Uyumanın her şeyi unutturduğuna inandığımız ama asla unutturmadığını bildiğimiz o evre. Gözlerimi açtığım andan itibaren bunu düşünüyordum. Uyumak neden unutturmuyordu? İnsan tutunacak dalı kalmayınca kendinden vazgeçemez miydi?
Aylardır gördüğüm kabusun seyri değişmişti. Bu sefer gördüklerim en son yaşadıklarımla alay eder nitelikte olunca ne yapacağımı bilememiştim, öylece tavanı izliyordum. Ellerimle gözlerimi sildim tekrar. Ağlayarak uyanmıştım. Burnumu çektim. O anları hafızamdan nasıl silebilirim?
•∆•
Nefesleri düzene daha girmemişken elinden tutup götürmeye çalıştığı kız arkadaşına baktı tedirginlikle genç kadın. Ne yapsa ne etse bir türlü kurtaramamıştı canı bildiği arkadaşını. Diğer kolundan tutan adamın gücüne karşı kendi gücü o kadar az gelmişti ki gözüne, aciz hissetmişti. Bakışlarını gözlerine çıkarmış ama orda hiçbir şey görememişti. Kötülük gözlerini ele mi geçirmişti? Korkuyla titredi bedeni. En yakın arkadaşını kurtaramayacak mıydı yoksa? Bu düşünceyle gözleri de doldu genç kadının. Kısa saçları birbirine girmiş, ağlamaktan artık su yerine gözlerinden kan gelmeye başlayan arkadaşına bakmıştı dolu gözlerle. Kan ağlıyordu. Onu böyle görünce mahvoldu iyice. Kendi de dolan gözlerini kırpmış, sıcak gözyaşlarının yanaklarından çenesine akmasına neden olmuştu. Buraya kadar dayanabilmişti ağlamamaya. Arkadaşı onun ağladığını görmek istemezdi ki hiç. Onun için dayanmıştı. Yine onun için dayanamamıştı ama. Karşısında ağlamak istemediği adama baktı öylece. Neden bunu yapıyordu? Yazık günah değil miydi onlara? Reva mıydı bütün bunlar?
Etrafa bakındı. Bu korkunç adam arkadaşını gözlerinin önünde kaçırmaya çalışmış, onu ormanın derinliklerine sürüklemişti saatler önce. O andan itibaren peşlerindeydi. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi küt küt atıyordu. Onun da saçları koşarken birbirine girmiş gözünün önüne gelen tutamlar ağladığı için yüzüne yapışmıştı. İki elle yapıştığı kola daha sıkı asıldı. Canavarın kapkara olmuş gözlerine bakarak bağırdı. "Bırak onu!"
Bağırması sadece ağaçlarda olan kuşları kaçırmış, hâlâ arkadaşını götürmeye çalışan o korkunç adama hiçbir etki etmemişti. Hıçkırdı arkadaşı gibi. O da diğer elini kurtarmaya çalışıyor ama bir türlü bu kötü adamın kıskacından kurtulamıyordu. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya bu adam onu kaçırmaya çalıştığı anda başlamıştı. Çok korkuyordu. Ona ne yapacaktı? Direnecek gücü kalmadığını hissediyordu Feryal.
Zümra arkadaşını kurtaramazsa ona ne olacaktı? Bir şeyler yapmalıydı. Gerekirse yalvaracaktı. Arkadaşını canı pahasına kurtarmalıydı. Onun bir ailesi vardı. Geride onu bekleyen bir sürü insan vardı. Kendisinin yoktu ki. Onu alsaydı. Arkadaşını bırakıp onu alsa olmaz mıydı?
Ağlamaktan çatallaşan sesiyle bağırdı tekrar. "Onu bırak, ben geleceğim seninle. Nolur, bırak. Bırak!"
