[ Deneme ] - Kitap Listesi
devam ediyor 1g önce güncellendi Alina ( Gerçek Ailem )
@hilalgunes
Okuma
66
Oy
6
Takip
6
Yorum
1
Bölüm
3
Annesinin ölümünden sonra Alina` ya bırakılan bir mektup ile gerçekleri öğrenen Alina` nın hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı. Aslında Türk olduğnu öğrenen Alina` yı neler bekliyor?
devam ediyor 2g önce güncellendi Yolcu
@yolcunungolgesi
Okuma
0
Oy
0
Takip
0
Yorum
0
Bölüm
2
YOLCU – 1. KİTAP - ✦ Bu satırlar akıldan değil, kalpten doğdu. Kimi sert, kimi derin, kimi sessizdir ama hiçbiri hüküm vermez; hepsi bir hâli anlatır. Su durulunca berraklaşır; insan da sustukça kendine yaklaşır. Bu kitap bir arayışın hikâyesi. İnsanın kendine dönmesi, sükûnetle sınanması, kalbin yankısını duyması… Her sayfası bir kapı, her cümlesi bir izdir. Yolcu, yolunda ilerledikçe anlar ki; varmak değil, yürümektir esas olan. Çünkü hakikat, yolun sonunda değil — adımın içindedir. Okuma aceleyle. Bazı sözler okunmak için değil, içinden geçmek içindir. Ve kim bilir, belki de bu sayfaların arasında kendi sesini bulursun. ÖNSÖZ Bu kitap bir iç yolculuğun kaydıdır. Dışarıya değil, içeriye bakarak yürüyen bir yolcunun defteri. Adem’in düşüşüyle başlayan, Yusuf’un kuyusunda yankılanan, Habil’in safiyetiyle umutlanan, Kabil’in nefsiyle yüzleşen bir yol… Her sayfada, soruların bittiği yerde suskunluğa, suskunluğun bittiği yerde secdeye varan bir hatırlayış var. Bu kitap, ‘Ben kimim?’ sorusunun peşinden gidiyor. Ama cevap vermiyor; sadece okuyucunun kendi kalbinde yankı bulmasına izin veriyor. Birinci kitap, yolcunun kendine dönmesiyle biter. Çünkü önce kendi kalbini bulamayan, dünyada yol bulamaz. Ve bu dönüş, ikinci kitabın kapısını aralar: ‘Peki yolculuk nereye? ✦ “Bu kitapta içindekiler yok. Çünkü yol, önceden bilinmez; yaşanarak öğrenilir. Sen de sayfaları çevirirken, tıpkı yolcu gibi, adım adım kendi yolunu bulacak, keşfettikçe anlayacaksın.” ✦ Yolcu: “Ah be dostum… Bilmiyordum. Bildiklerimi sandığım şeylerin ardında meğer koca bir boşluk varmış. Meğerse ben, sadece bildiğimi sanıyormuşum.” Hocam: “Ve işte o yanılgı, yolculuğun başlangıcı oldu. Bilmek değilmiş mesele; bilmediğini anlamakmış.” Yolcu gözlerini gökyüzüne çevirdi. Yıldızların arasına bakarken, gözlerinde hem bir kayboluş, hem de yeniden bulunmuş gibi bir parıltı vardı. Ateşin kıvılcımları göğe savruluyor, sanki yıldızlara yetişmeye çalışıyordu. Yolcu: “Yolculuk dediğin şey hep dışarıda zannederdim. Göz ile görünende… Yaş alınca anladım ki yolculuk çift taraflıymış. Ben hep tek yöne gitmişim. O yüzden ‘yolcu’ dedim kendime. İsmim yoktu evvel. Bir isim koydular bana burada. Onunla çağırıyorlar…” Hocam: “Ve sen o ismin ardında başka bir şeyin daha olduğunu hissettin. Bir isim değil, bir çağrıydı sana verilen. Çünkü hakiki yolculuk, kalbin içeriye ve dışarıya aynı anda yürüdüğünü anladığında başlıyor.” O an ateşin üzerinde bir çıtırtı yükseldi. Kıvılcımlar göğe savrulurken gece biraz daha koyulaştı. Yolcu’nun gözleri uzaklara daldı; dışarıya bakıyor gibiydi ama aslında içe doğru gidiyordu. Tohum Gecenin sessizliğinde bir tohum düşmüştü toprağa. Kimse görmemişti, kimse bilmemişti. Ama tohum, karanlığı