
Selam çukulatam, uzun zaman sonra buraya bölüm atmak feci heyecanlandırdı ağlamak istiyorum...
Umarım bölümü beğenirsiniz, merak ettikleriniz ve spoiler için WhatsApp kanalına gelebilirsiniz, sizi seviyorum görüşürüzzzz
•∆•
Merih'in sesini duymak, Merih'in gözlerine bakmak. Merih'in yaşadığını bilmek. Bu üçlü sarmıştı tüm benliğimi. Yerimden kalkmış kısık gözlerle bana bakan Merih'e bakıyordum yaşlı gözlerle. Onu öpmek, yüzünü sevmekle evire çevire dövmek arasında gidip geliyordum. Dayak yemişten beter olduğunu gördüğümden öpmekte yetiniyordum maalesef.
Yanaklarıma sicim gibi süzülen yaşlarıma sinir olmuş şekilde elini bırakıp gözyaşlarımı sildim elimin içiyle. Yüzünde yara olmayan kısma eğilip yumuşak bir öpücük bırakırken maskeyi indirmiş, mikrop falan filan umrumda olmamıştı. İç çekmeden duramadım. Akan burnumu da çektim ardından. "Sümüklü seni." Fısıltısı göğsümü kadifeyle sardı. Sesini de çok özlemiştim şu birkaç saat içinde.
"Ben sümüklü değilim bir kere, sen beni ağlatıyorsun." Burnumu çektim. Sözlerim canını sıkmıştı gördüğüm kadarıyla. Omuz silktim sıkıntılı ifadesine bakarken. "İyi tarafından bak. Seni sevmesem beni ağlatamazsın bile, fasulye sırığı seni."
Minicik kıvrıldı dudağının kenarı. Eğilip kıvrılan kısmı öptüm bu kez. "Oh, nasıl da iyileştim hemen. Bir daha öp, ayaklanırım hemen bak."
"Zevzek zevzek konuşma be adam! Deldirmişsin postu, iki seksen yatıyorsun karşımda hâlâ bir şakalar, komiklikler. Taciz meselesini de unutmadım, hele bir iyileş o zaman konuşacağız."
İnledi, yalan olduğunu Sarp bile anlardı. "Ah, ölüyorum galiba sevgilim. Ölmeden bir kez daha öp beni de gözüm açık gitmesin."
"Niye öyle diyorsunuz beyfendi? Ben sizi tanımıyorum. Ayıp ve de çok ayıp."
"Yavrum, ayıp yatakta olur. Bil bakalım kim yatakta? Sen de gel, hünerlerimi göstereyim sana." Ay, arsızdı bu adam. Biz sevgili olduğumuzdan beri başka bir sürümünü gösteriyordu bana. Sırıtmamı durdurmak kolay değildi.
Duymazdan geldim söylediklerini. Maskeyi dudaklarımın üzerine kapatıp burnum açık kalacak şekilde bıraktım. Kokusuna ihtiyacım olduğundan kalan dakikalarımızı onun kokusunu ciğerlerime çekerek geçirmek istiyordum. Yaralı olan koluna dikkat ederek kollarımı kaldırıp omzuna sarıldım yan bir şekilde. Sıkmadan, canını yakmadan sarılmaya dikkat etmiştim. Alnımı da boynunun kıvrımına bırakırken konuşmuştum fısıltıyla.
"Sakın hareket etme, Merih. Yanmasın canın." Yoğun bakımdaki cihaz seslerinin arasında zar zor duydum fısıltısını.
"Bu arada deldirmişsin falan ne demek kız, asıl sana ayıp."
Gülümsedim. Salaktı falan ama çok seviyordum.
•∆•
Hayat bazen tam bitti dediğiniz yerden tekrar başladığında anlam kazanırdı.
Tam bittim dediğim yerden hayatıma giren insanlarla nefes almıştım bir süre önce. Ta ki soluk boruma çöken karanlık nefes almamı zorlaştırana kadar. Barbaros denen şeytan kılıklı herif hayatımızın tam orta yerine bomba gibi düşmeden önce hem ben hem Feryal gayet mutluyduk. İki genç kadın olarak yaşadığımız zorlukları birlikte atlatır, yolumuza bakardık.
Bu her zaman böyle olmuştu. Barbaros'a kadar. Önce Feryal yaşadığı sözlü tacizi gizlemiş, sonra küçük bir çocuğun da aynı şeyleri yaşayabileceği ihtimaliyle karşı karşıya gelmiştik. Tehdit edilmiştim. Yüzümde pek belli olmasa da izi kalmış bir bıçak yarası vardı. Kendi kendime zarar verdirtmiştim.