Nafile uğraşıyordu. Adam onu öldürür yine de yoluna devam ederdi. Bırakmadı güzeller güzeli arkadaşının elini. Çok koşmuştu peşlerinden, çok yorulmuştu. Düşmüş, dizlerini kanatmıştı. Yine de durmamıştı. Ta ki kötü adam onu omzundan sertçe ittirip yere düşmesine neden olduğu ana kadar. Kollarının gücü kalmamıştı. Bu yüzden bırakıvermişti arkadaşının elini. Hiç istememişti ki bırakmak. Biraz daha güç olsa kollarında arkadaşından onu kimse ayıramazdı ki!
Düştüğü toprak zeminden kalkamamıştı hemen. Yorulmuştu zangır zangır titreyen bedeni koşmaktan. Kanayan dizleri sızlayıp canını yakmıştı. Dişlerini sıktı kalan gücüyle. Ne yapacaktı bilmiyordu. Üstelik tenini delip geçecek bir şiddetle yağmur yağmaya başlamıştı. Tek iyi yanı gözyaşlarını gizlemesiydi. Toprak zemin yağmurun hızıyla kısa sürede çamur olurken ellerini o çamura bastırıp ayağa kalkmaya çalıştı genç kadın. Yağmur öyle şiddetli yağıyordu ki arkadaşını alıp götüren adamı zar zor görüyordu artık. Panikledi gördüğü görüntüyle genç kadın. Kaybedecekti arkadaşını. Bunu istemiyordu. Onu bir daha göremeyecek olmak kalbine zehirli bir hançer saplamıştı. Acımasız kötü adam o hançeri döndürüp duruyordu öldürmek için.
Üstü başı çamur olmuşken kalktı ayağa güç bela. Yağmur yüzünden iyice yavaşlamıştı adımları. Koşması gerekti artık. Yüzüne düşen sert damlalardan korunmak için bir kolunu kaldırıp gözünün önüne titreyen elini siper etmeyi amaçlamıştı. Kaldırdığı kolunu öyle tutmaya gücü yetmemişti. Düşmüştü hemen. İşe yaramamıştı. Ne kadar işe yaramaz birisi olup çıkmıştı son günlerde. Onun yüzünden arkadaşını kaçırmışlardı.
"FERYAL! FERYAL!" Durmadan bağırmıştı arkadaşına. Nereye kaybolmuşlardı ki hemencecik. Yüreği sıkıştı genç kadının. Etrafına bakınmak istedi, tam o sırada sağ tarafından gelen üçlüyü fark etti. Bunlar onlardı.
Ilgaz Savcı.
Başkomiser Dinçer.
Avukat Açelya.
Neden gülüyorlardı? Hem bu yağmurda burda ne işleri vardı ki? Boş verdi. Onlardan yardım isteyecekti arkadaşının kurtulması için. Sildi gözyaşlarını. Umudu vardı artık. Onlara güveniyordu. Yardım ederlerdi ona. Yönlerini onlara çevirmişti önce.
"Lütfen, lütfen, lütfen yardım edin!" Koşarak yanlarına gitmiş yalvaran sesiyle konuşmuştu genç kadın. Daha önce kimse duymamıştı bu ses tonunu. Arkadaşının ona ihtiyacı vardı. O bir şey yapamazsa yapacak olanlardan yardım istemekten gocunmazdı.
Ona bakıp gülmeye devam eden üçlüyü tekrar yalvardı. "Ne olur arkadaşımı kurtarın onun ellerinden, ne olur! Yardım edin. Lütfen!" Çok çaresizdi. Onlar ona yardım etmezse ne yapacaktı?
Bağırmaktan kısılan sesiyle tekrar etti sözlerini. "Ne olur kurtarın onu! Yardım edin bana! Benim başka kimsem kalmadı, ne olur onu kurtarın!"
