Selaaaaammmlar bebeklerim, son bölümün üzerinden bi ay geçmiş asla fark etmedim yoğunluktan. Fark edince hemen taslaktan bölüm paylaşayım dedim. Bu aralar bölümlerin gelmeme sebebini WhatsApp kanalında açıklamıştım ama orda şu an birkaç kişi olduğu için sizin bilmemeniz çok normal.
Yaz mevsiminde olmamız beni gerçekten çok zorluyor, sürekli bağ bahçe işi var ve ben gidip bi şey ekip biçmesem bile beş kişilik ailemin bazı sorumlulukları bende. Grupta dediğim gibi taslakta bölümlerim tükenmek üzere ve ben tamamen bitirip ne zaman fırsat bulup yazacağımı bilmediğimden kendimi riske atmak istemiyorum. Bölümlerin araları o yüzden uzuyor, yazmaya fırsatım olmadığından
Beklettiğim için özür diler ve sizleri sevdiğimi belirtmek isterim. Yorumlarda bölüm hakkında konuşalım olur mu? Keyifli okumalar...
•∆•
Merih telefonunu arabaya bağlayıp Sertap Erener'den Mecbursun şarkısını açmış yarım saattir sırıtarak şarkıya eşlik ediyordu.
Sen yeter ki sev, kulun olayım
Bir dile bin yıl kölen olayım
Boynuna, koynuna dolanayım
Mahşere kadar
Asla yandım, amanın yandım kısmını dinlememize izin vermiyor, o kısma gelince şarkıyı başa alıyordu. Neymiş efendim kendisi sarışınmış ne işim olurmuş esmerlerle. Deliydi bu adam. Sanki başımızda hiç dert yokmuş gibi keyiften dört köşe olmasına sebep olansa sevgili oluşumuzdu. Tabii başka şeylerin de etkisi vardı.
•∆•
Yarım saat önce...
Soluklarını tenimde hissettiğim adamın geri çekilmeye hiç niyeti yoktu. Aksine biraz daha bana doğru yaklaşmış kolunu belime sararak beni kendine çekmişti. Dudaklarının sıcaklığını tüm yüzümde hissediyordum. Beni alaşağı eden öpücüğünün ardından yanağıma da baskılı bir öpücük bırakmış, dudakları yanağımı ev bilmişti. Gitmeye niyeti olmadığını fark edince mırıldandım "Ilgaz," heyecandan kuruyan dudaklarımı ıslatmak bile o an eziyet oldu bana. "Hım, bana mı seslendin?" Dudaklarını çok az geri çekip boğuk sesiyle konuşmasına karşılık olarak yüzümdeki yangın arttı. "Duyamadım." Seslice yutkunuşum arabanın içinde yankılandı o an. Dudaklarının gerildiğini yanağımda hissettim. Bu halimden acımasızca zevk alıyordu. Zar zor sesimi bulup adını söylememin üzerine biraz geri çekilip yüzüme baktı. "Merih."
"Biliyor musun, ben birinin bana borçlu kalmasını hiç sevmem. O yüzden," yarım bıraktığı cümlesine soru işareti dolu gözlerle bakarken yüzünü tekrar bana yaklaştırmış, hafif sola çevirdiği kafasıyla yanağını işaret ederek, "öp." Demişti. Afallayan ifademe oldukça ciddi bir yüz ifadesiyle bakıyordu. O böyle bakınca ciddi misin diye sormak çok abes olacağı için gözlerimi kapattım. Merih belime sardığı kolunu sıkılaştırarak aramızda mesafe bırakmazken heyecandan buz kesen ellerimi koyacak yer bulamadığım için kollarına tutunmuştum. Onun bana yaptığı gibi önce titreyen dudaklarımı ıslatmış sonra iyice dibine girdiğim adamın yanağını koklayarak öpmüştüm. Teninin üzerinde dudaklarımın olduğunu bilmek beni içinden çıkamadığım bir duruma sürüklerken kollarına tırnaklarımı geçirdiğimden bihaberdim. Duyduğum boğuk inleme sesiyle gerçek dünyaya dönerken utanarak geri çekilme çabalarım Merih tarafından kolayca yıkılmıştı. "Yok öyle hemen kaçmak." Ses tonu içimde daha önce olduğunu bilmediğim duyguların karışmasına neden olurken kasıklarımın karıncalandığını hissettim. Sol elimi çekip karnımın aşağısına bırakmam dikkatini çekti. Boştaki elini elimin üzerine koyup bastırmasıyla dudaklarımın arasından firar eden inlemenin sebebinin ağrım olup olmadığını kestirememiştim. Merih bunun farkında bir şekilde yüzüne yerleşen arsız sırıtışla konuştu. Bu adamla baş etmenin bu kadar zor olacağını hiç düşünmemiştim.