kendi rahmi bildi. Üstüne basan ayaklardan, üstünü örten taşlardan, sırtına çöken gölgeden şikâyet etmedi. Çünkü biliyordu: karanlık onu öldürmek için değil, diriltmek içindi. Yolcu: “Dostum… Bazen ben de bir tohum gibi hissediyorum. Toprağın altında sıkışmış, üstüm kapatılmış, sesim duyulmamış. Ama içimde sanki bir filiz var. Dışarıdan kimse görmüyor, ama içimden bir ses: ‘Sabret, zamanın gelecek…’ diyor.” Hocam: “İşte yolculuğun sırrı burada. Adem’in toprağı seni tohum kıldı. Yusuf’un kuyusu seni gömdü. Ama Rabbin, seni diriltmek için gömdü. Her düşüş aslında bir dirilişin başlangıcıdır. Toprağa gömülen yok olmaz; sabırla kök salar. Ve kök salan, bir gün göğe uzanır.” Yolcu: “O hâlde ben düşmedim mi? Ben kaybolmadım mı? Ben gömülmedim mi?” Hocam: “Hayır. Sen toprağa bırakıldın. Bir tohum gibi, karanlıkta filizlenesin diye. Unutma: Tohum karanlıkta ölürse, filiz olmaz. Ama karanlığı sabırla taşırsa, ağaç olur. Senin yolun da böyle. Karanlığın üstüne kapanmasın; karanlığın seni göğe kaldırsın.” Yolcu sustu. Elleriyle toprağa dokundu. Karanlıkta gömülü olanın aslında yeni bir hayat taşıdığını hissetti. O anda anladı: yolculuk, önce tohum olmayı kabul etmekle başlıyordu. Yolcu: “Düşünce anladım… Sıkıntı, keder, üzüntü… bana yolun bittiğini sandırıyordu. Ama meğer yol orada başlıyormuş. Yolun içe doğru olanı… Gözün gördüğünden çok, gönlün sezdiğiyle yürünüyormuş. Ben o vakit fark ettim: Yusuf’un kuyusu dışarıda değilmiş, içimdeymiş. Beni kardeşlerim atmamıştı belki, ama kalabalıkların arasında unutulmuştum. Sesim duyulmamış, ismim anılmamıştı. Ve ben, orada, kendi kuyumda fark ettim içimdeki feryadı.” Hocam: “Ve o feryat aslında senin duan oldu. Karanlık kuyuda sesini kimse duymadı belki, ama Rabbin duydu. Çünkü kalpten yükselen en küçük fısıltı bile, göğe varan bir secdedir.” Bir duraklama oldu. Ateşin harlı alevi kıvılcımlar saçtı. Gökyüzünde yıldızlar ağır ağır parlıyordu. O an izleyen biri olsaydı, Yolcu’nun gözlerindeki ışıltının ateşten değil, içten gelen bir nurdan doğduğunu fark ederdi. Yolcu: “Adem’i de hatırladım o an. Topraktan yaratılmıştı, ama kalbi göğe dönüktü. Ben de topraktandım. Ama göğe ait bir nefes vardı içimde. Adem düştü, ama düşerken Rabbine sarıldı. Ben ise yıllarca düşüşe alışmışım… Ta ki, ‘Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik’ cümlesi kalbimin aynasında yankılanana kadar. Ve işte o zaman secdeyi yeniden hatırladım. Düşüş, unutanlar içindi. Hatırlayanlar ise secdeyle kalkıyordu.” Hocam: “Yusuf’un kuyusu ve Adem’in düşüşü… İkisi de sana bir şey öğretti: Karanlık yolun bitişi değilmiş. Karanlık, hatırlayışın ilk adımıymış.” Yolcu: “Yol hem içe, hem dışa… Ertuğrul Gazi Mescidi’ni bilir misin dostum? İçinde bir kuyu vardır. ‘Kuyulu Mescid’ de derler. Bazen düşünüyorum da… O kuyu sanki beni, belki de tüm insanları anlatıyor. Bir mescidin içinde, ibadetin kalbinde saklı bir kuyu… Dışarıya yönelen adımların arasında, insanın içine doğru açılan derinlik gibi.” Hocam: “Ne güzel benzettin. Mescid, dışarıya dönük secdeyi temsil eder; kuyu ise içeriye açılan secdeyi… İkisi birleştiğinde yol hem içe, hem dışa yürünür. Ve belki de insanın