Karşısında duran üçlü bu sefer kahkaha atarak gülmeye başlamıştı. Göz bebekleri büyümüş, duran gözyaşları tekrar başlamıştı. Ardından ona yardım etmeden yollarına devam ettiler. Kalbi kırılmıştı. Keşke onlara hiç güvenmeseydim, dedi içinden. Hiçbir şey söylemeden kahkaha atarak giden üç kişinin arkasından baktı düşen omuzlarla. Hiç umudu yoktu artık. Bu koca ormanda tek başına mı kalmıştı şimdi? Önce başı döndü, kulakları uğuldamaya başladı. Sonra bedeninde kalan tüm güç çekildi. Titreyen dizleri daha fazla dayanamadı, yere düştü bedeni, hareket edemedi. Gözlerini çekemedi yardım etsinler diye yalvardığı umut kırıntıları aradığı insanların gittiği yoldan. Kanı çamura karışmıştı. Nefes almakta zorluk çekerken cenin pozisyonu aldı kara zorla. En son hatırladığı düştüğü yerde bedenine şiddetle çarpan yağmur damlalarıydı. O yağmurun şiddetini ölse unutamazdı.
•∆•
Dün yaşanılan olayların yerleştiği bilinçaltım beni fena dövmüştü. Bugün odamdan çıkmasam ne güzel olurdu. Hâlâ bedenime çarpan şiddetli yağmuru hissedebiliyordum. Önceden gördüğüm kabuslardan daha etkili olmasının sebebi gördüklerimin bir yerde gerçek olmasından mıydı? Bu yaşıma kadar gördüğüm kabuslardan en kötüsüydü çünkü benim artık Feryal'den başka kaybedecek bir şeyim kalmamıştı. Onu da kaybedersem beni toparlayacak kimse kalmadığı için kuyunun dibinde çürüyüp gidecektim. Bunu istemiyordum. Son şansımı kaybetmek kazanamayacağımı bildiğim bir savaşa girmek gibi hissettirecekti uzun bir süre. Sonra zaten kendim kaybolacaktım. Akan burnumu çekmek işe yaramamaya başlayınca mecbur ayaklandım. Odamdan çıkıp banyoya geçerken hâlâ burnumu çekmeye çalışıyordum. Elimi yüzümü yıkayıp burnumu silmem ve diğer ihtiyaçlarımı halletmem beş dakika sürmedi. Her ne kadar bunları aşırı uyuşuk hareketlerle yapmış olsam da halletmiştim işte.
Telefonumu yastığın altından çıkardım. Merih yazmış mıydı bilmiyorum. Ona dün yaşanılanları anlatmak istiyordum. Beni teselli ederdi belki. Bu düşünceyle istemsiz yüzüm düştü. Niye teselli etsindi ki? Düşünmeyecek, içimden ne geçiyorsa anlatacaktım.
Siz: Sorma Merih, sorma.
↪️Merih: Ne oldu şimdi, hiçbir şey anlamadım.
Siz: İyi geceler.
↪️Merih: Peki güzelim, iyi geceler.
Son yazdıklarına diyecek bir şeyim yoktu. Konuşmayı ben bitirmiştim zaten. O da üstüme gelmemişti. Minnettardım. Bu sıralar neye nasıl tepki vereceğimi bilmediğim için üzerime gelseydi eğer kalbini kırma ihtimalim çok yüksekti.
Siz: Günaydın.
Siz: Dün kaçtığımın farkındayım, özür dilerim.
Siz: 'Sonuç?' diye sormuştun ya hani. Ortada bir sonuç yok. Giriş bile yok hatta.
Bütün gece telefonun başında beklediğini düşüneceğim şekilde mesajıma hızlı cevap verdi. Uyumamış mıydı ki? Ya da sadece telefonu elindeyken mesaj atmıştım. Sorsam söyler miydi, çok merak etmiştim.
Merih: Günaydın çilli.
Merih: Siktir ordan, ne demek yok?
Nasıl fark ettin be sen onları adam?! Profil fotoğrafımda çok belli olmuyorlardı ki. Yakınlaştırıp incelemiş olabilir miydi? Çillerim çocukluğumun travmasıydı. Gençliğiminse parıltısı. Küçük Zümra arkadaş bildikleri yüzünden çillerinden nefret ediyordu. Büyümeye başlayınca en sevdiği şey olacağını bilse yine nefret eder miydi?