O gün aklıma gelince beynimde çakan şimşek gözlerimin önünü kararttı. Benim parkta bulduğum yaralı kedi o gün ses çıkartıp Barbaros'un geri çekilmesine sebep olan kedi olabilir miydi? Mümkün müydü böyle bir şey? O şam şeytanından her şeyi beklerdim. Kediyi ne yapıp edip bulmuş olabilirdi. Bilmiyordum. Aklımın bir köşesine bu konuyu not edip Merih'e soracaktım. Araştırılmasını istiyordum. Eğer gerçekten o kediyse kendimi asla affetmezdim. İhtimal verip önceden tahmin etmem gerekiyordu. Beni korumadılar diye küçücük bir canı geri plana mı atmıştım? Bu kadar kötü bir insan değildim. Eğer o günkü kedi parkta bulduğum kediyse yaşaması için elimden gelenin fazlasını yapacaktım.
İçim sıkıntıyla dolmuşken Merih'in odasının önünde doktorların kontrollerini yapıp dışarı çıkmasını bekliyordum. Hemşirenin gelip görüşme süresinin dolduğunu söylemesiyle Merih'i son kez öpüp yoğun bakım alanından çıkmıştım. İlaçlar yüzünden uykusu geldiğinden fazla direnmeyip yanından ayrılmama izin vermişti. Vermese sanki çıkmayacaktım ha. Pusat'la birlikte Merih'in evine gitmiştim. O Cüneyt'in arabasında beklerken ben eve çıkıp duş almış üzerimi değiştirmiştim.
Hastaneden ayrılmak istemiyordum pek ama regl olduğum için zorundaydım. Kendimi pis hissetmiştim. Üstelik Merih'in uyanınca giyebileceği kıyafetlere de ihtiyacı vardı. Yanıma hem ona hem de kendime yetecek kadar kıyafet alıp evden ayrılmıştık. Yavrunun mamasını ve suyunu yenileyip pofuduk tüylerinin üzerine birçok öpücük bırakmayı unutmamıştım tabi. Pusat'la olan konuşmamızı da Merih hastaneden çıktığında yapmaya karar vermiştik yolda konuşup.
Şimdiyse evden çıkmadan önce saçlarımı kurutmadığımdan koridorda geçen insanların arkasında bıraktığı rüzgar yüzünden hafiften üşüyordum. Sağımda Merih'in annesi ve babası vardı. Annesi sandalyede otururken babası ayakta durup eşinin saçlarını seviyordu. Gülümsedim bu görüntü karşısında. Birbirini seven iki insan görünce yumuş yumuş oluyordum.
Saat öğlene geliyordu. Doktoru sabah kontrollerinden sonra durumunun daha iyi olduğunu, gerçekten hızlıca iyileştiğini söylemişti. Yani normal odaya alınabilirdi artık. Yarım saat önce de alınmıştı çok şükür. Ve istediğim gibi yanına girebilecektim. Ailesinden sonra. Zaten yoğun bakıma yanına sadece ben girmiştim. Onların gönlü ferahladıktan sonra uzun uzun yanında kalabilirdim ancak.
Bir de Merih'e hiç güvenmiyordum. Ailesinin yanında beni utandırmak için her şeyi yapardı kesin. Bakışlarım düşüncelerime takılıp kaldığımdan annesinin yüzünde asılı kalmış olacak ki kendime geldiğimde göz göze geldik. Tebessüm etmeye çalışarak irkildiğimi gizlemeye çalışmıştım ama başarılı olduğum kısım muammaydı.
Muhteşem bir aileydiler bakıldığında. Merih sahip olduğu bu aileyi kaybetmemek için birçok şeyi feda edecektir.
Anne ve babasının ardından içeriye Cüneyt girmişti, şu an hepsi içerdeyken ben dışardaydım. Kendimi onu çok sevsem de hayatının bir parçası gibi hissetmiyordum. Sanki hep böyle olacaktı, sevdiğim herkes bir başkasını daha çok sevecek, ben öylece kapının ardında bekleyecektim.