"Ağrın mı var yavrum, hı? Yoksa ufak bir yangın mı?" Çenem yer çekimine kapılıp düşerken aralık kalan dudaklarıma hisli bir bakış attı. Beni öpmek istediğini soylemesine gerek yoktu. Asıl yangın onun altın gözlerindeydi. Elini elimin üzerinden çekip geri çekildi. Sorusuna bir cevap beklemiyordu çünkü böyle bir soruyu şu an sormaya hakkı olmadığını düşünüyordu. İlk günden fazla üzerime gelmişti ona göre. Hiçbir şey demeden yerine yerleşen adama kaçamak bakışlar attım. Sorusuyla utanmam gerekiyordu ama yeterince utanmış bir vaziyette olduğum için arsız tarafım kendini açığa çıkarmak istiyordu. Bu yüzden sorusuna cevap verecektim ama o benden önce davranmış, "Artık sevgiliyiz, sevgilim." Demişti.
Yanan yüzümle zoraki gülmüş, aramızda olan çekimin içinden hâlâ çıkamamıştım. Kemerimi bağlayıp eski halime döndükten sonra sesi soluğu kesilen sevgilime baktım. Sevgilim vardı. Kulağa dehşet verici bir şeymiş gibi geliyordu ama olsun, sevgilim vardı. Merih'in aklını az önce sorduğu sorudan rahatsız olup olmadığım düşüncesi kurcalarken tekrar anayola çıkmış, ona beklemediği cevabı vermiştim.
"Sevgilim, yangın."
Son cümlem bu olmuş Merih'i dumura uğratmıştım. Biraz zaman sonra telefonunu eline alıp deli gibi yarım saattir dinlediğimiz şarkıyı açmıştı. Ben onun kadar keyifli değildim çünkü Barbaros gibi unuttuğum başka biri aklıma gelmişti. Açelya. Merih'in sahte sevgilisi, Açelya. Arabadan inmeden bu konuyu ona açmak istiyordum. Biraz keyfi kaçacaktı ama yapacak bir şeyim yoktu. Soru işaretleriyle adım atamazdım. Onunla alakalı her şeyi merak ediyordum ve sonunu düşünmeden attığım adımın taşa takılmasını istemiyordum. Arabayı mahallenin girişine park etmeden önce yanımda hâlâ kendinden geçmiş bir şekilde şarkıyı mırıldanan Merih'e baktım. Sevgilime baktım. Bakışlarım ellerine düştü. Çok güzellerdi.
Sıkıntının bulandığı sesimle, "Açelya durumunu konuşmamız gerekiyor," cümlemin devamını elinde tuttuğu telefonu kırmak ister gibi sıkan Merih'in gözlerinin içine bakarak tamamladım. "Ne yapacağız?" Unuttuğu detay Merih'in canını epey sıkmışa benziyordu. Mimik oynamayan yüzünü santim santim izlerken onun gözleri sadece gözlerimdeydi. Orda ne arıyorsa bakışlarımı gözlerine sabitlediğim an bulmuş gibi telefonunu açmış ve rehbere girmişti. Telefonu kulağına götürmeyip hoparlöre aldı. Çıkan arama sesi sebepsizce gerilmeme neden olmuştu. Uzun uzun çalan telefon sonunda açılınca karşıdan duyduğum ince cırtlak ses tüylerimi diken diken etmişti. "Efendim, tatlım?" Gözlerim yuvalarından fırlamak istercesine açılmıştı. Bakışlarımdan dökülen dehşetle bir telefona bir Merih'e bakıyordum.
Açelya. Tatlıların içinde boğulma inşallah.
Merih karşı tarafın ona cevap vermesini beklemeden söyleyeceğini söylemiş, telefonu çat diye yüzüne kapatmıştı. "Senden ayrılıyorum." Şoktan şoka sürüklenen bedenim daha fazlasını kaldıramayacaktı. Bugün hissedebileceğim bütün duyguları hissetmiştim. "Hadi yavrum." Diyen Merih arabadan inip arka koltuktan çantasının içinde uyuyan kediyi almış, benim hâlâ yerimden kıpırdamadığımı görünce gelip kapımı açmıştı. Anahtarı kontaktan çıkarıp çantamı koluma astım. Kapıyı kapatıp bagajdan poşetleri almaya başlayan sevgilimin yanına geçip benim için bıraktığı poşetleri aldıktan sonra arabayı kilitleyip mahalleye doğru yürümeye başladık. Hep tek başıma ya da Feryal'le yürüdüğüm yolları şu an sevgilimle yürümek garip geliyordu. Dışardan nasıl göründüğümüzü merak ediyordum. Yakışıyor muyduk? Tam o an kasıklarıma giren ağrı beni unuttun demek istemişti sanırım.