Siz: Günaydından sonra yazdığın kelimeyi görmemiş gibi yapacağım.
Siz: Bildiğin yok. Ve ben bunu dün öğrendim, şakasız nevrim döndü.
Merih: Yavrum şunu düzgünce anlatır mısın?
Yavrum falan hayırdır, tanışıyor muyuz? Yazmadım yazmadım, korkmayın.
Siz: Anlatacağım.
Siz: Neden bilmiyorum, sana güveniyorum.
Siz: Sadece adını bildiğim birine güvenmem delilik mi sence?
Yüzünü, yaşını, onunla alakalı diğer hiçbir şeyi öğrenme isteğim yoktu. Ama konuşmak istiyordum. Sanki kim olduğunu öğrenirsem büyüsü bozulacaktı. Hiç tanımadığım birine güvenmek tanıdığım birine güvenmekten daha az yaralardı beni, öyle değil mi?
Siz: Sadece adını bildiğim birine güvenmem delilik mi sence?
↪️Merih: Bilmem. Ben deli miyim?
Siz: Neden bilmiyorum, sana güveniyorum.
↪️Merih: Gerçekten güveniyor musun, çilli? :)
Gözlerimi devirdim. Ağladığım için göz pınarlarım hâlâ sızlıyordu.
Siz: Merih. Yapma, yakışıklı.
Merih: Nr
Merih: Ne yaDin
Sen yaparken iyiydi yavru. Ne oldu bir çarpıldın sanki? Elin ayağın birbirine dolandı.
Siz: Adama yakışıklı dedik diye Türkçe'yi unuttu.
Siz: :D
Siz: Korkma, bir daha demem. :)
Siz: Korkma, bir daha demem. :)
↪️Merih: Yoo. Korkmadım ki. Diyebilirsin. Hatta her mesajın sonuna 'yakışıklı' yazarsan çok sevinirim.
Merih: Yoo. Korkmadım ki. Diyebilirsin. Hatta her mesajın sonuna 'yakışıklı' yazarsan çok sevinirim.
↪️Siz: Bunu unutmam. Bakalım birazdan öyle diyebilecek misin?
Merih: İşte bu sefer,
Merih: İşte bu sefer yusuf yusuf oldum.
Yüzümü güldürmüştü yazdıkları. Ufacık bile olsa iyi gelmişti bana. Bilinmeyen, bana iyi geldiğinin farkında mıydı? Sanmıyorum.
Siz: Çok tatlısın. (Bu mesaj silindi.)
Tutamamıştım kendimi. İmdat.
Merih: Gördüm ki. Boşuna sildin yani. :)
Ne? Ne demek gördüm. Yanaklarımın ısındığını hissettim. Yer yarılsaydı da içine girseydim. Acaba alt katta kim oturuyordu? Utancımdan onu bile hatırlamıyorum şu an.
Siz: Yoo, görmedin işte. Sus sus.
Siz: Yoo, görmedin işte. Sus sus.
↪️Merih: Yoo, gayette gördüm. :D
Siz: Merih...
Merih: Utandın mı sen? Bakayım nasıl utandın.
Fırlatacaktım. Telefonu gelişine karşı duvara fırlatacaktım şimdi.
Siz: Lütfen susar mısın? Konudan çok saptık bak. Anlatmayacağım böyle yaparsan.
Siz: Ve evet, utandım. (Bu mesaj silindi.)
Merih: Tamam tamam, özür diliyorum Hanımefendi. Utanmış olmanızı görmezden geleceğim şimdilik. Ve evet, asıl tatlı olan sizsiniz. :)
Allah'ım dünyayı yok et. Gittikçe batıyorum zaten.
Siz: MERİH!
Merih: Bağırmış mı oldun sen bana şimdi?
Siz: EVET!
Merih: Hâlâ mı bağırıyorsun?
Siz: EVET!
Merih: Sonuna ünlem koyunca tokat atıyormuş gibi mi oluyor peki?
Siz: HAYIR!!
Merih: Tamam ya. Niye kızıyorsun? :(
Siz: AAAAAA!