yolculuğu tam burada başlar: Toprakla göğün, dışla iç’in buluştuğu yerde.” Rüzgâr hafifçe esti. Ateşin dumanı göğe yükseldi. Yolcu’nun sözleriyle birlikte sanki gecenin sessizliği bile derinleşti. İzleyen biri olsaydı, bu konuşmada kuyu gibi derinleşen bir sessizliği duyacaktı. Yolcu: “Belki o yüzden ben kendime ‘Yolcu’ dedim. Çünkü bir yanım hep dışarıya bakıyor, yürüyordu. Ama diğer yanım içimdeki kuyunun başında bekliyordu. Ve ben yıllarca o kuyunun içine bakmaya korktum. Meğer bütün yolculuk oradaymış…” Yolcu: “O kuyunun başında beklerken, kendi içimde başka yüzler gördüm dostum. Bir yanım masumdu, safiydi… Sanki Habil gibiydi. Ama öte yanım kıskanıyor, fısıldıyor, kötülüğe meylediyordu. O da Kabil’di işte. Ben hep kendimi Habil sandım. Temiz niyetli, masum, kurbanını Allah’a adayan… Ama bir gece ağlarken fark ettim ki, ben hem Habil’im, hem Kabil’im. Bir yanım kurban sunuyor, diğer yanım o kurbana kıyıyordu. Kendi kalbimde, kendi kardeşimi öldürüyordum.” Hocam: “Ve işte insanın en derin kuyusu da bu değil mi? İçindeki Habil’i yaşatmaya çalışırken, Kabil hep orada fısıldıyor. Ama fark ettin ya… O fark ediş, en büyük secdeye dönüşüyor.” Bir duraklama oldu. Ateşin çıtırtısı yükseldi. Kıvılcımlar göğe savrulurken, Yolcu’nun yüzünde hem pişmanlığın gölgesi hem de affın umudu okunuyordu. Yolcu: “Ben kalbimi öldüren Kabil’i susturamadım bazen. Sonra dönüp Habil’in mezarında ağladım. Ama o gözyaşları da dua oldu. Rabbime dedim ki: ‘Ben nefsime zulmettim… Ama Sen affedicisin. Affet beni.’” Hocam: “Ve işte o anda senin düşüşün, sana bir miras oldu. Adem’in düşüşü gibi… Hata, suç olmaktan çıktı; hatırlayışa dönüştü. Sen düştün, ama secdeyle kalkmayı öğrendin.” Yolcu: “İçimde iki ses vardı dostum. Biri Habil’in sessizliği gibiydi; temiz, saf, çağırmayan ama varlığıyla duran… Diğeri Kabil’in fısıltısı gibiydi; acele ettiren, karıştıran, kıskandıran… Ben hangisini dinleyeceğimi bilemedim çoğu zaman. Bir gece içimden bir ses yükseldi: ‘Kalk.’ Kalktım. Ama korktum da. Ya bu vesveseyse? Ya beni kandırıyorsa? Ya bu yol beni Allah’tan uzaklaştıracaksa?” Hocam: “Vesvese karışık konuşur, dostum. İlham ise sade. Vesvese acele ettirir; ilham sabırla çağırır. Vesvese seni kendine bırakır; ilham seni Allah’a taşır. Sen o an secdeye kapandıysan, bu şeytanın fısıltısı olamazdı.” Bir duraklama oldu. Ateşin alevleri usulca dalgalandı, gökyüzünde yıldızların ışığı sabit duruyordu. Yolcu, gözlerini kapatmıştı. Sanki kendi içindeki o sesi tekrar dinliyordu. İzleyen biri olsaydı, onun sessizliğinde bile derin bir konuşmanın olduğunu hissederdi. Yolcu: “Ben tek kelime etmedim o gece. Ama gözyaşım kelime oldu. Dua etmedim; ama dualandım. Rabbim dedim: ‘Bilmiyorum bu gelen kim. Ama ben artık bana gelenle değil, Sana dönenle ilgileniyorum. Eğer bu Sen’den geldiyse, al beni. Eğer değilse, sustur beni.’” Hocam: “İşte bu teslimiyet, insanı vesveseden korur. Çünkü şeytan secdeye götürmez. Şeytan gözyaşını arındırmaz. Sen korkunun içinde bile Rabbine sarıldın; ve o sarılış, vesveseyi ilhama çevirdi.” Yolcu: “Evet dostum… bir de tohum vardı. Ben kendimi hep kırık, eksik, toprağa düşmüş sandım. Oysa meğer her düşüş