Merih'in beni sevdiğini hem görüyor hem hissediyordum. Hiçbir şey söylemese bile bana bakarken öyle güzel gülüyordu ki, gözlerine varıyordu gülüşü. Tüm bu olumsuz düşünceleri regl oluşuma bağlıyordum. Normalde de olumsuzu düşünen bir tarafım hep vardı zaten ama birini sevince kötü olan duyguları gözünüz görmüyordu. Reglin bünyeye aşırı duygusallık yaydığını kendimi sosyal medyada gezerken gördüğüm en saçma videoya ağlarken bulduğumda anlıyordum.
Gerçekten.
Bir insan yapay zeka olduğunu bildiği saçma sapan hayvan videolarına ağlar mıydı? Ben ağlıyordum.
Kapı açılma sesi duyunca başımı eğdiğim yerden kaldırıp Merih'in kaldığı odaya baktım. Önden annesi hemen ardından babası çıkmıştı dışarıya. Ayağa kalktım. Annesi yönünü bana çevirip adımlarını önümde durdurdu. Kollarını açıp bana sarılışına hazırlıksız yakalandım. "Sana emanet kızım, uyanmış seni bekliyordu. Bizi istemedi yanında eşek sıpası. Ilgaz hastaneden taburcu olunca düzgünce tanışırız. Bizim oğlan kafaya koymuş seni gelin alacak."
Taramalı tüfek gibi konuşup bana cevap hakkı tanımadan kollarını bedenimden çeken kadının arkasından aptallaşmış şekilde baktım. Ne oluyordu şu an? Gözlerimden taşan soru işaretlerini Merih'in babasına ulaştırmış olacağım ki konuştu. Merih'i içerde olmayışım bile dizginleyememişti sanırım, ne yapıp edip beni utandıracak bir şey bulmuştu. "Sen bizim oğlanın tuzlu kahvesine acı biber falan da at kızım. Bunun uslanacağı yok çünkü. Hak ediyor."
Ve gitti.
Ben olduğum yerde öküzün trene baktığı gibi arkalarından baktım. Yemin ediyorum ailecek beni utandırmaktan zevk aldıklarını düşünecektim artık. Tek kelime etmeme izin vermeden konuşup gitmişlerdi resmen.
Merih'in yanına girme sırası bendeydi. Cüneyt'i eskiden de tanıdığımdan onun yanında utandırılmak pek koymaz diyerek kapıyı çaldım. İçerden ses gelmesini beklemeden kapıyı açıp iki adım attıktan sonra bakışlarım odayı taradı. Merih'in yastığını düzelten Cüneyt'e ilerlemeden kapıyı kapattım. "Ooo eşek sıpası uyanmışta taze sevgilisini ailesine karşı utandırırmış, oyy bakın hele siz eşek sıpasına."
İçeri girmemle sırıtan yüzünü laflarımla altüst etmiştim. Eşek sıpası dediğim için bozulmuştu. Oh iyi oldu sana Merih efendi. Yanına yaklaşıp yatağının boş kısmına oturdum. Cüneyt sırt tarafında olan yastıkları düzeltmiş benim olduğum tarafa gelerek abisinin yüzünü görmek için refakatçi koltuğuna oturmuştu.
Biliyordu tabi abisinin nazlı hallerini, uğraşmamdan keyif alacaktı. Merih'in üzerine eğilip damar yolu bağlı olan koluna dikkat ederek elini tuttuktan sonra alnını koklaya koklaya öptüm. "Leş gibi ilaç kokuyorum yavrum, öpme öyle."
"Sen bir sus bakayım. Eşek sıpaları öyle her yerde konuşmazlar, bilmiyor musun?"
Cüneyt'in odada yankılanan kahkahası benim de dudaklarımın arasında tutmaya çalıştığım kıkırtılarımı tetiklediğinden gülmemi engelleyemedim. Merih kardeşine gözleriyle küfür ediyordu an itibariyle. Bana dönen altın hareleri teessüf edercesine bakmaya başladı. İfadesi o kadar komikti ki yavaşça başlayan gülüşüm kahkahaya dönüştü.
Kahkahamla yüz ifadesi yumuşamaya başladı. Onu öyle ışıldayan gözlerle bana bakarken görünce boğazım düğümlendi. Kaybettiğimi sandığım ama devrilmemek için dik durmaya çalıştığım süreyi aştığımı fark edince kendimi saldım. Gözlerime dolan yaşları ondan gizlemek için sargılı omzuna dikkat ederek koluna sarıldım sıkıca.
