde huzur bulmanın tek yolu buydu benim için. Yine derin bir nefes alıp, kamelyada oturduktan saatler sonra Beren'in, haber bile vermeden eve döndüğünü öğrendim. Kızlar da dahil hiç kimse çıkarken görmemişti onu.

 

Bu yüzden öfkeyle onu aradım. Endiseleneceğimi hiç mi düşünmedi? Telefonu nihayet cevap verirken biraz ayarladım. Bana haber vermeliydi. Ona telefonda sitem ederken üzgün olduğunu ve dalgın olduğu için beni tamamen unuttuğunu söyleyebildi sadece. Ben de hemen affettim tabii. Kıyamıyorum ne yapayım. Hem zaten kendinde değildi kızcağız.

 

Onun iyi olduğunu, Aslı'yı da arıyarak Emin olduğumda rahat bir nefes alarak odama çekilip biraz uzandım.

Fakat uykuya dalamadan bir ses ile yerimden zıpladım.

 

Savaş'ın bağırış sesleri olduğunu fark ettiğimde hemen balkona çıkarak neler olduğunu anlamaya çalıştım. Savaş'ın öfkeyle korumaların yanına gittiğini gördüğümde neler olduğunu merak etmeye başlamıştım. Bizimle gelen korumayı sorguya çekip konuşmaya başlarken, neler olduğunu yavaş yavaş anlamıştım.

 

" lan ben sana emanet etmedim mi kadınları! Bugün duyduklarım ne lan!"

 

"Ağam ben..." demeye kalmadan adamın yüzüne yumruk atmıştı. Ben ise dehşete kapılmış halde onu izliyordum. "Lan bir daha gözüm görmesin seni. Defol git buradan! Defol!" Yutkunarak ona baktığımda bir an göz göze geldik. İçimden küfür ederek yine yutkunurken Savaş burnunda soluyarak kapıya doğru yürüyüp hızla içeri girdi.

 

Pencereden ayrılıp iyice korkmaya başlarken, ne diyeceğimi düşünmeye çalıştım. Bunu nerden öğrendi diye sormayacağım, tüm kalabalığın ortasında yaşanmıştı bu olay çünkü.

 

Elim ayağım titremeye başlarken aniden kapı açıldı. Savaş yarı endişeli yarı öfkeli haliyle bana bakarken hemen yanıma gelerek bedenimi endişeyle süzül konuştu. "Bir yerine bir şey olmadı değil mi? Kolun... kolun iyi mi peki?"

 

Sinirli halinden endişeli haline geçiş yaparken ilk başta ne diyeceğimi bilememiştim. Şaşkınca ona bakarken "İyiyim" Diyebildim sadece.

 

Savaş iyi olduğumda iyice emin olduktan sonra bu sefer yine kaşlarını çatarak bakmaya başladı. " Sen niye karışıyorsun olaya! Ya sana bir şey yapsaydı! Lan adamın belimde silah vardı, silah!" Bu öfkesi ile kendime gelirken yutkunarak cevap verdim. "Savaş, biraz sakin mi o..."

 

" Bana sakin ol deme! Bana durumu açıkla!"

 

Bu sefer ben kızarak cevap vermeye başladım. " Ne yapsaydım? Kadını orda o adamın elinde mi bıraksaydım. Yine bir kadın bir adam yüzünden öldürülürken sadece izlesemiydim?"

 

Cevabımla beraber bir anda sesi titredi.

" Çilem, o koruma bostan korkuluğu mu orada dikiyorum. Ona söyleseydin ya!"

 

"O sırada arabadaydı. Fark edene kadar zaten işler karışmıştı. Koruma aklıma bile gelmedi." Kollarımdan tutarak sinirle bana yaklaşırken, sızlıyan kolum acısını arttırmıştı ama belli etmiyordum. Bunun yerine bende onun gibi öfkeyle baktım.

 

" Ya sana sıksaydı? Ya seni öldürseydi! Hiç mi düşünmedin kendini Çilem!" Acıdan zar zor nefes alarak konuşmaya çalışırken, bir yandan da etkilenmiştim bu halinden. " Ben zaten bir ölü gibiyim. Yaşasam da yaşmasam da bunun bir önemi yok."