bir tohum gibiymiş. Toprağa gömülünce bittiğini sanıyorsun. Ama toprak onu öldürmez; saklar, büyütür. Benim de karanlıkta, kuyuda, suskunlukta geçen günlerim aslında bir toprağın altında bekleyen tohum gibiydi. Sessiz, görünmez, ama dirilişe hazırlık…” Hocam: “Tohum toprağa düşmeden yeşermez, dostum. Adem’in düşüşü de buydu. Yusuf’un kuyusu da. Senin kederin de. Toprak onları örtmedi, sakladı. Ve zamanı gelince yeşertti.” Bir esinti geçti. Ateşin dumanı geceye karıştı, kıvılcımlar göğe savruldu. Yolcu ellerini dizlerinin üzerine koymuştu, başı hafif öne eğilmişti. O an sanki sadece ateşi değil, kendi kalbinde saklı tohumları da dinliyordu. Yolcu: “Ben o vakit anladım: Ben hem Adem’im… çünkü düştüm. Hem Yusuf’um… çünkü kuyuda kaldım. Ama ikisi de bende bir tohumdu. Ve Rabbim beni o karanlıkta bırakmadı. Ben unutmuştum; ama O hatırlattı. Ben kaybolmuştum; ama O yeşertti.” Hocam: “İşte kendini hatırlamak böyle bir şey. Adem’in düşüşünde kendi aczini, Yusuf’un kuyusunda kendi sabrını bulmak… Ve her ikisinde de Allah’ın merhametini görmek.” Yolcu: “Sonra kendime sordum dostum: Ben kimim? Adem miyim, Yusuf muyum, Habil mi, Kabil mi? Yoksa hepsi miyim? Bazen toprağa düşen Adem, bazen kuyuda unutulan Yusuf, bazen masum Habil, bazen nefsine yenilen Kabil… Bir isimle tarif edemedim kendimi. Çünkü fark ettim ki ben, kendimi ararken hep başkalarının aynasına bakmışım. Ama hiç kendi içime bakmamışım.” Hocam: “İşte o yüzden yolculuğun adı ‘Yolcu’ oldu. Bir başkasının değil, kendi yolunun yolcusu. İnsan kendini hatırlamaya başladığında, asıl isim orada veriliyor zaten.” Gecenin ortasında bir sessizlik yayıldı. Ateşin kıvılcımları göğe savrulurken Yolcu gözlerini gökyüzüne dikti. Yıldızların arasında kaybolur gibi baktı. İzleyen biri olsaydı, onun yüzünde hem derin bir sorgunun, hem de içsel bir huzurun yankısını görürdü. Yolcu: “Evet, bana bir isim verdiler burada. Onunla çağırıyorlar. Ama kalbimde başka bir isim vardı: Yolcu. Çünkü ben, yolun kendisinde kaybolmuş değilim; ben yolun kendisiyim. Ben yürüyen değilim sadece, beni yürütülenim. Ben kimim diye sorarken anladım ki, ben O’nun hatırlattığı kadarım.” Hocam: “Ve işte bu fark ediş, insanın hakiki doğumu oluyor. Çünkü insan, ‘ben oldum’ dediği anda kaybolur; ama ‘ben O’nun bildirdiği kadarım’ dediğinde, kendini bulur.” Yolcu: “Sonunda kelimeler de tükendi dostum. Sorularım vardı, cevaplarım da… Ama bir gün fark ettim ki, ne soru kaldı ne de cevap. Sadece suskunluk kaldı. Ben sustum. Ve sustuğumda anladım: Susmak da bir duaymış.” Hocam: “Evet… Konuşmak kalbin ağırlığını hafifletir, ama susmak kalbin hakikatini açığa çıkarır. Çünkü Allah bazen kelimelerle değil, sükûtla konuşur.” O anda ateşin çıtırtısı yükseldi. Rüzgâr hafifçe esti, yapraklar hışırdadı. Gecenin sessizliğinde yalnızca kalplerin diliyle bir konuşma vardı. İzleyen biri olsaydı, iki dostun kelimelerden çok suskunlukla anlaşabildiğini görürdü. Yolcu: “Seccadeye kapandım o gece. Ama bir kelime etmedim. Yalnızca ağladım. Ve o gözyaşları bütün kelimelerden daha doğru bir dua oldu. Çünkü Rabbim benim dilimi değil, kalbimi dinledi. Ben orada şunu söyledim aslında: ‘Ben