"Güzelim benim, iyiyim ben ağlama ne olursun. Kurşun yarası hiç kalıyor, yapma." Sandalye itilme sesinden birkaç saniye sonra kapı açılıp kapanma sesi geldi. Cüneyt bizi baş başa bırakmış olmalıydı. Üstünde durmadım. Sessiz iç çekişlerimi tutmadım daha fazla, hıçkırdım. Saçlarımda kıpırdanan halsiz parmaklar hissettim.
"Çok korktum Merih. Benim kimsem kalmadı, seni de kaybettim diye çok korktum. Bana bunu yaşatma, yalvarırım." Hıçkırıklar yüzünden kesik kesik çıkan cümlelerimin ne kadarını anladı bilmiyordum. İki büklüm koluna sarılırken yarasına zarar verebileceğim endişesi bedenime yayıldı. Geri çekildim sargısına öpücük kondurup. Ellerimi tamamen üstünden çektim, gözlerimi kurulayıp ellerimi birbirine bağladım. Odaya baktım öyle boş boş. Ona bakarsam tekrar ağlarım sandım.
"Hazan." Damarlarımda endişeyle dolanan kanım duyduğum isimle buz tuttu. Gözlerimi gözlerine hedefi vurmak için odaklanan ok gibi sapladım. Söylediği ton beni yıllar öncesine döndürdü. Abimin ben daha annemin karnındayken benim için düşünüp koyduğu ismim dudaklarından isyan edercesine çıktı.
"Hazan, Hazan. Abisinin göz bebeği Hazan." Dudaklarım büküldü. Başımı sağ omzuma yatırırken, "Yapma," dedim. "Benim yaramı sen bu haldeyken kanatma. Sana sığınamazsam nefes alamam, Merih yapma o yüzden şimdi."
Yaralı kolunu uzattı yüzüme, yanağımdan akan yaşı sildi parmak uçları. Kolunu havada tutması canını yakmasın istedim. Yanaştım yanına, eğildim göğsüne doğru. Bana sığınak olan adamın yaralarına dikkat ederek başımı kaldırdığı kolunun yanından karnına yasladım. Ona olan sevgim dört duvar olup üzerime yıkıldığı saniyelerde gözlerim kapalı bekledim sadece. Hiçbir şey düşünmeden bir an önce iyileşmesi için içimden bildiğim tüm duaları ederken eli hep başımın üzerinde, parmakları saçlarımın arasındaydı.
"Uykun geldi mi?" Mahmur sesi kulaklarıma dolduğunda ilaçların onu uykuya yenik düşüreceğini anladım. "Hım, geldi."
"Gel yanıma uzan, uyuyalım birlikte. Hadi." Hiç beklemediği bir tepki verdim. Kendimden beklemediğim cümlelerdi bunlar ama işte insanın bir yerden sonra ayarları karışıyordu. "Nah gelirim." Sesim ağladığım için boğuk çıkmıştı ama anlaşılırdı.
"Ne?" Şoktan uykusunun kaçıp yerinden hareketlendiğini anlayınca konuştum. "Dur yerinde bebeğim. Eşek sıpaları için uyku vakti. Hani televizyonda çıkan iyi uykular çocuklar yazısı var ya? He, işte onu senin için yazıyorlar şu an aşkım. Uyu."
Hasta yatağında yaralı adama kurduğum cümleleri normalde kursam beni utandırmak için elinden gelen her şeyi yapabileceğini bildiğimden o böyle savunmasız ve afallamışken ağzımdan çıkanı kulağım duymuyordu. Bildiğin salaklaştırmıştım adamı. Gülümseyen yüzüme tip tip bakıp tam konuşacakken parmağımı dudaklarına dokundurdum. "Susup uyuma zamanı sevgilim."
•∆•
Güneş yerini geceye bırakırken bakışlarım hâlâ uyanmayan Merih'e kaydı. Vücudu güçsüz düştüğünden dinlenmeye ve uyumaya çok ihtiyacı olduğu belliydi. Yan şekilde yattığı hastane yatağının yarısından çoğunu kaplamıştı. Gülümsedim. Kollarında güvende olduğum bu adam benim arkamdaki dağım diyeceğim büyüklükte gibi gelmişti gözüme. Uzun boyu, abartılı olmayan yapılı vücudu gerçekten ağız sulandırıcı gözüküyordu normalde.
Hasta yatağındaysa ufacık oğlan çocuğundan farkı yoktu gözümde.