Artık evime gidip kendimi yatağıma atmak istiyordum. Buruşturduğum yüzümle Merih'in yanında yürürken adımlarım yavaştı. Bu halimin farkında olan Merih adımlarını bana uydurmaya çalışıyordu ama uzun bacaklarıyla attığı küçük adımlar bile benim normal bir adımımla aynıydı. Konuşmadan attığımız adımlar sonunda oturduğum apartmanın önünde durunca ellerine uzanıp poşetleri almak istedim ama izin vermeyip bana göz devirerek apartmanın açık kapısından içeri girdi. Peşinden pıtı pıtı gidip yanında durdum. Asansörün tuşuna basmış gelmesini bekliyordu. Birlikte asansörü bekleyip gelen asansöre binmemiz ve dördüncü kata çıkmamız artan ağrım yüzünden bana bir ömür gibi gelmişti.
Anahtarlığımı çantamdan alıp evin anahtarını kilide takarken duyulan tek ses poşetlerin hışırtı sesiydi. Kilide taktığım anahtarı çevirip kapıyı hafif araladığım an bu sese fısır fısır konuşma sesleri eklendi. Ne oluyordu? Merih'e alttan alttan attığım sorgu dolu bakışlarıma temkinli bakışlarla karşılık veren Merih beni geriye çekmiş çıkardığı ayakkabılarıyla ses çıkarmadan kapıyı tamamen açıp eve girmişti. Hemen ardından onun gibi ses çıkarmamaya özen göstererek içeri girip kapıyı yavaşça ardımdan kapattım. Merih arkasında olan beni beklemiş içeriye geçmemişti. Elindeki her şeyi portmantonun önüne bırakıp benim de bırakmamı bekledikten sonra elimi tuttu. Beraber seslerin kaynağına, salona, adımladık. Ellerinin arasında olan elimin güzelliğini daha sonra düşünüp heyecanlanacaktım. Kapısını aralayıp girdiğimiz salonda gördüklerim yüzünden dehşete düşmüş bir şekilde bağırdım.
"NE OLUYOR LAN BURDA?!"
Ben? Az önce? Feryal ve Dinçer'i? Öpüşürken mi bastım? Harbi ne oluyordu lan burda?!
•∆•
Birkaç gün önce
Feryal Özge Çakır'ın anlatımıyla...
Oturduğum bankta üşüyen ellerimi kabanımın cebine sokmuş ısıtmaya çalışırken Dinçer'i bekliyordum. Dün gece bugün okul çıkışı buluşmak için sözleşmiştik. Benimle önemli bir konuda konuşmak istemişti. Konunun ne olduğu hakkında ufak fikirlerim vardı, benden hoşlanmaya başlaması gibi, ama onun ağzından duymadan emin olamazdım. Sanırım bugün emin olacaktım. Buluşmak istediğini söylediğinde gerilmiş son zamanlarda okulda ve etrafımızda görmediğim Barbaros'la alakalı olup olmadığını sormuştum. 'Hayır,' demişti. 'Bizimle alakalı.'
O andan itibaren çok heyecanlıydım aslında. Hayatım yoluna girecek gibi hissetmiştim. Kafamın içindeki kasvet yok olmuş ikimizle ilgili huzurlu düşüncelere yerini vermişti. Şu an ise dışardan soğuk bir görünüm sergilesem de içimde şenlik vardı. Neden böyleydi anlam veremiyordum çünkü Dinçer'e karşı tam olarak ne hissettiğimi bilmiyordum. Ondan gördüğüm an etkilenmiştim ama hem durumumuz hem düşmeyen burnum bununla alakalı tek kelime etmemişti. Burnum düşse eğilip almayacağım için mecbur hislerimi susturuyordum. Biriyle bir yola girmeye, yeni bir ilişkiye başlamaya karşı değildim. Aksine flört etmeyi severdim. Dinçer'le farklı şekilde tanışmış olsaydık çoktan cilvemle başını döndürmüştüm. Kahverengi kuyularının dikkatimi çektiğini söylemiştim. O gözlerin içine bakmak sonu olmayan bir yolda bilinmezliğe adım atmışım gibi hissettiriyordu. Ve ben o yolu seve seve yürürdüm. Tabii, gözlerini benden çekmediği müddetçe. Beklemekten sıkılmaya başlayınca çantamdan sigara paketimle çakmağımı çıkarıp paketin içinden aldığım dalı dudaklarımın arasına yerleştirdim. Paketi geri çantama atmadan önce çakmakla ucunu tutuşturduğum sigarayı dudaklarımın arasında sabitledim. Sol elimle çakmakla oynarken sağ elimin işaret ve orta parmaklarıyla tutmaya başladığım sigaradan derin bir nefes almış, ciğerlerime zehirli dumanı çekmiştim. Karşı tarafımda üşümemek için gidip oturabileceğim kafeler varken dışarda soğukta beklemek akıl işi değildi. Gri duman dudaklarımın arasından aheste aheste sızarken bakışlarımı kafelerden çekip etrafı kolaçan ettim. Dinçer gecikmişti. Son anda görevi çıkmışsa eğer gelmeme ihtimalinin yüksekliğiyle çakmağı kabanımın cebine koyup telefonumu çıkardım.