Merih: Bıktım. Üst kısımları iki kat kirleniyor.
Sen çok kaşınıyorsun ama. Alenen benimle dalga geçiyordu ya.
Siz: Yakışıklı, sen hep böyle benimle dalga mı geçeceksin?
Merih: Yok cNin niye olyle bisey yapayim bsn sindi.
Kıkırdadım. Adamın kapatma tuşunu buldum resmen. Göğsümden boğazıma doğru tırmanan, boğazımı sıkan urganın gevşediğini hissettim. Sanki ellerini uzatmış, avuç içlerinin zarar görmesini görmezden gelerek beni kurtarmaya çalışmıştı. Böyle aşırı hissetmek günün sonunda bana zarar verecekti. Boğazımı temizledim. Görmeyecekti ama olsun.
Siz: Tamam, hemen konuya dönüyoruz.
Siz: Ama ondan önce sormam gerekenler var.
Merih'in okula gittiğim gün attığı mesajları unutmuştum. Düşünceler beynimin içinde birbirlerini boğazlıyordu sanki. Her düşüncenin ruhu vardı ve o düşünceler tam o an ölmek için savaş veriyordu. Bu konular, aşırı düşünmek başımı ağrıtıyordu.
Merih: Dinliyorum, güzelim.
Siz: Sen benim geçen hafta okulda olduğumu ve o herifle konuştuğumu nerden biliyorsun?
Sormuştum işte. Cevabını en çok merak ettiğim sorulardan biri buydu çünkü o gün tedirgin olmuştum. Üstelik bu duygudan acayip yorulmuştum.
Merih: Dinçer'den. Çocukluk arkadaşıyız, canı sıkkındı. Konuştuk, anlattı bana bir şeyler. Senin o gün konuştuğun adamın uzun zamandır peşinde olduklarından bahsedip, resmini gösterdi.
Merih: Tesadüfen okulun önünden geçerken seni gördüm ama sen olup olmadığından emin olamadım. Çıkmanı beklerken bir adamla konuştuğunu fark ettim. O adamın peşinde oldukları adam olduğunu anlayınca sana yazdım zaten hemen.
Nasıl ya? Tam olarak ne oluyordu şu an? Hiçbir şeye anlam veremiyorum. Attığı mesajları görüldüde bırakıp telefonu yatağın üstüne bıraktım. İşaret ve orta parmağımı birleştirip alnımla şakaklarıma dairesel hareketlerle masaj yaptım. Geçmeyen baş ağrısı yapmışlar. Tekrar mesaj atmamıştı. Benim atmamı beklediğini tahmin edebiliyordum. Öğrendiğim şeyi sindirmemi bekliyordu.
Siz: Madem uzun zamandır peşindeler, neden biz şikayet edince yakalamadılar? Niye ciddiye alıp kanıtları daha güvenli bir yerde tutmadılar? Hem bu kadar kolay mı bunu yapmak? Ben anlamıyorum.
Mutfağa geçmek için ayaklandım. Baş ağrım dayanılmaz derecede artmıştı. İlaç almak benim yararıma olacaktı. Ağlayarak uyanmamın yan etkilerini yaşıyorum. Mutfağa geçip ecza dolabından aldığım ilacı büyük bir bardak soğuk suyla içmiştim. Evde herhangi bir ses olmaması dikkatimi çekince Feryal'in odasına bakmaya karar verdim. Haftasonuydu ve okula gitmeyecekti. Hele dün öğrendiğimiz şeyden sonra hiçbir yere gitmezdi. Kapıyı tıklatıp ses gelmesini beklemiştim ama ses yoktu. Kolu indirip kafamı içeri uzatınca gözlerimi etrafta gezdirdim. Odasında değildi. Bakışlarım dağınık yatağının olduğu köşede uzunca bir süre takıldı. Bir yere mi gitmişti? Normalde yatağını yapmadan asla evden çıkmazdı. Gideceği yere geç kalsa bile.
Odama geçip ilk işim Feryal'i aramak oldu. Aramamı meşgule atınca mesaj yazmış ardından Merih'in attığı mesajı okumuştum.
Siz: Nerdesin la karı?
Anında cevap verişi başının sıkıntıda olmadığı gösterirdi, değil mi?
Bacım: Dışarı çıktım, birisiyle ufak bir konuşma yapmam gerekiyordu da. Gelince anlatırım.
Siz: O birisi canını sıkarsa ağzının ortasına yapıştır, okey?
Mesajıma gülen surat emojisi bırakmış, cevap vermemişti.
Merih: Güzelim, bilmediğin şeyler var ve ben sana anlatıp daha çok göz önünde olmanı istemiyorum. Şimdilik polislere güven.
Siz: Peki beni o gün çıkışa kadar bekledin mi?
Merih: Güzelim, bilmediğin şeyler var ve ben sana anlatıp daha çok göz önünde olmanı istemiyorum. Şimdilik polislere güven.
↪️Siz: Hayır. Ölsem onlara güvenmem.
Siz: Peki beni o gün çıkışa kadar bekledin mi?
↪️ Merih: Yok. Bekleyemedim. İşim çıktığı için gitmek zorunda kaldım. Mesaj atma nedenlerimden biri de buydu. Tekrar özür dilerim.
Siz: Hayır. Ölsem onlara güvenmem.
↪️Merih: Neden, ne oldu?
Siz: Biz dün akşam arkadaşımla yemek yemeye çıktık...
Siz: Öyle işte, yukarda dediğim gibi bizim şikayet nanay. Çok zoruma gidiyor. Biz şimdi nasıl rahatça dışarıya çıkacağız ki?
Merih: Sen şimdi diyorsun ki polis ve Savcı vardı ama hiçbir şey yapmadılar? Ve o herif size bulaştı yine?
Ne kadar can yakıcı bir durumdu. Hadi ben bir şekilde üstesinden gelirdim. Feryal ne yapacaktı? O kadın bir haftadır korkmadan okula gidip geliyordu. Şimdi ne yapacaktı? Çocuklar ne olacaktı? Ben ne yapacaktım? Güvende değildik ki. Ya o herif okula gidip gelirken Feryal'i izlemişse? Ya okuldan sonra ya da okulda Feryal'e zarar verirse? İş işten çoktan geçince ne yapacaklardı, onlara nasıl güvenelim şimdi? Devletin memuruna, polisine güvenemedikten sonra kime güvenecektik biz, Peker Pekmez'e mi?
Siz: Evet, tam olarak öyle diyorum. Ve o polis, arkadaşın Dinçer'di.
Merih: Peki, geçerli bir sebebi olduğunu düşünüyorum ben. Siz ne yapacaksınız? Tekrar şikayet edecek misiniz?
Arkadaşını sırf olayı ona anlattı diye görmezden gelip gelmemek arasında kalmıştım. Ya Merih'te beni kandırıyorsa?
Siz: Eğer geçerli bir sebebi varsa, ki dün olanlardan sonra umrumda değil, zamanında bize söyleyecekti Merih.
Siz: Biz kaç gündür rahat rahat dışarı çıkıp dolaşıyoruz, arkadaşım işe gidiyor. İş yerinde o şerefsiz yok diye rahatça hayatına devam ediyor. Sanıyoruz ki tutuklanmış. Ama yok, adamı sorguya bile çağırmamışlardır.
Siz: İnsan yerine koyup haber bile vermediler. Hayal kırıklığına uğradım. Güvenimi kırdılar. İçimdeki nefreti nasıl susturacağım ben? Daha da yüzlerine bakmam.
Belki bu söylediklerim çok çocukça geliyordu kulağa ama yapamazdım. Güvenimi kıran insanlara bir daha güvenemezdim. O kadar güçlü değildim. Feryal için bunu yapmamız lazımdı üstelik.
Merih: Zümra, yapma. Cidden bilmediğiniz şeyler var. Bana bile detaylı anlatmadı eşek herif. Sizin iyiliğiniz için sustular belli ki.