Refakatçi koltuğunda onu izlerken uyuyakalmıştım, Cüneyt kontrol için odaya girince sesine uyanıp bir daha geri uyuyamamıştım. Kaç saat uyuduğum muammaydı. Koltuk rahatsız olduğundan boynum tutulmuştu, avuç içlerimle enseme masaj yaparak ayağa kalktım. Camın önüne yürürken adımlarım yavaştı, ses çıkarıp Merih'i uyandırmaktan korkuyordum.
Gökyüzünde dolunay vardı bu gece. Ankara en şanslı olduğu günlerden birini yaşıyordu muhtemelen. Normalde bulutlarla kaplı olan gökyüzünde hiç bulut gözükmüyordu. Hava aydınlıktı. Dolunay tüm şehri aydınlatacak parlaklıkta yerini almıştı, sokak lambasına gerek yoktu bu gece.
Düşüncelerim hiç istemesem bile geçmişe kaydı. Bu sıralar bana herkes abimi, kaybımı hatırlatıyordu. Göğüs kafesimin içinde yaşamaya çalışan serçe ürkek gözlerle bana bakıyordu sanki. Ölmekten korkuyordu. Onca olana rağmen yaşayıp, hiç uğruna ölmekten çok korkuyordu. Orada öylece dolunayın yerini güneşe bırakmasını izledim saatlerce ama aklım hâlâ dolunayın parlaklığındaydı.
"Karadeniz'de gemilerin mi battı? Taka alırız sana üzülme o kadar." Uykudan uyanan Merih'in mahmur sesini algılayan kulaklarım anında kedi gibi dikeldi. Bakışlarımı dışardan çekip kendi ayıma baktım.
Her anlamda ayı.
"İlk esprin miydi?" Gözlerini devirdi.
"İnsan sevgilisini bu kadar yerden yere vurmaz ama ya. Aşk olsun."
Güldüm huysuz tavrına. "Sırf seni laflarımla yerden yere vurmak için sevgili oldum seninle, haberin yok muydu? Yoksa senin gibi kart bir adamla ne işim var benim, çıtır çerez bebek gibiyim." Göz bebekleri büyüdü. İlk başta yalandan yaptığı belliydi ama son cümlemle dumura uğradı. Beklemiyordu kendisine yaşlı iması yapmamı. Bir şey demeden bana ayak uydurmuştu hemen. "Diğer tarafa döneyim de orayı da sen vur istersen he, sevgilim."
"Niye öyle diyorsunuz beyfendi, alındım gücendim."
"Ya bırak ya. Ne biçim sevgilisin sen, insan sevgilisine böyle yapar mı? Öpüp koklar, sever. Hayır yaşlı olarak görüyorsan elimi öp alnına koy."
Yatağın boş kısmına oturmadan önce ziyaretçi koltuğuna bıraktığım telefonumu elime aldım eğilip. Merih ona bakmadığım için homurdanmaya başlamıştı bile. "Ne mızmız adamsın ya, bekle iki dakika. Sabırsız. Hem sabah öptüm ya elinin üstünü hatırlamıyor musun? Yaşlılıktan unuttun heralde. Olsun, sıkıntı yok."
Yüzündeki ifade ona küfür etmişim gibi bir hâl aldı. Uzatmadı, belli ki hâlâ halsizdi, sabırsız oluşuna ettiğim lafa cevap verdi sadece.
"Kızım uyurken bile rüyama gelmişsin yan yanayken dibime gelmiyorsun, tabii huysuzlanırım. Azıcık enerji, sinerji, hız."
Tip tip suratına baktım. Gülsem gülemiyordum sabah sabah trip atmak için fırsat kolluyordu zaten. "Sus artık be adam. Ne bu enerji, sanki dün ben vuruldum."
Telefonla yanına geçip oturmadan yüzünün her bir tarafına öpücük koydum. Yaraları ilk gördüğüm an gibi taze değildi ama tamamen geçmiş sayılmazdı. Şakağına bıraktığım öpücükten sonra derin bir nefes aldığını işitmiştim. Alnımı öptüğüm tenine yasladım. "İyisin değil mi?"
"İyiyim yavrum. Kötü olsam bu kadar çok konuşabilir miydim?" Başımı salladım hafifçe. Orası doğruydu. "Ağrın falan da yoktur o zaman?"
"Yok, ağrım vardı da sen öpünce geçti çoğu. Tamamen geçmesini istiyorsan ver bir alt dudak." Gözlerimi devirdim. Gayet iyiydi.
"İyisin iyi, domuz gibisin. Maşallah."