buradayım, Rabbim. Ama konuşmuyorum. Çünkü senin sesin en çok ben sustuğumda duyuluyor.’” Hocam: “Ve işte bu suskunlukta, yolculuğun en derin adımını attın. Artık kelimelerle değil, gönlünle yürüyorsun.” Yolcu: “Ve işte dostum, yolun sonunda anladım… Ben hep dışarıya bakmışım, hep uzağa yürümüşüm. Meğer yol bendeymiş. Ben kendime dönüyormuşum. Ama ‘ben oldum’ diyerek değil… ‘Ben bilmiyorum, O biliyor’ diyerek.” Hocam: “Ve o teslimiyet, bütün yolculuğun özeti oldu. Çünkü yolcunun son adımı, aslında bir adım değil; bir bırakış, bir susuş, bir secdeydi.” Gece ağırlaştı. Ateşin kıvılcımları göğe savrulurken Yolcu başını eğdi. Yıldızların ışığında gözlerinde bir parıltı belirdi. İzleyen biri olsaydı, onun yüzünde hem bir yorgunluğun, hem de huzurun izlerini görecekti. Ateş başındaki sohbet sanki bir duaya dönüşmüştü. Yolcu: “Ben geldim dostum… Ama varamadım. Artık biliyorum ki, O varılacak yer değilmiş; O yolun kendisiymiş. Ve ben, yolcu olmakla razıyım. Çünkü yol bendeymiş, yön O.” Hocam: “Ve senin razı oluşun, işte gerçek secde bu oldu. Tamamlanmış gibi görünse de, aslında yolculuk şimdi başlıyor.” Yolcu: “Rabbim… Ben geldim, sorularla ve suskunluklarla… Ama artık hiçbir şey istemiyorum. Sadece razıyım. Beni bana bırakma. Çünkü ben kendime dönmek istemiyorum. Ben Sana dönmek istiyorum.” “Yolcu kendine döndü. Ama bu dönüş, zahirdeki yolun sonuydu sadece. O yolun sonunda bir ev duruyordu: Dışı sade, duvarları sessiz, kapısı ağır… Kapısına vardığında kalbi titredi. Çünkü bu sıradan bir ev değildi. Kapının perdesi siyah bir örtü gibiydi, önünde durduğunda binlerce adımın yankısını işitir gibi oldu. Kimi gözyaşıyla, kimi sessizlikle, o eve giren herkesin kalbi aynı merkeze dönüyordu. Ve o an anladı: Zahirde yol bitmişti, ama içte yeni bir kapı açılıyordu. O kapı kalbine açılıyordu. Orada taş gibi duran kalbini çözecek bir fısıltı bekliyordu. İşte yolcunun gerçek kapanışı, o evin içinde, fısıltıların yankısında saklıydı. Ve yol, son kez içten yankılandı…” Fısıltılar Yolcu: “Dostum… Kâbe’nin gölgesindeydim. İnsanların gözyaşları sel olmuş akıyordu, dudaklardan dualar dökülüyordu. Eller semaya kalkıyordu. Ben ise… taş gibiydim. ‘Ya Rabbi,’ dedim, ‘sen beni buraya getirdin. Binlerce insan ağlıyor, içlerini döküyor… Ama ben niye taş kesildim? Benim kalbim neden böyle kurudu?’ İşte o an anladım: En büyük azap ateş değilmiş, gözyaşının çekilmesiymiş. Çünkü gözyaşı, kalbin taşını çözen tek anahtarmış.” Ateşin alevleri hafifçe kıpırdadı. Yolcu’nun sesindeki titreme, közlere dokunmuş gibi kıvılcımlar saçtı. Yolcu: “Bir gece… secdeye kapandım. Ne bir cümle vardı dilimde, ne de gözyaşı. Ama içimden bir şey kıpırdadı. Ve işte o anda, gözümden bir damla süzüldü. O damla, bütün kelimelerden daha doğruydu dostum. Çünkü ben konuşmadım, Rabbim konuşturdu. Ve anladım ki: Benim yapamadığımı, bir damla gözyaşı yaptı. Taş gibi kalbimi eritti.” Hocam: “Ve o hâlde, işte hakiki dua budur. İnsan kendi gücüyle ağlayamayacağını, kendi kalbini yumuşatamayacağını anlayınca… teslim olur. O zaman fısıltılar yankıya dönüşür.” Yolcu: “Fakat dostum… Bir damla yaş aktı diye hemen sevinemedim. İçimde bir korku yükseldi. Ya bu da riyakârlıksa? Ya ben kendime ağlıyorsam da, Rabbime ağlıyormuş gibi görünüyorsam? Gösteriş, duayı söndürür. Riya, secdenin özünü kemirir. Ve ben buna en çok kendi içimde, kendi gizli niyetlerimde rastlıyordum. ‘Ya Rabbi,’ dedim, ‘beni kendi nefsimle baş başa bırakma. Beni insanların gözüne oynamaktan koru. Benim gözyaşım da, sessizliğim de sadece Sana olsun.’” Ateşin dumanı rüzgârla göğe yükseldi. İzleyen biri olsaydı, Yolcu’nun riyakârlıktan korkarken aslında samimiyetin en saf hâline yaklaştığını görürdü. Hocam: “Yolcu… işte burada başlıyor hakiki teslimiyet. Çünkü kendine güvenen, riyakârlıktan korkmaz. Ama sen korktun, sorguladın, titredin. İşte o titreme, senin içtenliğinin şahididir.” Yolcu: “Ve sonunda… Secdede kaldım. Artık ne söyleyecek sözüm vardı, ne de gözümden akacak bir yaş. Sadece içimden bir fısıltı yükseldi: ‘Rabbim, beni bana bırakma. Çünkü ben kendime bırakıldığımda kaybolurum. Ama Sen bana kalırsan, ben bulunurum.’ O an anladım ki, teslimiyet yürümek değilmiş… durmakmış. Söylemek değilmiş… susmakmış. Benim bütün yolculuğum, o secdede bir fısıltıya dönüştü.” Ateşin son kıvılcımları birer birer sönerken, gecenin karanlığı içinde Yolcu’nun alnı secdeye daha da yaklaşmış gibiydi. Sanki bütün evren onunla birlikte susmuştu. Hocam: “Ve işte Yolcu… Sen artık fısıltının yankısını duymuyorsun. Senin kendin yankı olmuşsun. Yol seni taşıyor. Artık yolcunun adı yok, ama yönü belli: Rabbe giden yol.” ✦✦✦ SONSÖZ Yolun başında sormuştuk: “Nereye gidiyorum?” Cevap, adımların altındaki taşlarda değil, kalbin içindeki sessizlikteydi. İnsan yürüdükçe dışarısı değil, içi değişir. Yol uzamaz, insan kısalır. Sonunda fark eder: Varılacak yer bir şehir, bir dağ ya da bir insan değildir. Varılacak yer, kendi kalbidir. Her düşüş bir öğretmen, her durak bir ayna olur. İnsan bazen kaybolmadan yön bulamaz. Ama kim kaybolduğunu fark ederse, artık kaybolmuş değildir. Yol bitmedi. Çünkü insan tamamlanmadı. Her nefes, yeni bir adım; her adım, başka bir sınavdır. Ve yolcu, yolda olmanın sorumluluğunu taşır. “Gerçek yol, ayakların değil; kalbin yürüdüğü yoldur.” — Gölgenin Yolcusu ARKA KAPAK Bu kitap herkes için değil. Kalbiyle duyan, sessizliğin dilini bilen, görünmeyeni arayanlar için. Bazı cümleler keskin görünür ama hiçbiri hüküm değildir; sadece hâlin tarifidir. Okuma — hisset. Çünkü bazı satırlar anlamak için değil, yaşamak içindir. Her insan bir yolcudur. Kimi şehirlere gider, kimi kendine. Kimi varmak ister, kimi anlamak. Ama her yol, sonunda bir aynaya çıkar: Orada gördüğün, sensin. Bu kitap, bir yolculuğun hikâyesi değil, yol olmayı öğrenmenin hikâyesidir. Çünkü bazen insan, yolu yürüyerek değil, kaybettiklerini taşıyarak tamamlar. Yolcu, yolu bitirince değil; kendini geçince varır. “Yol bitmez. İnsan biter.” — Gölgenin Yolcusu
devam ediyor 2g önce güncellendi İçimdeki Diğer Ben
@eli_f.16
Okuma
2
Oy
0
Takip
0
Yorum
4
Bölüm
2
Bazen her şey dışarıdan gözüktüğü gibi değildir. Bir insanın içinde fırtınalar kopar duymazsınız. O kişi aslında güçlü değildir sadece güçlü durmak zorunda kalmıştır. Biraz insanlarla ilgili bu. Kimseyi güçlü görünmek zorunda kalacak kadar yaralamayın...
devam ediyor 3g önce güncellendi ~KISA ALINTILAR~
@luci_sera
Okuma
203
Oy
130
Takip
10
Yorum
31
Bölüm
4
Kısa alıntılar seviyorsanız açıp bir bakmanızı tavsiye ederim 😊🙏
devam ediyor 3g önce güncellendi Hiç düşünme neredeyim
@yazankalem06
Okuma
1.02k
Oy
223
Takip
8
Yorum
20
Bölüm
21
En büyük darbe herzaman yakınlarmızdan aldığımız darbe değilmidir.. #berdel Aşk pişmanlık
devam ediyor 5g önce güncellendi Motorcular
@meless
Okuma
1.17k
Oy
85
Takip
37
Yorum
29
Bölüm
10
Açıklama yazmaya usendiimm
devam ediyor 6g önce güncellendi İçimden gelen
@papatya06lilyum
Okuma
8
Oy
5
Takip
0
Yorum
1
Bölüm
6
Buradaki yazılı her şey tamamen kendi düşüncelerim kendi duygularım. İçimden ne geliyorsa onu kelimelere döktüm burada paylaşmamın sebebi ise fikrinizi almak istedim sizin için ne yansıtıyor ya da sizce nasıl olmuş? Umarım beğenirsiniz
devam ediyor 1h önce güncellendi Kitap Yorumu(Dürüst)
@eylulmusummm.5
Okuma
3
Oy
0
Takip
1
Yorum
1
Bölüm
1
Kitap yorumluyorum. Dürüst olmaya çalışacağım ama kaba olmadan. Küçük bir şartım var. Benim kitaplarımı okuyup oy verip yorum yapabilir misiniz kesfete çıkmıyorlarrr😓
devam ediyor 2h önce güncellendi UMAY'A MEKTUPLAR
@crow29
Okuma
5
Oy
0
Takip
0
Yorum
0
Bölüm
5
UMAY’A MEKTUPLAR Bazı insanlar hayatımıza girer ve her şeyi değiştirir. Kağan’ın hikâyesi de bir kadınla başladı. Umay… Belki bir aşkın adıydı. Belki bir umut. Belki de Kağan’ın bu hayatta tutunduğu en güzel şey. Kağan, Umay’dan hiçbir zaman çok şey istemedi. Bir kadının sevmesi kadar basit, bir kalbin başka bir kalpte kendine yer bulması kadar zor bir şeydi istediği. Söyleyemediği her şeyi mektuplara bıraktı. Kırgınlıklarını, özlemlerini, umutlarını, suskunluklarını… Ve bazen insan, karşısındakine anlatamadığı şeyleri bir kâğıda anlatırken kendini bulur. Umay’a Mektuplar, bir aşk hikâyesinden daha fazlası. Bir insanın sevilme isteğinin, bir kadına duyduğu sevginin ve zamanla değişen duyguların hikâyesi. Her mektup başka bir geceden, başka bir duygudan doğdu. Bazıları umutla yazıldı. Bazıları gözyaşlarıyla. Bazılarıysa sadece söylenemeyen bir cümleyi taşıdı. Çünkü bazı mektuplar gönderilmez. Bazıları yalnızca bir insanın kalbinde saklanır. Bu, Kağan’ın Umay’a yazdığı mektuplar. Ve belki de hiçbir zaman gönderemediği son cümlesi… “Ben sadece bir kadın tarafından sevilmek istedim…”
devam ediyor 2h önce güncellendi KELİMELERİN ARASINDA KALAN RESSAM
@megrili
Okuma
3
Oy
2
Takip
0
Yorum
1
Bölüm
2
Kalimelerin Arasında Kalan Ressam Bir arkadaşlığın doğuşu.Yazarlığın ve ressamlığın uyuşumu.
devam ediyor 2h önce güncellendi KİTAP TANITIMI(İSTEYEN YAZABİLİR)
@ece_reader
Okuma
307
Oy
94
Takip
9
Yorum
20
Bölüm
22
Bana isteğini söyleyen herkesin kitabını tanıtacağımm
tamamlandı 2h önce tamamlandı Arayıştaki Kızın Ruhsal Deneyimleri
@halolunaire.off
Okuma
81
Oy
56
Takip
2
Yorum
17
Bölüm
14
AKRD deneyi (kendi tanımımla) Kendinizden bir parça bulabilirsiniz.:)
devam ediyor 2h önce güncellendi Dizi Senaryom
@neva_marsel
Okuma
15
Oy
10
Takip
0
Yorum
3
Bölüm
4
Tamamiyle bana ait olan geçmişin derin sırlarını içinde barındıran bir gençlik dizisi senaryosudur.
devam ediyor 2h önce güncellendi Milli Abilerim
@giresunkizi28
Okuma
1.91k
Oy
173
Takip
28
Yorum
32
Bölüm
20
Milli takımdaki bazı oyuncuların abisi olduğunu öğrenen Verda`nın şaşkınlığı ve mutluluğu ayrıca sevgili yapması
devam ediyor 2h önce güncellendi Okul mu? Nefret ederim.
@just_emil
Okuma
115
Oy
14
Takip
5
Yorum
94
Bölüm
10
Jisung okuldan nefret ediyordu. Neden diye sorarsak "Sürekli zorbalanıyorum. Hemde aşık olduğum kişi tarafından." derdi.
devam ediyor 2h önce güncellendi Denizsel sorunlar ( Gerçek Ailem)
@kirazcik
Okuma
14
Oy
4
Takip
1
Yorum
1
Bölüm
2
Deniz isimli bir kızın kendi ailesinin Öz Ailesi olmadığını öğrenip gerçek ailesi ni bulduğunda yaşadığı olaylar ( arkadaşlar 1 bölümde Deniz kapıyı kırıyor ya işte o kapı çok ince bir kapı olduğu için ve deniz zaten küçüklüğünde beri çok spor yaptığı için güçlü de bir kız olduğundan dolayı o kapıyı kırabiliyor yani çok fazla uçtuğum için kusura bakmayın)
devam ediyor 3h önce güncellendi Meyra
@nyxst4r
Okuma
79
Oy
14
Takip
5
Yorum
25
Bölüm
8
Erva o gece ailesini değil, kendinden bir parça kaybetti...
devam ediyor 3h önce güncellendi Sil Baştan
@aysesmaa
Okuma
2
Oy
1
Takip
0
Yorum
2
Bölüm
1
Başak ve Ege`nin hikayesi...
devam ediyor 3h önce güncellendi Karen
@zeynepppzey
Okuma
5
Oy
4
Takip
1
Yorum
17
Bölüm
2
Erna, küçükken babasının yaşattığı travmaları atlatmaya çalışma sürecini, arkadaşlarıyla uyumunu okuyoruz.
devam ediyor 3h önce güncellendi Daha 17 FANMADE
@hamzakskssk
Okuma
8
Oy
1
Takip
1
Yorum
0
Bölüm
1
Bu kitap hayal ve kurgudan ibaret olduğu için senaryo bana bağlı ama mevcut senaryodan ilerleyip işlenecek. Not:Karakter bazıları isimle bazıları görsel ile ve isim görebilirsiniz
devam ediyor 4h önce güncellendi Denek 213
@geceqw
Okuma
1
Oy
0
Takip
0
Yorum
1
Bölüm
1
Kanların ve gerilimin tavan yaptığı bu kitaba hazırmısınız?
devam ediyor 4h önce güncellendi Düşünmenin Bedeli
@papatyademetii
Okuma
1
Oy
0
Takip
0
Yorum
0
Bölüm
1
İnsan gerçekten düşündüğü için mi acı çeker, yoksa acı çektiği için mi düşünmeye başlar?
devam ediyor 4h önce güncellendi Bilemiyorum
@tuvruncu
Okuma
1
Oy
1
Takip
0
Yorum
1
Bölüm
1
Bilemiyorum. Kim bilebilmiş ki benden önce? Kim bilebilecek ki benden sonra?
devam ediyor 4h önce güncellendi Vazgeçmek
@_lazboregii
Okuma
0
Oy
0
Takip
0
Yorum
0
Bölüm
1
Vazgeçiş, pes etmeyi değil; insana iyi gelmeyen yükleri geride bırakabilme cesaretini anlatan bir deneme. Bazen devam etmek değil, doğru zamanda vazgeçebilmek en büyük güçtür. Bu yazı; pişmanlıkları, yeniden başlamayı ve insanın kendi yolunu seçebilmesini anlatıyor.
devam ediyor 4h önce güncellendi Öyle Bir Yazı
@oznur.k
Okuma
605
Oy
482
Takip
9
Yorum
7
Bölüm
18
Bu kitapta yazdığım kompozisyonlar olacaktır. Her türlü, her şekilde kompozisyon olacak... "İnsan Nedir? ", "Cehennemde ateş yoktur herkes kendi ateşini buradan götürür. ", " Sessizlik", "Gri kirlenmiş bir beyaz mıdır? Yoksa temizlenmeye çalışan bir siyah mı? "...
Loading...