 

Sinirle bana bakarak patlarcasına konuştu." Benim için önemli anladın mı? Önemli! " Kaşlarım bir an şaşkınlıkla havaya kalkarken, etkilenmiş bir şekilde onu izlemeye baaşladım. Ben gizleyemediğim şaşkınlığımla onu izlerken konuştuğu sözlerin farkına vararak bir an sustu. Sanki pot kırmış gibi bakıyordu artık. Bir süre bana baktıktan sonra durumdan kaçar gibi kolumu gevşeterek uzaklaşmaya çalıştı.

"Demir'in elindedir muhakkak."

 

Kendi kendine söylenirken hemen kapının önüne geçerek onu durdurmaya çalıştım. Çünkü bu öfkesi hiç hayrı alamet değildi.

 

" Sen...sen ne yaptığını zannediyorsun?"

 

" Gitmene izin veremem. Önce bir sakinleş."

 

" Çekil Çilem!" Benim engellemeye çalışmam ile iyice öfkelenirken, daha fazla direniyordum.

 

" nıç olmaz!"

 

" Çekil dedim. Canını yakmak istemiyorum, çekil hemen!"

 

" Olmaz!" Desem bile bana yaklaşarak kapıyı açmaya çalıştı. Ama ben hemen kapıyı kilitleyerek anahtarı çıkarıp tişörtümün içine koydum. Savaş ise şaşkın bir şekilde bana bakakalmıştı. Eliyle başını tutarak sakinleşmeye çalışırken, durumu hazmetmeye çalışıyordu. " Ne yaptın sen?"

 

" Gitmeni komple kestim."

 

" Çilem ver şu anahtarı."

 

" Hayır olmaz." Yüzünü çevirerek elini uzatırken anahtarı vermem için yine diretti. Fakat ben de en az onun kadar inatçıyım. " Beni buna zorlama!"

 

Bunu derken yutkunsam da başımı iki yana sallayarak yine direttim. O ise gözlerini kısarak konuşmaya devam etti. " Deneme bence, ver şu anahtarı."

Başımı iki yana sallamaya devam ederken omzumdan tutup, kenara çekerek kapıya vurmaya başladı. Bir kaç kez omuz attıktan sonra, kapı rahmetine kavuşmuştu bile. Bense ağzım açık onu izledim. Bir süre ona bakakalırken öfkeyle yürümeye başladı. Ben de hemen sirkelenerek kendime gelip ardından gittim.

 

Avluya indiğimizde herkes kopan gürültüden ve kırılan kapının sesinden avluya toplansa da bu Savaş'ı durdurmuyordu.

 

Konaktakiler endişeyle bizi izlerken ben ise kapının önüne geçerek nefes nefese soluklanmaya çalıştım. Adam çita gibi mübarek! Bir adımı benim iki üç adımım.

 

Savaş önünde durmam ile bıkkın bir soluk alıp iki elini beline yaslarken artık bu tavırlarımdan bıkmış gibiydi.

O yine sinirle bana bakarken, hemen elini tutup başımın üstüne alarak yemin etmesini istedim.

 

"Başımın üstüne yemin et."

 

" Ne saçmalıyorsun sen! İyice kafayı yedin!"

 

" Yemin et! Kimseyi zarar vermeyeceksin. Bak polis molisle uğraşmayalım!" Savaş bu söylediklerimden sonra sakinleşirken usulca bana doğru eğilip yaklaşmaya başladı. O bana yaklaştıkça kalbim deli gibi atmaya başlamıştı. Parfüm kokusu ise burnuma nüfus ederken etkilenmem mümkün değildi.

 

" Neden bu kadar korkuyorsun, Gerçek kocan bile değilim." Yutkunarak bakakaldım. İlk başta ne diyeceğim bilemedim. Fakat kendimi hemen toparlayarak konuşmaya çalıştım.

 

"Sen niye bu kadar öfkeleniyorsun? Gerçek karın olmama rağmen..."

 

Bir anda sessizlik kaplamıştı ikimizi, bir süre öyle durmuştuk sadece. Zaman durmuş ve gözlerimiz birbirine kenetlenmişti bir anda. Savaş gözlerimin içine bakmaya devam ederken bir süre sonra kolumdan tutarak sakince kenara çekip kapıyı açtı. Artık eskisi direnmedim. Sadece ardından bakakalmıştım. İstemsizce durdurmuştu beni sözleri. Birbirimizin caninı yakmayı iyi biliyorduk mâlesef.

 

Arabasını çalıştırıp uzaklaşırken bile bir adım ilerleyemedim. Bundan sonrasında sadece bekledim. Sonuçları ne olursa olsun...

 

Akşama kadar onu beklemekten başka hiç bir şey yapamadım. Ne yaptı, ne yapmadı diye düşünüp durdum. Endişeliydim ve bir o kadar da korkuyordum. Bir yandan beklemeye devam ederken, diğer yandan onu söyledikleri şeyleri düşünüp durdum. Biz ne yapıyorduk? Neden bu kadar uzakken, bir o kadar yakın davranıyorduk birbirimize. Artık ne yapmamız gerektiğini de iyice şaşırmıştım ikimizde.

 

Kafamda bu düşüncelerle boğulmaya devam ederken, araba sesinin gelmesi ile dikkatimi dağılmıştı. Araba kapısının açılıp kapanma sesinden bir süre sonra nihayet konağın kapısı açılmıştı.

 

Savaş ciddi yüz ifadesiyle içeri girerken beni görmesi ile bir an şaşırdı. Onu bekleyeceğimi tahmin etmemişti sanırım.

 

" N...ne yaptın, niye bu kadar geciktin?"

 

Şaşkınlığını tekrar ciddiyete çevirirken cevap vermeden içeri girdi. Ben ise arkasından koşar adımlarla yürüdüm. Bu adam bugün hiç durmayacak mı!

 

Nihayet salona geldiğimizde bu Sefer Reyyan ananın öfkeli sesi ile gerilmeye başlamıştık.

 

" Savaş!" Reyyan ananın bu ses tonunda bile Savaş demesi gerilmemize yetti. "Duyduklarım doğru mu?"

 

Reyyan ana öfkeyle bana bakarken yine Savaş'a döndü. " Siz hiç karı koca olmadınız mı? De hele!"

 

Salonun duvarlarında yankılanan sesi hepimizi dehşete düşerken Savaş refleks olarak bana döndü. Ben de şaşkınlıkla ona bakarken Reyyan ana Savaş'ın yakasına yapışarak konuşmaya devam etti.

 

"De hele, bizi mi kandırırsınız. Siz kimsiniz de töreye karşı gelirsiniz. Söyleyin! Çocuk oyuncağımı bu!"

 

Ben beynimden vurulmuşa dönerken Savaş ise anca kendine gelerek cevap vermeye çalıştı. " Yok öyle bir şey babaanne, nerden çıktı bu?"

 

" Beni kandırmayın! Karşında çocuk yok Savaş! Zaten bu kızın çabuk kabullenmesi şaşırtmıştı beni. Kolay kabullenecek bir kız olmadığı belliydi."

 

"Babaanne sen nerden..."

 

"İkinize söylüyorum eğer duyduklarım doğruysa benden çekecekleriniz var! Ben böyle bir şey görmedim! Dünkü gençler büyüklerine kafa tutar!"

 

Reyyan ana hâla öfkeyle Savaş'a bakarken ailenin diğer büyükleri de dahil olmaya başladı.

 

" Bu doğru mu Savaş?"Osman babanın sorusuna cevapsız kalan Savaş dili tutulmuş gibi kalırken ben ise ona yardımcı olmaya çalıştım.

" Babaanne, yok öyle bir..."

 

" Sen sus gelin! Aklınca bizi mi kandırırsınız!"

 

Reyyan ananın bana bağırması ile dururken ne diyeceğimi artık bilemiyordum. Artık ne desek inanmaz haldeydi. Öyle bir şey bulmalıydım ki, Reyyan ana bundan iyice emin olmak zorunda olmalıydı.

 

" Ben...ben hamileyim."

 

Aferin Çilem, çok güzel bir çare buldun. Ayakta alkışlıyorum resmen.

 

İçimden alaylı övgüm için kendime teşekkür ederken, Reyyan ana Savaş'ın yakasını bırakarak şaşkınlıkla bana baktı. Herkes en az Reyyan ana kadar şaşkınlığını gizleyemezken, en çok da Savaş saşkındı. Adam dumur kalmıştı resmen. Şimdi bu adam kimden diye soruyormuş. Düşüncesi bile sinir etti beni. Kesin kafasını kırardım, net!

 

Bu yalanı söylediğime pişman olacağımı biliyorum ama başka çarem yoktu.

 

"Ne!.. doğru mu?" Savaş'a bakarak cevap beklerken, hâla kendine gelememişti zavallım.

 

"Benim de yeni haberim oldu babaanne." Bunu söyledikten sonra sinirlenmeye başlarken, istemeden de olsa yutkundum.

 

Herkesin öfke dolu sesi sevinç sesleri ile dolarken, tek tek teprik etmeye başladılar bu sefer. Büyüklerin hayır duasını da alarak ellerini öperken ortam dâha iyiydi sanki. Birden yumuşamışlardi. Şaka gibi!

 

" E artık dinlensin benim karım öyle değil mi?" Bana bakarak dişlerinin arasından konuşmaya devam etti.

"Malum hamile." Savaş sinirle bakmaya devam ederken, ben de yapmacık gülümsemem ile karşılık verdim. O sırada Reyyan ana da sevinçle " Tabii oğlum, odanıza geçin. Yorgundur gelin." Derken yapmacık gülümsememe devam ederek Savaş'a baktım.

 

Savaş ise belimden tutup yukarı çıkartarak burnundan solumaya başlıyordu. Odaya girdiğimizde kapıyı arkasından sertçe kapatıp bana doğru döndüğünde içimden küfür ettim.

 

Ah! Keşke şu kapıyı hemen tamir etmeselerdi.

 

Kendi kendime sitem ederken, yavaş yavaş yanıma yaklaşmaya başladı. Ben geri geri gitmeye başlarken, dâha fazla uzaklaşamadan makyaj masasına çarparak durdum. Savaş ise makyaj masaların kenarlarını tutup kaçacak yer bırakmayarak eğildi ve sinirle konuşmaya başladı.

 

"Çilem."

 

" Efendim..."

 

" Sen ne yaptın."

 

" N...ne yapmışım?"

 

"Nasıl hamilesin sen?"

 

" Şşey..."

 

- Ha yani hamileysen ben niye hatırlamıyorum, benim de bir şeyler hatırlamam gerekirdi öyle değil mi? Malum tek başına olmuyor bu bebek.

 

Dişlerini sıkarak konuşmaya başlarken ecel terleri dökerek cevap vermeye çalıştım "Bende hatırlamıyorum zaten."

 

Sevimlilik yapmaya çalıştım aklımca. Fakat pek işe yaramışa benzemiyordu.

 

" Çok güzel çok güzel."

 

Kafasını sallayarak onay verdiğinde mal gibi bakakaldım. Resmen başını sallayarak onay verdi adam! Ne yaptığını onun bile fark ettiğini zannetmiyorum.

 

" Çilem!" Bir an da omzum korkudan titrerken, gözlerimi bağırışından dolayı kapatmak zorunda kaldım. Bir süre sonra gözümü yoklamak için açarken Savaş hala burnundan soluyordu.

 

"Niye? Niye yalan söyledin!"

 

" Ne yapabilirdim! Kapana kısılmıştık. Bir anda aklıma bu geldi."

 

Kafasını tutarak sinirden gülerken, acaba konuşmasamıydım diye geçirdim içimden. " Çilem! Başımıza nasıl büyük bir bela açtığının farkında mısın?"

 

" Özür dilerim, biliyorum hata ettim ama başka çarem yoktu."

 

Benden uzaklaşıp, ceketini çıkartarak bıkınlıkla yatağa fırlatırken söylenmeye başladı artık.

 

" Bakalım daha ne gelecek başımıza! Dört gözle bekliyorum." Alaylı konuşması ile sırıtırken yanına giderek konuşmaya çalıştım

 

" Bu onları bir süre oyalar. Zaman kazanırız."

 

Savaş kendini doğrultarak bana döndüğünde, o korktuğum soruyu sordu. "Bir kaç ay sonra karnın burnuna gelmediğinde ne yapmayı düşünüyorsun?"

 

" O zamana kadar vaktimiz var, bakarız bir çaresine." Dediğimde Savaş bir şey düşünür gibi beni izlemeye başladı. Ben ise tepkisiz kalmıştım. Sadece sonraki sözlerini bekledim ama bir şey demeden ayağa kalkarak balkona çıktı. Herşeyden bıkmış, bunalmış halde...

 

Şimdi düşündüm de, onu ne kadar zor bir duruma sokmuştum böyle?

 

Oy ve yorumlarınızı unutmayın gençler.

Hadi kit bay.🙋‍♀️🤗

Bölüm : 20.12.2025 21:00 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...