Hâlâ üzerine eğilmiş şakağına alnımı yaslamış şekilde duruyordum. Belime arada vuran ağrı regl ağrısıydı diye umursamıyordum ama biraz daha böyle durursam tutulacaktım. Geri çekildim. Doktor sabah geldiğinde uyuduğu için söylediklerini bilmiyordu, uyanınca serumu bittiyse ve iyi hissediyorsa biraz yürüyebileceğini söylemişti. Ki ben burda olmasaydım Merih çoktan kalkıp odanın içinde tur atıyor olurdu.
"Gel hadi, biraz yürüyüş yapmamız gerekiyor. Lavaboya falan da gidersin hem. Sonra da karnını doyuracağız." Saatlerdir serum alıyordu. İllaki ihtiyacı vardı. Olumlu anlamda başını sallayıp yan yattığı yatakta hareketlendi anında. "Aşkım yavaş, dikişlerin atacak şimdi."
Durdu. Ben yatağın başlık kısmını havaya kaldırırken donakaldığı yerden beni izliyordu. Kollarından destekleyip dik durmasına yardımcı olduktan sonra ayaklarını yataktan sarkıttım. Kurulu bebek gibi onu yönlendirmeme izin veriyordu. Cüneyt'in ben almayı unuttuğumdan evden getirdiği terliklerini de ayağına geçirirken başımı ona çevirdim. "Çorap giymek ister misin? Üşüdün mü?"
Hiçbir şey söylemeden eğildiğim yerden ona bakışlarımı izliyordu. "Merih? Ağrın mı var, neden cevap vermiyorsun?"
"Kalk," elini bana uzatmıştı. Elini tutup hiç sorgulamadan aralık tuttuğu bacaklarının arasına girdim. "o aşkım diyen dillerini yer bitiririm senin." Lafı bittiğinde dediğini yapacağını biliyordum. Elimi bırakıp belimi sardı koluyla. Dudakları dudaklarıma temas ettiği an vücudum elektrik akımına kapılmış gibi titredim.
Yavaş başlayan öpücüğü dili devreye girince hızlandı. Nefesimin yetmediği kısımda geri çekilecekken izin vermemiş, başını boynuma eğerek tenime kanımı kaynatan ıslak öpücüklerini bırakmıştı. Yutkundum, öpüşmenin etkisiyle sızlayan dudaklarımı birbirine bastırdım. İçimde yükselen inleme isteği canımı sıktı.
"İşte şimdi tamamen iyileştim." Konuşurken başını çekmemesinin sebebi nefesini göğüs olduğuma bilerek bırakmak istemesindendi kesinlikle. Ondan deli gibi etkilendiğimin farkındaydı. Beni zorlamak hoşuna gidiyordu resmen. Kollarının arasından çıkmak için hareketlendim. Boğazımı temizleyip sesimi kaçtığı yerden geri çağırdım.
"Sen çok pislik bir adam oldun bugün ya." Ne kadar istesem de yüksek sesle konuşamamış, fısıldamıştım. Güldü usulca. Kıvrılan dudaklarını tenimin üzerinde hissetmek kalp atışlarımı hızlandırdı yine. Kolu sıkılaşıp bedenimi iyice kendine yaslarken başını boyun girintime yerleştirip uyuma pozisyonu aldı.
"Uyumak gibi bir düşüncen varsa at onu kafandan, hadi. Çorap istiyor musun?"
"Yerim çok rahat ve çorap falan istemiyorum, azıcık uyusam burda olmaz mı?" Ses tonu o kadar masum geldi ki az önce öpüşmemişiz de ben uydurmuş, kafamda kurmuş gibi hissetmiştim.
"Koca bebekliği şimdilik bir kenara bırak ve yapacaklarımızı yapalım, sonra uyuturum seni, söz." Bu sefer sözümü dinlemiş beni daha fazla uğraştırmadan yürüyüşümüzü yapmıştık.
Koridorda attığımız turlardan sonra odaya dönmemizin ardından üzerine geçirdiğim hırkayı çıkarmış lavaboya göndermiştim. Biz koridorda yürürken Cüneyt abisini görmeye geldiğinden yemek işini ona kitlemiştim. Doktoruyla görüşüp yiyebileceği ne varsa getirmesini istemiştim.
Ayaklı masaya koyduğu tepsiye memnunca bakıp abisinin peşinden lavaboya yolladım. "Git bak abine, düşer müşer Allah korusun."