Adının üstüne tuşlayıp çalmasını beklerken arkamdan yükselen melodiyle yerimde sıçrayıp parmaklarımın arasında emanet duran daha yarısına geldiğim sigaramı yere düşürmüştüm. Korktuğum için değildi. Heyecanlanmıştım. Dinçer çalan telefonunu meşgule atıp bankta yanıma oturmuştu. O oturunca hiçbir şey söylemeden önce yere düşen sigaranın üzerine basmış sönmesini sağladıktan sonra eğilip yerden aldığım gibi ayağa kalkmıştım. İki metre sağımızda kalan bankın yanındaki çöp kutusuna attığım sigaradan sonra ıslıklı bir nefes vermiş, hızlıca yanına dönüp oturmuştum. Dinçer sigarayı düşürme sebebimin korku olduğunu düşünüyor olacak ki, "Korkuttum, kusura bakma." Demişti. Kısa siyah kahküllerim gözümü rahatsız etmiş gibi elimi saçlarıma götürüp kulağımın arkasına sıkıştırmaya çalışmamın ardından cevap verdim. "Önemi yok." Gerçekten önemi yoktu çünkü dediğim gibi korkmamıştım, geldiğini anlayıp heyecanlanmıştım. Bakışlarımı kahverengi kuyulara dikmiş ona dikkatle bakarken bir an önce konuya girsin diye baskı uygulamaya çalışıyordum. Dışardan komik gözüküyor olacaktım ki bu halime güldü. Gülüşü ufak bir dudak kıvrılmasından ibaretti ama sanki ellerini uzatmış göğüs kafesimi alacaklı gibi yumruklamıştı. O geceden sonra, toplantı gecesinden, çok şey değişmişti. Restoranda olan olayı Zümra eve indikten sonra konuşmak istemişti. Kabul etmiştim. Ilgaz Savcı Zümra'nın arkasından gidince onun da anlatmak istediği şeyler olduğunu anlamıştım. Açelya denen avukat Huriye teyzeye kendini beğendirmek için yaptığı işleri ballandıra ballandıra anlatırken elinden tutarak içeriye girdiği adamın artık burda olmadığının farkında değildi. Dinçer bana olanları anlatırken bir gözüm hep Açelya'daydı. Hiç güvenilir birine benzemiyordu ve ben onun yüzünden Dinçer'in gözlerine uzun uzun bakamamıştım. En son karakolda konuşmamızın üzerinden geçen zaman bana çok uzun gelmişti. Şimdiyse karşımda oturmuş yüzüne yerleştirdiği ona çok yakışan ufak tebessümle beni izliyordu.
"Susmaya mı ihtiyacın var Dinçer? Susalım o zaman." Dayanamayıp konuşmuştum. Cümlelerim belki sertti ama ses tonumu bir o kadar yumuşak tutmuştum. Dinçer girdiği transtan çıkıp gözlerini bir iki kere kırptıktan sonra boğazını temizledi. Sonunda konusmaya karar vermesiyle gözümü bile kırpmadan onu dinlemeye başladım. "Benim öyle abidik gubidik süslenmiş cümlelerim yoktur Feryal. Aklıma geleni tartmadan söylerim normalde. Şimdi karşına geçmiş dururken söyleyeceklerimi bir türlü toparlayamıyorum. O yüzden belki de en doğrusu dümdüz söylemek. Senden çok feci şekilde etkileniyorum kahküllü. Bunun erken olduğunu düşünebilirsin ama yarınımız belli değilken daha fazla uzatıp zaman kaybetmek istemedim." Her cümlesini tane tane söylemiş iyice anlamam için beklemişti. Son cümlesinin ardındansa üzerinden yük kalkmışcasına bayağı sesli bir nefes verdi. "Sevgilim ol."