Siz: Hiç sanmıyorum. Yanlarında bu adamın avukatı da vardı dün. Savcının sevgilisiydi büyük ihtimalle, onun ricasıyla koruyorlardır. :)
Siz: Adalet, bu kadar işte.
Gerçekten, adalet bu kadardı işte. Arkanda yaslanacağın birileri olunca ne güzel yasaları çiğneyip tükürüyordun. Biz korkumuzdan sırtımızı bir duvara yaslamıştık, inanmıştık bizi koruyacağına. Ama ne oldu? İşin sonunda yaslandığımız duvar üzerimize çöktü.
Siz: Neyse, ben yapacağımı biliyorum nasıl olsa. İnadım tuttu zaten. Konuşmayalım bunu.
Merih: Peki güzelim, peki.
Merih: Ne yapıyorsun?
Ne yapıyordum? Telefondan gözlerimi çekip üzerime baktım. Yastığımı dikleştirip yatak başlığına yaslanmıştım. Çorapsız ayaklarımı uzatmış, sallıyordum. Ayaklarımı öyle görünce üşümüş, nevresimi ayaklarıma örtmüştüm.
Siz: Öyle oturmuş bilmediğim etmediğim biriyle konuşuyorum. Aç karna ilaç içmeseydim uyumaya çalışırdım.
O kabus üzerine pek uyuyabileceğimi düşünmüyor olsamda deneyecektim. Baş ağrım geçmek yerine artıyordu çünkü.
Merih: Kimle konuşuyorsun ki?
Merih: Hem bana hem ona mı yazıyorsun?
Merih: Kimle konuşuyorsun ki?
↪️Siz: Enayinin biriyle ya, çok önemli değil.
Merih: Hem bana hem ona mı yazıyorsun?
↪️Siz: Evet. Bir problem mi var?
Biraz onunla uğraşmamın herhangi bir sorun yaratacağını sanmıyordum.
Merih: Zümra, kim o enayi söyler misin?
Siz: Sensin. Yakışıklı.
Merih: Bana enayi demneni girmezdwn gekmem icin yakisilki diosyn segil mi?
Salaktı bu adam. Çokta tatlıydı. Kaç yaşındaydı acaba? Lan ben liseli ergenle konuşmuyorum değil mi? Ama öyle olsa Dinçer'le çocukluk arkadaşıyız demezdi illaki.
Siz: ALDHSKDJSKDHKSJFKSDH GERÇEKTEN SIRF YAKIŞIKLI DEDİĞİM İÇİN HATLARININ KARIŞMASINA BAYILMAM NORMAL Mİ???
Siz: Birde bayıl istiyorsan Feriha.
Siz: Akshskdhskksdhskdhdk niye bu kadar tatlısın ki!!!! (Bu mesaj silindi.)
Bir süre mesaj yazmadı. Neden yazmadığını bilmiyordum ama bu süre uzadıkça işi çıkmış olabileceğini düşünmeye başlamıştım. Hâl böyle olunca daha fazla ondan mesaj beklemeyip telefonumu şarja taktım. Aklıma gelen ihtimalle duraksadım. Umarım bayılmamıştır. Yatağıma yeni nevresim takımı serecektim. Yastık kılıfını çıkarıp yenisini taktıktan sonra elimdeki yastığı pufun üzerine bırakıp çarşafı çıkarmaya başladım. Çıkardığım çarşafı odanın ortasına yastık kılıfıyla birlikte sallamıştım çoktan. Temiz çarşafı geçirip elimle kabarttığım yastığı da yerine yerleştirdim hemen. Nevresimi serdikten sonra kirli takımı direkt çamaşır makinesine koymuş, kirli sepetinde olan beyaz kıyafetlerimi de yanına eklemiştim. Makineyi çalıştırıp tekrar odama geçmeden elime toz bezini almış odamdan başlayarak bütün evin tozunu almıştım.
Makine bitene kadar yerleri süpürüp paspası da halledince geriye sadece duş almam kalmıştı. Viledayı yıkarken çamaşır makinesinin 15 dakikası kaldığını gördüğüm için duş sonrası kıyafetlerimi hazırlamaya odama geçtim. Kendimi çok bitkin hissediyordum gördüğüm kabus yüzünden. Baş ağrım içtiğim ilaçla bile hafiflememişti. Ama halledecektim. Yatağımı bozmak istemiyordum, pufun üzerine tünemiş aynadan çökmüş göz altlarıma bakarak ne kadar vahim bir durumda olduğumun değerlendirmesini yapıyordum. Sanki dün yaşadığım olaydan sonra gözlerimin içinde kalan son ışıkta sönmüştü.
Gözlerim dolmuştu dünü düşününce. Ardı arkası kesilmeden gelen düşüncelere sabaha karşı gördüğüm kabus eklenince dolan gözlerimden iki damla yaş akmış, yüreğimde yanan ateşi harlamıştı. Feryal'i bir an önce o adamdan kurtarmanın yolunu bulmak zorundayız. Ne yapacağını asla kestiremediğimiz biri vardı karşımızda ve o biri eğer okulda ona yalan söylediğimi anlarsa kötü şeylerin başıma gelme ihtimali yüksekti. Okulu geçtim dün akşam ona verdiğim zarar ve yoluna koyduğum taşla zaten kendi idam ipimi asmıştım.
Çamaşır makinesinden yükselen sesle oturduğum puftan ayaklanmış gözlerimi kurulamıştım. Çamaşırları serdikten sonra duşa girmiş, düşüncelerin başımdan aşağıya akan suyla beraber zihnimden akıp gitmesini istemiştim.
Gitmemişlerdi.
Oturduğum zemin başımdan aşağıya akan sıcak suyla ısınmış, sırtımı soğuk duvara yaslamıştım. Sanırım artık tek dayanağım soğuk duvarlar olacaktı. Başımı hafifçe yukarı çevirip sırtım gibi duvara yaslanmasını sağladıktan sonra gözlerimi kapattım. Yüzüme akan sıcak sular göz yaşlarıma karışıyor bana kabusumu hatırlatıyordu. Nefes almam zorlaşınca başımı yasladığım duvardan ayırmıştım. Alnımı dizlerime yaslamak istiyordum ama ölmek için çok gençtim. Kollarımı kendime çektiğim dizlerime sarıp yanağımı da dizlerime dayadım. Birde dizlerime bakınca kanımın akacağından korkmuştum. Burnumu çektim. Duş başlığından akan suyu da yanlışlıkla içime çekmek genzimi sızlatmıştı. Ağlamam şiddetlendi. Hayatımda düzgün giden hiçbir şey kalmadı. Geçen sürenin buruşan parmaklarım sayesinde farkına varmıştım. Yüzgeç çıkarmadan önce banyodan çıksam iyi olacaktı. Durulanıp akan suyu kapattım. Buharların arasından geçip bornozuma sarındım.
•∆•
Üzerimi giyinip açık bıraktığım saçlarım üzerimi ıslatmasın diye omzuma bıraktığım havluyla salona geçmiştim. Tam bu sırada çalan zille homurdandım. Zamanlaması süperdi gerçekten.
Kapıyı somurtkan bir yüzle açınca karşımda kimseyi görememek bozguna uğramama sebep olmuştu. Başımı yavaşça aşağıya çevirdim.
Bunun burda ne işi vardı?
•∆•
Feryal Özge Çakır'ın anlatımıyla...
Öylece karşımdaki adamın yüzüne bakıyordum. Açık yeşil gözlerimde hangi ifadeye rastlamıştı? Korku? Endişe? Gördüğü duyguların adını koyabiliyor muydu? Ben koyamıyordum.
Sessizce gözlerimin içine bakması bakışlarımı kaçırma dürtüsü yaratmıştı. Kaçırmak istemiyordum. Benim anlam veremediğim her duyguyu çözsün, bana da anlatsın istiyordum.
Okur Yorumları | Yorum Ekle |