Sırıtarak yanımdan geçip kapıyı bile çalmadan içeri dalan Cüneyt ağzımın açık kalmasına sebep oldu. Aynı benim gibi şoka giren Merih'in, "LAN!" diyen bağırtısını dışardan geçen biri bile duyabilirdi. Cüneyt kapıyı kapatırken son duyduğum şey ona ait olan şu cümleydi. "Bağırma boşuna, işe çabuk çıkalım tuvaletten. Küçük Ilgaz'ı tutmana yardım etmemi ister misin?"
Şoktan çıkınca kahkahamı tutamadım. Salaktı bunlar.
•∆•
Merih karnını doyurmuş, yerken benim de karnımı doyurmamı sağlamıştı. Sonra sözümü tutup onu göğsümde uyutmuştum. Perdeleri iyice kapatıp odanın içine sızan ışığı en aza indirgemiştim. Yarası sırtında olunca yatakta rahat bir pozisyon bulmuştuk çok şükür. Acısı, ağrısı yoktu. Biten serumunu o uyurken hemşire ağrı kesiciyle değiştirmişti. Öyle olunca kesintisiz uyumuştu eşek.
Saçlarında dolaştırdığım parmaklarım onu uyandırmaktan korkarcasına ürkekti. Bir kolumu boynuna sarmış diğer elimle saçlarıyla oynuyordum. Görebildiğim kadar kirpiklerini saymış, kahveye çalan sarı oklarına içim giderek bakmıştım. Çok güzel bir adamdı. Ona kapılıp gitmemek zordu, çok zordu.
Onu kaybedeceğim korkusuyla hiç beklemediğim bir anda karşı karşıya kalınca öyle afallamıştım ki, ne yapacağımı bilememiştim. Eğer Cüneyt beni gelip evden almasaydı ne olurdu, hastaneye nasıl gelirdim bilmiyordum. Aklım gitmişti. Kendimi annesiyle babasını aynı anda kaybeden, abisiyle tek başına kalan küçük Zümra gibi çaresiz hissetmiştim.
Şimdiyse o Zümra'nın tek dayanağı kollarını sardığı bu koca adamdı. Merih benim için fırtınadan kaçıp sığındığım bir limandan daha fazlasıydı. Evdi, dört duvardı.
Her şeyi geride bırakıp geldiğim bu şehirde yanımda sadece Feryal vardı. O olmasaydı olacakları düşünemiyordum bile ama artık o yanımda değildi. Bunu isteyen oydu. Bilerek yapmasa da bana öyle bir kalp kırıklığı bırakmıştı ki, canım yanıyordu. En yakın arkadaşımdan uzak olmak yeterince zor değilmiş gibi sevdiğim adam vurulmuştu. Onu beklediğim evde, ondan haber beklerken zarar gördüğünü öğrenmiştim. Canıyla savaşmış ve kazanmıştı.
Allah, onu da benden almamıştı. Bana bağışlamıştı.
Saçlarından elimi çekip iki kolla sarıldım Merih'e, öptüm onu, şükrettim varlığına. Fark etmeden aldığı nefesleri sayarken bulmuştum az önce kendimi. Ondan sonrasında kirpiklerini saymıştım işte sayabildiğim kadar.
"Neden uyumadın bebeğim?" Boğuk sesi düşüncelerimden kopmamı sağladı, öptüm yine saçlarından. Uykulu haline eriyip bitiyordum.
"Asıl sen neden uyandın bebeğim? Ağrın mı var? Ben mi uyandırdım seni?" Son soruda sesimin tonu üzgün çıktığından mıdır bilmem hareketlenmek istedi. İzin vermedim.
"Kızım şap şup öpüyorsun beni, canım çekti ondan uyandım, bırak ben de öpeyim bir tane!" İsyanına kıkırdadım içten bir şekilde. Gülünce hareketlenen karnıma avuç içini yasladı. Son kez saçlarını öpüp başımı yastığa yasladım.
"Yat uyu hadi, öpmüyorum daha. Yüzündeki yaralar acımıyor değil mi?"
"Mızıkçılık yapıyorsun. İyiyim bir şeyim yok." Çocuk gibi itiraz ediyordu ama sabah beni kıstırışını unutmamıştım.
"Yoo, sen sabah boynumdan öperken iyiydi. Sıra bende işte. Eşitlendik."
"İyi hatırlattın." Sadece bunu demiş, minik öpücüklerini başını kaldırdığı yere yani boyun girintime bırakmıştı yine. "Eşeğin aklına karpuz kabuğu mu soktum ben az önce?"