Bütün irademi, soğukkanlı duruşumu kaybedip kahkaha atarak üstüne çullandım. Kollarımı boynuna sararken Dinçer böyle bir tepki beklemiyor oluşundan donup kalmıştı. İlk şoku atlatmasının ardından belime sarılan kollarıyla beni göğsüne daha çok çekmiş, soğuk havaya inat kollarının arasında sıcacık olmamı sağlamıştı. Eğer ondan ve duygularından emin olmasaydım asla şu an olduğumuz durumda olmazdık. Kendimden eminliğimin önünde ufak tefek tuğlalar vardı ama Dinçer zamanla o tuğlaların çoğalmasına engel olup onları yıkardı. Bunu bana hissettirense sadece bakışlarıydı. Barbaros'un yaptıkları ve ona dikkat etmemle alakalıydı hemen hemen bütün konuşmalarımız. Hal hatır sormak dışında da başka bir şey konuşmamıştık. Neyi sever, bilmiyordum. Kaç yaşında, bilmiyordum. Ama artık hayatından bir parça olduğumu düşündüğüm için bunları sorup cevaplarını alabilirdim. Kollarımı sardığım adamın gülüşünü kendi göğsümde hissediyordum. Yeniden doğmuş gibi capcanlı hissettirmesi afallamama sebep olunca geri çekilip yüzüne baktım. Herhangi bir cevap beklemiyordu, gözlerimden alacağı ne varsa almıştı. Artık kalbimin alacaklısıydı.
Sanırım ben ve o biz olmuştuk.
•∆•
Zümra H. Didar'ın anlatımıyla...
Karşımda dipdibe oturmuş yüzünün rengi sarıdan beyaza dönen ikiliye bakıyordum. Hangi ara sevgili olmuşlardı bunlar? Yeni mi olmuşlardı? Ben arkadaşımla aynı gün mü sevgili yapmıştım kendime? Bütün bunlar beynimin içinde dönerken kalbimin içinde oluşan heyelanın nedeni tek bir soruydu. Benim arkadaşım evde olmadığımı fark edip beni hiç mi merak etmemişti? İlk gördüğüm anda verdiğim tepkinin aksine hiçbir şey söylemeden geçip karşılarındaki tekli koltuklardan birine oturmuş Merih'in de elinden çekiştirip diğer tekli koltuğa oturmasını sağlamıştım. Feryal'in sorgulayan bakışları oturmadan önce ayrılan ellerimizden sonra gözlerime tırmanmıştı. Neyi sorguluyordu? Asıl sorgulaması gereken ben değil miydim? Susarak bir yere varamayacaktık. Ağzımı açıp tek kelime edesim de yoktu ama konuşmak zorundaydım.
"Ne zamandan beri birliktesiniz?" Sesim Merih'le olduğum zamanların aksine ruhsuz çıkmıştı. Her şeyiyle en yakından ilgilenip yardım etmeye çalıştığım arkadaşımın beni kendinden uzak tutuşunu izliyordum. "Birkaç gün oluyor, daha yeni." Bunu söyleyen Dinçer'di. Onun sesini duymak istemiyordum. Arkadaşıma söylediği yalanı düzeltmiş miydi?
"Sana sormadım. Bir daha arkadaşımla arama girme sakın." Dinçer onunla böyle konuşmamın hoşuna gitmediğini çattığı kaşlarıyla belli etti. Dediklerimin hoşuna gidip gitmemesi umrumda değildi. Daha çok hoşuna gitmeyen şey söyleyecektim. "Seni dinliyorum Feryal. Ne zamandır birliktesiniz?" Feryal de Dinçer'den farksız olmayan bir ifadeyle bana bakıyordu. Sevgilisine ters yapmama mı kızmıştı? Bu düşünceme güldüm sinirle.
"Sorguya mı çekiyorsun beni Zümra? Hayırdır, ne oluyor?" Normal değil miydi sorgulamam? Belki de değildi. En yakın arkadaşım dediğim kişi sandığım kadar yakınım değildir belki?
"Sorgulamam kadar doğal bir şey yok Feryal. Birliktesiniz ve evin ortasında yakınlaşıyorsunuz. Bu evde iki kişi kaldığımızı unuttun galiba? Hatta o kadar unutmuşsun ki yokluğumu fark edip sorgulamamışsın bile." Feryal tanık olduğumuz andan dolayı utandığını anlamamamız için karşı atağa geçip normalde olsa asla söylemeyeceği sözleri söylemiş ve beni bin parça etmişti.
"İstediğimle istediğim şeyi istediğim yerde yaparım Zümra. İster salonda otururum sevgilimle, ister odamda. Eve sonradan gelen sensin, unuttun galiba? Asıl sen anlat birlikte olmanızın sebebini?" Sulanmak için an kollayan gözlerimi ondan çekip başımı sola çevirip Merih'in gozlerinin içine baktım. Altın sarıları koyulaşmış çöl olmuştu. Benden daha fazla sinir olmuştu Feryal'in tutumu karşısında. Ben en son ailemden geriye kimse kalmadığını anladığım o olayda bu kadar kimsesiz hissetmiştim. Feryal kimsesizliğime kıyamamış bana elini uzatmıştı ama uzattığı elinin içinde jilet vardı sanırım. Tuttuğum eli avuç içimi paramparça etmişti. Söylediklerini idrak ettiği an elini ağzına götürmüş, dudaklarına bastırmıştı. Aynı saniye büyüyen gözlerini pişmanlık kaplamıştı ama önemi yoktu. Yerinden kalkıp özür dilemek için hareketlenmesini elimi kaldırarak durdurdum. Avuç içlerimden oluk oluk kan boşalıyordu. Görüyor muydu?
"Hiç yorma kendini. Sen burda sevgilinle korkmadan sarmaş dolaş vakit geçirirken ben neyle uğraşıyordum biliyor musun? Seni, öğrencilerini, etrafımda sevdiğim kim varsa korumak için etten kemikten siper olduğum adamın oyunlarıyla uğraşıyordum. Sen etrafında seni koruyan korumalar varken ben tek başıma o orospu çocuğunun oyunlarıyla uğraşıyorum, kendimi korumaya çalışıyorum. Ama tabi bunlar senin zerre umrunda değil. Feryal işine gitmeye devam edebilir ama Zümra edemez. Feryal korkmadan sokaklarda gezebilir ama Zümra gezemez, neden biliyor musun? Yanındaki adam sadece seni koruduğu için. Zümra kim ki zaten? Geberip gitsin bir sokak arasında, kimin umrunda Zümra?" Titreyen sesimle daha fazla konuşamayıp yerimden kalktım.
Hiç kimseye bakmadan odama geçip kapıyı ardımdan kilitledim. Feryal adımı seslenip kapıyı çalsa da ona tepki vermedim. Eve sonradan gelen bendim ya artık gitmem gerekiyordu sanırım. Ağrıyan karnım işlerimi zorlaştırırken giysi dolabımın arkasından küçük el valizimi bulup içine birkaç kıyafet, iç çamaşırı, pijama takımı ve kişisel bakım eşyalarımdan rastgele attım. İşime yarayacağını düşündüğüm teknolojik eşyalarımı da sırt çantasına yerleştirip değiştirmediğim üstümle kapıya yönelip kilidi açtım. Feryal hâlâ bir şeyler söylüyordu ama yaptığım işe kendimi vermiş dış dünyayla bağımı koparmıştım.
Kapıyı açtığım an ellerime uzanıp beni durdurmak isteyen Feryal hazırladığım eşyaları görünce dolan gözlerinden yaşların boşalmasına izin vermişti. "Zümra yemin ederim öyle demek istemedim. Özür dilerim, gitme Zümra. Evin burası senin nereye gidiyorsun?" Söylediklerine hiçbir cevabım yoktu. Evsiz, yurtsuz kalmış gibi hissediyordum. Ben onun için gördüğüm an üzüntüden kahrolacağım insanlarla bile iletişime geçmeye çalışırken onun beni ilk fırsatta kapı dışarı etmesi gücüme gidiyordu.
İyilikten başka ne yapmıştım ona? Her başı sıkıştığında çare aramamış mıydım? Hani ben gelmezsem o da memleketine geri gidecekti? Neye inanacağımı, ne yapacağımı bilmiyordum. Tek bildiğim burda kaldığım süre boyunca kendimi daha kötü hissedeceğimdi. İstemiyordum. Artık kötü hissetmek istemiyordum. Feryal'i aşıp salona geri döndüğümde Merih ve Dinçer hararetli bir konuşmanın içerisindeydi. Benim geldiğimi gören Merih anında susup bütün dikkatini bana vererek ayağa kalktı. Feryal salona girip Dinçer'e beni durdurmasıyla alakalı bir şeyler söylerken Merih onları geride bırakıp çabucak yanıma gelmiş valizimi eline almaya çalışmıştı ama onu elimi geri çekerek engellemiş, fısıltıyla konuşup kedi ve poşetleri hatırlatmıştım.
Önden kapıya gidip geldiğimizde bıraktığımız ne varsa aldıktan sonra dışarı çıkıp ayakkabılarını tam giymeden merdivene adımladı. Basamağa koyduğu poşetlerin hışırtısı boş alanda duyulan tek sesti. Feryal Dinçer'le olan konuşmasını bitirip yanımıza gelene kadar ben de çoktan ayakkabılarımı giymiş dış kapıyı kapatıyordum. Son anda tutup açtığı kapıyla bana doğru uzanıp sarılmaya çalışmıştı ama çok geçti. Yine benimle konuşmak beni engellemeye çalışmak yerine sevgilisinden medet ummuştu. Bunlar hiç onluk hareketler değildi ama onu belki de gerçekten tanıyamamıştım. Emin değildim.
"Şimdi istediğin kadar istediğin yerde istediğin kişiyle neyi istiyorsan onu yapabilirsin Feryal."
Ona sırtımı döndüm. Ben ona ilk defa sırtımı döndüm. Bana sırtımdan sarılıp beni korumaya çalışır mıydı? Çalışmadı.
Merih hâlâ katta olan asansörün tuşuna basıp kapıların açılmasını sağladıktan sonra önce benim geçmem için başıyla işaret verdi. Asansöre binip ardıma hiç bakmadan sadece aynaya, içi kıpkırmızı olmuş gözlerime baktım öylece. Merih'in koca gövdesi arkamda belirirken boştaki elimle sıfıra bastım. Hiçbir şey söylemeden bana iyice yanaşmış başımın üstüne çenesini yaslamadan önce dengemi sarsacak bir öpücük bırakmıştı. Onun bu sert şefkati bana babamı hatırlattı. O da kıyamazdı çilli suratımı sakallarının çizmesine ama öpmeden de duramazdı. Onu çok özlemiştim. Onu, annemi, abimi çok özlemiştim. Onların yokluğuyla kendimi kaybedecekken tanışmıştık Feryal'le. Bana yeni bir yolum olduğunu hatırlatmıştı.
Ama şimdi o yolun aslında benim yolum olmadığını söylüyordu. Kendimden mi bıktırmıştım farkında olmadan?
Asansör durup Merih'in arkamdan çekilmesiyle apartmandan da çıkmış doğruca onun evine geçmiştik. Ortalık böyle karışıkken salaklık yaparak otele falan gidemezdim. Hem Merih'e söyleyip koruma istemek istiyordum. Benim de ihtiyacım vardı ki korunmaya. En savunmasız yanımdan yakalanmıştım hep. Çıt çıkarmadan bu sefer Merih'in evine gelmiş salonda öylece ikili koltukta yan yana oturuyorduk. Eşyalarımı koltuğun kenarına bırakmıştık. Kaç dakika sessizce oturduk bilmiyordum, ilk günden sevgilimin yanında salya sümük ağlamak da istemiyordum ama sürekli burnumu çekmeye engel olamıyordum.
Ayak bileklerime giren uyuşmayla el valizime uzanmış hiçbir şey söylemeden içinden ped alarak ayağa kalkmıştım. Bugünü başka bir rezillikle bitirmek istemiyordum. Ben ayaklanıp lavaboya geçince Merih'in eşyalarımı arkamdan başka bir odaya götürdüğünü gördüm. Misafir odasıydı muhtemelen. Çok fazla üstüne düşünmeden işimi halletmiş Merih'ten önce salona dönmüştüm. Miyav sesiyle unuttuğum kedi aklıma gelince kedi çantasına eğilip içine bakacaktım ki bu hamlem yine Merih tarafından engellendi. "Sen otur ve gözlerini kapat, sevgilim. Ben göstereceğim onu sana."
Neden böyle bir şey istediği hakkında hiçbir fikrim yoktu ama bana sevgilim diyerek istediği her şeyi yaptırabilirdi. Başımı uysalca olumlu anlamda sallamış, az önce kalktığım koltuğa bu sefer bağdaş kurarak oturmuştum. Gözlerimdeki buğunun yerinde artık merak vardı. Ağlama hakkımı onun göğsünde kullanacaktım. "Hadi, kapat artık gözlerini yavrum." Önce gözlerimi kapatmış sonrasında da avuçlarımı kapalı gözlerimin üstlerine yaslamıştım. Bu hareketimle ellerimin buz kestiğini anladım. "Merih çıkar artık şu kediyi. Kedi olup dokuz doğuracağım şimdi."
Sözlerime mi yoksa meraklı sesime mi gülmüştü anlayamadım çünkü bütün algım gülerken çıkardığı sesle göz kapaklarıma çizilen yüzünde toplanmıştı. Görüntü karşısında iç çektim. Ona düşündüğümden daha çok tutulmuştum, değil mi? Çıkan tıkırtı seslerinin ardından koltuğun boş kısmı çöktü. Merih anlamadığım birkaç şey yapmış sonra gözlerimi açabileceğimi söylemişti. Aniden çok heyecanlanmıştım. Yavaşça ellerimi gözümden çekip sağ gözümü hafifçe açtım. Gördüğüm görüntü karşısında sol gözüm anında açılırken dilim tutulmuş gibi yüzüne doğru kaldırdığı kediyle kocaman gülerek bana bakan Merih'e bakakaldım.
Koca ellerinin arasında ufacık kalan yavru aynaya bakıyormuşum hissi uyandırmıştı. Ona kendine benzeyeni al gel dediğimde bana benzeyen bir kedi bulup geleceğini hiç düşünmemiştim. Gözlerini zar zor açabilen minikle mest olmuştum. Bembeyaz tüyleri vardı ve sadece başının üzerinde ve bıyıklarının olduğu yerde nokta nokta kahverengi tüyler bulunuyordu. Çıldıracaktım tatlılığı yüzünden. Bir Merih'e bir kediye bakarken ağzımdan uzunca bir, "Yaaaaaa," nidası kaçmıştı. "Sana benzeyeni al gel demedim mi ben sana?" Sesim bile gülüyordu resmen. Merih iç çekmesinin ardından omuz silkmiş ve ellerinin arasında kıpır kıpır hareket eden miniğin başının üzerinden öpmüştü.
Görüntüyü kıskanmadan edemedim. O kadar güzel görünüyorlardı ki...
Daha fazla beklemeyip ellerimi ellerine uzatmış kediyi avuçlarımın arasına aldığım gibi başını öptükten sonra bağrıma basmıştım. "Merih bu kedi küçücük, oyyyy annem benim. Ay ölcem çok tatlı ya bu." Ne dediğimi asla bilmiyordum ama Merih'in dudakları kocaman bir gülümsemeye ev sahipliği yaptığına göre iyi şeyler söylemiştim. "Çok güzelsiniz." Bakışlarını gözlerimden çekip göğsüme yerleşmeye çalışan kediye bakmıştı. "Bayıldım bu görüntüye." O kadar komik söylemişti ki sesli gülmeden edememiştim. Gülerken hareketlenen vücudum yüzünden yerinde sallanan minik bebek düşme tehlikelisi atlatmıştı.
Ellerimi üzerinden çekmediğim halde bir an paniklemiş düşeceğinden çok korkmuştum. "Ay, düşecek." Merih bu hallerime daha önce hiç rastlamadığı efsanevi değerli bir şeye bakar gibi bakıyordu. Bakışlarından utanıp gözlerimi ondan çekmiştim. Bu aralar fazla utangaç hissediyordum. Sanırım reglin getirdiği duygu durum bozukluğu yüzündendi.
"Zümra," Adım onun ağzından ilk defa böyle derinden gelen bir tonda çıkmıştı. Yirmi altı yaşındaydım. Kimse bana ömrü hayatım boyunca bu kadar içli içli seslenmemişti.
"Seni çok seviyorum. Evlenelim mi, çocuk yaparız he?" Ne?
•∆•
Kâh güldük kâh ağladık ama ben sizin kanınızım beni sevmek ve bölümü beğenmek zorundasınız LADHSKDHSKDHLADHSKDHWKDJKSDJ
Merih seni çok seviyorum ya, salak herif duruyo duruyo kahkaha atmama neden olacak bi şey söyleyip ağlarken gülmeme neden oluyor, sizde de öyle mi yoksa yok mu?
Bölümü umarım çok sevmişsinizdir, sizleri seviyorum.
Bu satıra izinizi bırakmayı unutmayın efenim.
Kişisel sosyal medya hesaplarım;
Instagram: esrayanar15
Twitter: esoyanar
Tiktok: esrayanar15
Kitaplar için kullandığım sosyal medya hesaplarım;
Instagram: kanadiyamaliserce, yillanmisserisi ve esonunkaleminden
Tiktok: night.and.lake
Bu hesapları takip ederek bana ulaşabilir, kitaplarımla alakalı paylaştığım gönderileri görebilirsiniz. Beğendiğiniz kısımları #tabutwattpad etiketiyle paylaşıp beni mutlu etmek isterseniz hayır demem bu arada. Profilimden diğer kitaplarıma göz atıp düşüncelerinizi benimle paylaşmanıza da hayır demem.
22.08.25 20:30
Okur Yorumları | Yorum Ekle |