"Bak, durup durup bana eşek diyorsun fark etmiyorum sanma. Yaralı halimden yararlanıp gömdükçe gömüyorsun." Uykusunun açıldığı sesinden belli olunca yüzümü buruşturdum.
"Sen niye uyumaya devam etmiyorsun şu an ya? Sus, uyu işte uslu uslu." Huysuzlanma sırası bendeydi şimdi. "Yok, kaçtı uykum," karnıma yaslı avuç içi bulunduğu kısmı okşadı. Elinin sıcaklığını giysilerin üzerinden bile hissedebiliyordum. Yarım bıraktığı cümlesine ilgi kattığı sesiyle devam etti. "karnının ağrısı geçti mi senin?" Nerden biliyorsun diye sormadan olumlu anlamda başımı salladım.
"İyiyim, boş ver beni şimdi, uzat bakayım ordan telefonumu." Sorgulamadan yatağın yanına çektiğimiz masadan telefonumu uzanıp aldı. Kollarımı hiç çekesim yoktu omuzlarından. Başımı başına yaslayıp tuş kilidini açması için şifreyi söyledim. "709153."
"O ne lan? Manifest mi yaptın?" İstemsiz gülmüştüm.
"Ne manifesti ya, dümdüz şifre işte. Salak." Verdiği tepkiyle eğlendiğim o kadar belliydi ki gülmeden konuşmakta zorlanıyordum. Boğazımı temizleyip açıkladım şifremin anlamını. "7091 Fenerbahçe'nin kuruluş yılının tersi, 1907'nin yani. 53, dümdüz 53 Rize'nin plakası. Fenerbahçe'li ve Rize'liyim."
"Ne biçim şifre o, insan sevgilisinin ismini yapar. Ayrıca ne salaklığımı gördün?" Derken şifreyi girmiş, ekran kilidini açmıştı. Hiçbir şey yapmadan öylece benim onu yönlendirmemi beklerken ekran fotoğrafını fark etmiş, başını hızla bana kaldırmıştı. Oldukça şaşkındı. Ani hareketi canını yakmış olacak ki yüzü anlık buruşup eski şaşkınlığına geri döndü. Bakışları gülümseyen dudaklarıma kayarken ışıl ışıl bir yüzle ona bakıyordum.
Gördüğü resim ona aitti. Sadece ona ait değil, çocukluğuna aitti hatta. Şimdiki halini koymaktan daha çok etkisi olduğunu şaşkınlığının yavaşça silinip yerine huzuru yerleştirdiğini görünce anlamıştım. Hiçbir şey söylemedi. Üzerimdeki kıyafetin yaka kısmını aşağı çekerek kalbimin denk geldiğini düşündüğü yeri öptü. Kalbim orda değilse bile artık orda atıyordu. Dudaklarını bastırıp kalp atışımı hissetmeye çalışması anlamsızdı çünkü zaten kalbim dudakları nerdeyse orda atmayı kendine borç bilmişti.
Kollarımı bollaştırıp galeriye girmesini söylememin ardından ikimizde susmuştuk. Bu andan sonra tek yaptığımız o tekrar uykuya dalana kadar telefonumdan evde bizi bekleyen yavru kedimizin videosunu açıp oyuncağıyla oynadığı anları izlemek olmuştu.
•∆•
Benimle bölümle alakalı düşüncelerinizi, kitabımızın gidişatı hakkındaki yorumlarınızı paylaşmayı unutmayın lütfen ^^
WhatsApp kanalında aktifiz, tekrar ediyorum spoiler için oraya gelmeyi unutmayın hehe
Bu satıra izinizi bırakmayı unutmayın efenim.
Kişisel sosyal medya hesaplarım;
Instagram: esrayanar15
Twitter: esoyanar
Tiktok: esrayanar15
Kitaplar için kullandığım sosyal medya hesaplarım;
Instagram: kanadiyamaliserce, esonunkaleminden
Tiktok: night.and.lake, tabutkanadiyamaliserce, golunardindaofficial
Bu hesapları takip ederek bana ulaşabilir, kitaplarımla alakalı paylaştığım gönderileri görebilirsiniz. Beğendiğiniz kısımları #tabutwattpad etiketiyle paylaşıp beni mutlu etmek isterseniz hayır demem bu arada. Profilimden diğer kitaplarıma göz atıp düşüncelerinizi benimle paylaşmanıza da hayır demem.
10.03.26 20:01
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |