16. Bölüm

15

Esra Yanar
esrayanar

Selaaaaammmlar güzellerim, nasılsınız? Umarım iyisinizdir ^^

Aramıza yeni katılan çok güzel okurlar var, hoş geldiniz hepiniz, kitabıma bir şans verip okuduğunuz için size teşekkür ederim, minnettarım. <3

Daha fazla bekletmeden bölüme gönderiyorum sizi, keyifli okumalarrrr

•∆•

Hayat bazen karşınıza engebeli yollar çıkarır, düşe kalka paramparça olmanızı o an boş gözlerle izlerdi. O anlardan birinin içine hapsolmuş gibi hissediyordum. Sıkışan göğsüme ellerimi bastırmak isteyişimi karşımdaki insanları telaşa sokacak olmam engelliyordu. Yüzümdeki bütün kanın çekildiğini, çillerimin dahi bembeyaz kesildiğini biliyordum. Ne yapacağımı bilmiyordum. Barbaros'un yeni planı bu muydu? Hayvanlara zarar vermeye de mi başlamıştı? Beni tehdit etmesinin üzerinden geçen zamanda karşıma çıkmamış, hiçbir şekilde kendini belli etmemişti. Daha fazla kişiye zarar vermemesi için işten çıkmıştım ve o bunu öğrenip canımı yakacak başka bir yol bulmuştu. Zavallı kediyi bilerek oraya bırakmıştı. Görmezden gelemeyeceğimi düşünmüş aklınca kumar oynamıştı. Oynadığı kumar işe yaramış, kendini en olmadık anda yine hatırlatmıştı. Bu durum düşündükçe nefes almamı zorlaştırıyordu. Yirmi dört saat beni izliyor olduğunu düşünmek kanımın damarlarımda kaskatı kesilmesine neden oldu. Yutkunamıyordum. Kocaman bir yumru gelip boğazıma çökmüştü. Konuşulanları duyamıyordum. Belgin Hanım buz kesmiş ellerimi ellerinin arasına almış tedirgin oluşunu belli etmemeye çabalayarak benimle iletişime geçmeye çalışıyordu. Boşa çabalıyordu. Onları da bu caninin eline düşürmek istemiyordum ama çoktan battığımı bildiğim çamurun dibine çekiliyorlardı. Nasıl kurtulacaktık? Gözlerimi kapatıp bekledim. Sakinleşmek şu an için oldukça zorken Timuçin Bey'in söyledikleri göz pınarlarımı doldurdu. "Polisi aramalıyız. Ortada yasal olmayan bir durum var." Titremesine engel olamadığım göz kapaklarımı açarak tam bıçak izinin üzerinden aşağıya doğru akan yaşla yüzüne baktım. İz tamamen geçmemişti, sadece yakından bakan birinin fark edeceği derecede belli oluyordu. Ilgaz'ın savcı kişiliğine, Merih'in güven veren kollarının arasında olmaya ihtiyacım vardı. "İşe yaramayacak. Polisi aramak hiçbir işe yaramayacak." Biliyordum, tecrübeyle sabitti. Konu Barbaros olunca her şey illegaldi zaten. Sesim fısıltıdan biraz yüksek çıkmış söylediklerimi duymalarını sağlamıştı. Konuşurken kontrolümü kaybedeceğimi sanmıştım ama kaybetmemiştim.

"Öyle bir şey olmaz. Bu suç, polisin bilmesi gerekiyor. Yapan kişinin bulunması için." Belgin Hanım'ın kesinlik barındıran sesiyle burukça gülümseyerek hâlâ dolu dolu bakan koyu ela gözlerimi ona çevirdim. "Birini aramak istiyorum, telefonunuzu kullanabilir miyim?" Alakasızca kurduğum soru cümlesiyle Belgin Hanım'dan önce Timuçin Bey söze girdi. "Neden kendi telefonunuzdan aramıyorsunuz, Zümra Hanım? Ve niye polis işe yaramasın?" Sorgulayan sesinin arasına karışmış şüpheyi anlayabiliyordum ama onlara ne anlatmam gerektiğini bilmiyordum. Önüme düşen saçlarımı ellerimle geriye doğru atarken gücünü toparlayamamış bir sesle konuşmaya başladım. "Bakın, içinde bulunduğum durumun ne kadarını size anlatabilirim bilmiyorum. Her şeyi anlatıp sizi de olayın içine çekmek istemiyorum. Ki zaten buraya gelerek bilmeden hayatınızla kumar oynamış gibi hissediyorum. Lütfen, arayacağım kişi buraya gelince konuşalım." İkisinin de bakışlarında ne olduğunu anlamadıkları için bilinmezliğin getirdiği şüphe kırıntıları vardı. Böyle olsun istemiyordum ama o şerefsiz köpek yine beni hiç istemediğim bir durumun içine sokmuştu. Bu sefer tehdit bile etmemişti üstelik. Merih'e çok ihtiyacım vardı. O bilirdi ne söylemesi gerektiğini. "Zümra," diyen Belgin Hanım'ın cümlesi ağlamamak için kendimi sıkmam yüzünden kızaran bakışlarımla buluşunca yarım kalmıştı. Onun baktığı yerden içler acısı bir durumda gözüküyor olmalıydım ki, dayanamadı. Nişanlısının masasının üzerinde bulunan telefonu kaptığı gibi şifresini girmiş, bana uzatmıştı. Minnettar olduğumu bakışlarımdan anlar mıydı? Anladı, anlayıp ufacık gülümsedi.

Çantamdan çıkardığım telefonumla rehbere girip Merih'in ismini arattım. Numarasını Timuçin Bey'in telefonunda tuşlarken ellerimin titremesine engel olamıyordum. Korkuyordum. Savunmasızdım ve yanımda daha yeni tanışmış olduğum masum insanlar vardı. Onlara benim yüzümden herhangi bir şey olursa kendimi affedemezdim. Yuvarlak yeşil tuşa basıp Merih'i aradım. Çaldığını belli eden sesten sonra Merih beni çok bekletmemiş telefonu açmıştı. Kayıtlı olmayan numarayı açarken sesinin soğuk tonuyla üşüdüm. "Alo?" Burnumu çektim. Çıkan sesi duyduğunu yumuşayan ses tonundan anladım. "Alo, Zümra?" Yutkunup dilimle dudaklarımı ıslattıktan sonra boğuk bir sesle konuştum. "Merih." Sesini duymaya olan ihtiyacımın boyutunun bu denli büyük olduğunu bilmiyordum. "Merih, çok kötü. Çok kötü bir şey oldu. Yanıma gelmene ihtiyacım var." Ayağa kalktığını sandalyeyi iterken çıkan sürtünme sesinin yüksekliğinden anladım. Tonunu ayarlayamadığı sesiyle bağırdı. "Nerdesin Zümra? Söyle! Nerdesin, iyi misin?" Dolan gözlerimden yaşlar bir bir akarken daha fazla dayanamayıp hıçkırdım. Anında boştaki elimi dudaklarımın üzerine kapatıp onu çileden çıkarmadan konuşmaya çalıştım. Kem küm edişimle hiçbir şey anlayamadığını cümlemi kesip konuştuğunda anladım. Çaresiz sesini duymak durmak bilmeyen yaşlarıma yenilerini eklemişti. Canından can gidiyordu sanki. "Zümra'm? Sakinleş, ne olursun." Görmeyeceğini bile bile başımı sallamamın ardından derin bir nefes almış fısıltıyla söylediğimi duymasını ummuştum. "Tamam,"

Belgin Hanım'ın uzattığı peçeteyle yüzümü ve burnumu güzelce silip bir müddet beklememin ardından sakinleşmiş sesimle konuştum. "iyiyim, iyi olacağım. Sana bir konum atacağım. Konuma gelirken takip edilmediğinden emin ol hatta yapabilirsen kılık değiştirerek gel. Yanına, varsa tanıdığın birinin evcil hayvanı, onu da alıp gelebilirsin. Veterinerdeyim ben, kalanını gelince anlatırım. Barbaros'un adamları ya da Barbaros peşimde olabilir. Başka numaradan o yüzden aradım. Operasyonunuzu tehlikeye atmayacak şekilde gel yanıma Merih. Lütfen." Birbirinden alakasız kurduğum cümleleri mantığına oturtup anlamıştır umarım. Barbaros'un adını duyunca dişlerini sertçe sıkmasını telefonun öteki ucundan duymuştum. Sıkılı dişlerinin arasından, "Yavrum," demiş duraksamıştı. Ne diyecekti bilmiyorum ama sıkıntılı bir nefes vererek diyeceği şeyden vazgeçmiş, başka bir şey demişti. "Yarım saate ordayım. Korkma, geliyorum." Söylediklerini kısık sesle onaylamış telefonu kapatmasını beklemiştim. Fazla beklemeden kapatmıştı. Sağ salim yanıma gelmesinden başka istediğim bir şey yoktu. Kapanan telefonu Belgin Hanım'a uzattım. Konumu onun atmasını isteyecektim. Göğsümde kemiklerimi döve döve dışarı çıkmaya çalışan serçenin Merih'in sesini duyup sakinleşmesiyle daha iyi hissediyordum şu an. "Benim için aradığım numaraya konum atar mısınız?" Olumlu anlamda başını sallamasının ardından telefonu açarak son arananlarda en üstte duran numaraya konumu atmıştı. Attığı konumdan emin olmam için telefonun ekranını bana çevirmesine minnettar şekilde gülümseyip konuştum. "Teşekkür ederim, her şey için."

 

•∆•

Yarım saat geçmişti ve Merih'in gelmesini beklerken kimseden çıt çıkmamıştı. Bir ara Timuçin Bey arka tarafa geçip kediye bakmıştı sadece. Onunla da alakalı konuşmamız gerekiyordu ama Merih gelmeden ağzımı açıp konuşmak istemiyordum. Bu halime anlayış gösterip suskun kalmaları boğazıma dolanmış urganın gevşek durmasını sağlıyordu. Merih geleceğini söylediği süre içinde gelmediği için diken üzerindeymiş gibi hissediyordum kendimi. Vakit geçtikçe başına bir şey mi geldi düşüncesi etrafımı kuşatmıştı. Böyle hissetmek nefesimin de yavaşlamasına neden oluyordu artık. İstemsiz kendi kendimi en olumsuzu düşünürken buluyordum. Sessizlik canımın sıkıntısını arttırırken nefesimi oflar gibi verdim. Soluma dönüp kapının oraya bakamıyordum, korkuyordum. Merih korkma demişti ama korkuyordum işte. Hem kendisi de geliyorum demişti ama gelmemişti. Korktuğum için bana kızamazdı. Belgin Hanım yerinden kalkıp ilk geldiğim zaman Büşra Hanım'ın onları çağırmak için girdiği kapıdan girip gözden kayboldu. Hiçbir şey söylememişti. İki dakika sürmeden elinde büyükçe bir bardak suyla yanıma gelip bardağı bana uzattı. "İç hadi. Korktuğunu anlayabiliyorum, rengin gittikçe solgunlaşıyor." Uzattığı bardağı alıp birkaç yudum soğuk suyla içimde oluşan yangını kontrol altına almaya çalıştım. İşe yaramadı. "Teşekkürler." Başını önemli değil dercesine sallayıp yerine oturdu.

Merih gelene kadar sönmeyecekti o yangın maalesef.

Bardağı bitirmeden elimde tutuyordum. Belki dışının soğukluğu avuçlarımdan bedenime geçer kendime gelmemi sağlardı. Soğuk her zaman beni zinde tutardı aslında. Severdim soğuğu. Ankara'ya gelmeden önce Feryal'in teklifini tereddüt etmeden kabul etmemin sebebi buydu; meşhur Ankara ayazı. Sensörlü kapının açılma sesini duyunca elimdeki bardağı hızla Timuçin Bey'in masasının kenarında boş bulduğum yere koyup başımı kapıya çevirdim. Eğer gelen Merih değil de başkası olursa bardağı tutamayıp düşürme ihtimalim vardı. Bunu ortadan kaldırmak istemiştim. Bakışlarım iki yana kayarak açılan kapının ardından seri adımlarla içeri giren Merih'in gözleriyle buluşunca oturduğum yerden kalktım. Ani hareketim sonucu kasıklarıma giren ağrıyla inlemiş ellerimi karnımla kasıklarımın arasına bastırmıştım. Merih ben ona gidemeden bana gelmiş, soğukkanlılığını bir kenara bırakarak tedirginlikle konuşmuştu. "Zümra, yavrum iyi misin?" Karşıma geçip başını aşağıya eğdi, kızarmış gözlerimin içine bakarken yüzümü avuçları arasına almıştı. Konuşamıyordum. Dolu gözlerimi altın sarıları kocaman olmuş gözlerine dikerek bakarken yaşlar akmasın diye kirpiklerimi kırpmıyordum. İyi olmamı isteyen bakışlarını vücudumda gezdirip neden bu halde olduğumu kavramaya çalıştı. Kitlenip kalan vücudumu hareket ettirip kollarımı havaya kaldırdığım gibi boynuna doladım. Kolları anında belimi kavramıştı. Uzun boyuna yetişmek kısa boylu benim için çok zordu. Parmak uçlarımda yükselmiş yetişebildiğim kadarıyla sarılmaya çalışmıştım. Merih belime sardığı kollarıyla ağırlığımı kendi üzerine almasaydı çoktan ayak parmaklarımın ağrısından ağlamıştım. Buna ihtiyacım vardı. Varlığına, bana hissettirdiği güven duygusuna ihtiyacım vardı. Başımı boynuna doğru kaldırabildiğim kadar kaldırıp burnumu kazağından açıkta kalan tenine yaslamış, kokusunu içime çekerken sıcaklığına sığınmıştım. En son birine güvenerek sarılmamın üzerinden kaç yıl geçmişti? Titrek bir nefesi tenine bıraktım. Korkmuş olmam kaskatı olmasına neden olmuştu. Gerilmiş kollarını iyice sıkılaştırıp beni kendinden bir parça olmamı ister gibi bedenine yapıştırdı. Ne kadar süre öyle kaldık bilmiyorum. Ayaklarımı yerden kesmişti.

Kollarımı boynundan çektim. Ayaklarım tamamen yere bastığında ondan milim uzaklaşmadan kollarımı hemen beline doladım. Bu sırada burnum tenine sürtünmüş sıcak nefesim sertçe yutkunduğu için hareket eden adem elmasına çarpmıştı. Ben beline sarılınca Merih sırtımda birleştirdiği kollarını biraz daha yukarı çıkarmış, omuzlarıma sarılmıştı. Başını eğip burnunu saçlarımın arasında gezdirerek kokumu içine çekti. Aynı anda başımı iyice göğsüne gömmüş titrek bir nefesi hızını alnımda hissettiğim kalbine doğru bırakmıştım. Regl, bulduğum kedi, Barbaros derken hissettiğim bütün duygular birbirine girmişti. Ama Merih oluşan iğrenç kombinasyonu tek bir sarılmasıyla bana unutturmuştu. Onu seviyor muydum bilmiyordum. Fakat aramızda olan çekimin yan yana olduğumuz her an daha da arttığı gözle görülür bir gerçekti. "Yavrum," Merih sarılmamızı bozmadan burnunu saçlarımın arasına iyice gömerek nefes aldı. "iyi misin?" Fısıltıyla başlayıp nefes almak için yarım bıraktığı cümlesine yine fısıltıyla devam etmişti. Kısık sesi içimde yanan ateşin sönmesine büyük etki sağlıyordu. Başımı sallayıp alnımı kıyafetine sürttükten sonra çenemi göğsüne yaslayıp gözlerine bakmaya çalıştım ama boy farkımız sağolsun bu isteğimi yapmam zordu. Ben hareketlenince başıma yasladığı yüzünü geriye çekip ne yaptığıma baktı. Ben çenesiyle bakışırken o da başını iyice benden uzaklaştırmış görüş açıma gözlerinin girmesini sağlamıştı. Fıtık olacaktık bu gidişle. Artık gittiğim her yere onunla karşılaşma ihtimalimizin olduğunu düşünüp topuklu ayakkabıyla gidecektim. Gözlerinde gördüğüm dağılmış yansımam hoşuma gitmedi. Sıkıntılı nefesini yüzüme doğru vermiş omuzlarıma sarılı olan sağ kolunu hareketlendirip saçlarımın ucunu parmaklarına dolamaya çalışmıştı. Bu hareketi, saçlarıma dokunmak, ona iyi geliyordu. Nedenini bilmiyordum ama kötü hissetmesi kalbimin burkulmasına sebep oldu. Kör topal bir kalple ona iyi gelmeye çalışıp yüzümü göğsüne yaklaştırıp biraz olsun dinginleşen kalbinden öpmüştüm. Öpücüğümle tekleyen kalbini dudaklarımda hissetmek yanaklarımın kızarmasına neden oldu. Onda bıraktığım etki hoşuma gitmişti ve bu beni fazlasıyla heyecanlandırıp, utandırıyordu. Kalbim kalbinin hızını kıskanmış, ona yetişmek için hızlanmıştı. Kulaklarıma kadar kızarmamı sağlayan bir sesle diğerlerinin duymaması için dua edeceğim o cümleyi kurmasının ardından beline doladığım kollarımla sırtına rastgele küçük yumruklar atma isteğime engel olamadım.

"O yangın dudakların bir dahakine umarım dudaklarımın arasında kaybolur ve ben yanıp kavrulurum, yavrum." Başımı geriye çekip kollarının arasından çıkarken gözlerimi kocaman açıp dudaklarımı oynatarak sözlerine karşılık verdim. "Arsız." Anlayıp yüzüne yerleştirdiği sersesi gülüşle önce dudaklarıma bakıp dudaklarını yalamış ardından kızaran yanaklarıma bakıp dudağını ısırmıştı. Yaptıkları yetmemiş gibi bu sefer yüzünden gitmeyen gülüşle göz kırpmıştı. Arsızdı, çok arsızdı bu adam. Bana yaptıklarından bihaber değildi. Hareketlerinin hoşuma gittiğini anladığı için üstüme üstüme geliyor kalbimi yerle bir ediyordu. Bakışlarımı bana her şeyi unutturan bakışlarından çekmeme Timuçin Bey'in sesi sebep olmuştu. "Hoş geldiniz." Demiş ve Merih'e elini uzatmıştı. Merih'in bende olan bakışlarına anında duvarlar örülmüş ona seslenen adama o duvarların ardından bakmıştı. Büyük elini karşısındaki adama uzatıp ellerinin birleşmesini sağladıktan sonra endişenin tamamen silindiği sert sesiyle konuşmuştu. "Hoş buldum. Ankara Cumhuriyet Savcısı Ilgaz Çelen." Merih ismi yine bana kalmıştı. Farkında olmadan gülümsedim. Timuçin Bey karşılık olarak başını sallayıp, saygılı bir sesle konuştu. Normalde de ses tonu birçok kadının ilgisini çekebilecek kadar derindi ama az önce konuşunca nişanlısının üzerinde bıraktığı etkinin katlarca fazla olduğunu Belgin Hanım'ın güneşte kalan dondurma gibi eriyip şıp şıp yere damladığını görür gibi olunca anladım. "Timuçin Buğra Soylu. Memnun oldum Sayın Savcım."

On dakika sonra herkes tanışmış, tanışma faslından sonra Merih'e olanları anlatmıştım. Belgin Hanım diğer masanın arkasından sandalye çekip nişanlısının yanına oturmaya karar verdiği için onun sandalyesini benim buraya geldiğimde oturduğum sandalyenin yanına çekmiştik. Benim yerimde Merih oturuyordu. Konuştuğum süre boyunca ellerinin arasına aldığı sağ elimi bırakmamıştı. O da çok detay vermeden içinde bulunduğumuz durumdan ve başımıza gelebilecek olası tehlikelerden bahsetmiş, Belgin Hanım ve Timuçin Bey'i uyarmıştı. Büşra Hanım hâlâ içerdeydi. Bakışlarımı masanın arkasında oturan ikiliden çekip arkalarında kalan kapıya diktim. Ne yaptığını bilmiyordum ama tahminimce hayvanların günlük kontrollerini yapıyordu. Yeni olduğu için işinde daha titiz davranıyor, hata yapmak istemiyordu muhtemelen. İşinin uzun sürmesinin sebebini buna bağlamıştım. Merih ellerini ufakça sıkıp dikkatimi ona vermemi sağladı. Bakışlarına yerleşmiş sorguyla iyi olup olmadığımı tartıyordu. Gözlerine içtenlikle gülümseyip sorun yok dercesine onun bana yaptığı gibi çapkınca göz kırptım. Kaşları havalanmış, dudakları hafifçe aralanmıştı. Ortamın ciddiyetinin dağılmasını istemediği için boğazını temizleyerek önüne döndü. Dudaklarının yukarıya doğru kıvrılma isteğini de iki dudağını sıkıca birbirine bastırarak yok etti. Haline içimden sinsi sinsi sırıttım. Başka zaman onunla uğraşacağımı aklımın bir köşesine not edip bakışlarımı ellerine çevirdim.

Ellerinden gelen güven duygusuna sıkıca tutunmuştum. Merih benim için güven demekti. Bugün yaşadığım olaydan sonra bunu daha iyi anlamıştım. Onu kaybetmek istemeyen tarafım o kadar ağır basıyordu ki... O tarafıma uyup ondan kopmamak için elimden gelen her şeyi yapacaktım. Elimi kavrayan ellerini izlerken uzun uzun bunları düşündüm. Beyaz tenine içimde oluşan dokunma isteği yüzünden sol elimi ağrıyan karnımdan çekmiş, parmak uçlarımla anlamsız harfler çizmiştim. Anlamsız harfler zamanla bir kelime oluşturmuş, gerçeğimi gözler önüne sermişti. "Tutuldum." Evet, tutulmuştum. İnkar etmenin anlamı yoktu.

Bir yangının ortasında cayır cayır yanıp tutuşmak yetmeyince yangına tutulmuştum.

Merih konuşmasını yarım bırakmış, ne yaptığımı anlamaya çalışmış ama anlayamamıştı. Daha çok ona dokunuyor oluşumun şokuyla ne yapacağını düşünüyor gibiydi. Sorgulayamıyordu bile. Kocaman adamı aptala çevirmenin verdiği gururla gülümsemiş, hareketini durduran elimi geri çekip karnımın üzerine yerleştirmiştim. Teninden kopan parmaklarımla hoşnutsuzca birkaç kelime homurdandı. Bence burda durmayı kesip başbaşa konuşmamız gerekiyordu. Ona söylemek istediğim ve dudaklarımı araladığım an firar etmek isteyen kelimeleri zapt edemiyordum. Üstelik daha önce aklıma bile gelmeyen bir düşünce çığlık çığlığa kafamın içinde olan odaların kapılarına yumruk atıyor, bütün düşünceleri ayaklandırıyordu. Uyumak istiyordum. Onunla. Bunu ona söylediğim an düşüp bayılma ihtimali olduğu için daha makul bir yerde olmamız gerekiyordu. İnsan içinde rezil olmasını istemiyordum. Homurdanmasına sesimi çıkarmayışım bundandı. Üstüne gidebilir, onu çileden çıkarabilirdim. Artık farkındaydım. Bana hoşlanıyorum demişti ama emindim, daha fazlası vardı. Sadece hoşlanmayla kimse böyle kendinden geçmezdi.

"Peki şimdi ne olacak?" Düşüncelerimi bu sefer Belgin Hanım'ın sesi böldü. Gerçekten, ne olacaktı? Merih'in aklında neler vardı bilmiyordum. Düşünmekten konuşulan konuyu da kaçırmıştım. Sorulan soruyla Merih keskin bir sesle konuşmaya başladı. "Kedinin iyileşmesi için burda kalması gerekiyor, tabi sizin için sorun olmayacaksa. Olur derseniz başka bir yer bulmaya çalışırız ama o zaman zarfında yine sizin yapacağınız tedaviye ihtiyacı var." Timuçin Bey özür dileyerek Merih'in sözünü kesmiş,"Burda kalmasında bir sakınca yok Ilgaz Bey." Demişti sert sesiyle. Sanki ikinci seçenek, sorun olur kısmı, sinirlerini bozmuştu. Merih'in cümlesini mesleğine, yaptığı işe saygısızlık olarak algılayıp algılamadığını merak ettim. İkili birbirini tanımıyordu. Merih karşısındaki adamın sevdiklerini korumak için bu işe karışmak istemeyeceğini düşünerek böyle konuşmuş, Timuçin Bey de yardımına ihtiyaç duyan bir hayvanı kapı dışarı edebilecek vicdansızlığa sahip olduğunu düşünen adama ayar olmuştu. "Ordan bakınca Barbaros denen vicdan yoksunu herif gibi mi duruyorum?"

"Öyle bir şey düşünmemiştim Timuçin Bey. Ailenizi, sevdiklerinizi bu işin içine katmak istemeyebilirsiniz. Bu en doğal hakkınız. Demek istediğim tamamen buydu. Eğer o herifle kıyaslanmış olsaydınız böyle rahatça konuşabileceğiniz bir ağzınız olmazdı." Gerilen ortamla Belgin Hanım'la göz göze geldik. O da ne yapacağını şaşırmış gibi görünüyordu. Kasıklarıma giren ani sancıyla ağzımdan kaçan inlemeye engel olamamış bütün dikkatleri üzerime çekmiştim. Merih bakışlarını bana çevirip anlam veremeyen gözlerle bakmış endişeyle konuşmuştu. "Güzelim, neyin var?" Sol elimi karnıma bastırdığımı görünce ne olduğunu anlayıp iyice bana sokulmuş, "Çok mu ağrıyor?" Diye sormuştu bu sefer. Başımı olumlu anlamda sallayıp dudak büktüm. Bu hareketim belki çok çocukçaydı ama umrumda değildi. Ona nazlanmak istiyordum. Büktüğüm dudaklarıma iç çekerek bakmış önüne dönüp konuşmadan önce alnımdan öpmüştü.

"Neyse. Dediğim gibi kedinin burda kalması sağlığı açısından çok önemli. Siz daha iyi bilirsiniz ama biraz toparlayınca yani çipin çıkarılmasına dayanacak kadar toparlayınca bana haber verseniz yeterli olacaktır. Bize şimdi sahiplendirmek istediğiniz kedileri gösterin. Arasından ona en çok benzeyeni alarak burdan çıkalım. Hem eğer izleniyorsak kediyi alıp götürdüğümüzü zannedip sizi rahat bırakacaklardır hem de yavruyu diken üstünde olmadan daha rahat tedavi edebilirsiniz." Timuçin Bey Merih'in cümlelerini onaylayarak ayağa kalkmış arkasında kalan kapılardan soldakini işaret ederek, "Buyrun," demişti. "Bu taraftan."

Merih'e oturduğum yerden kalkmadan başımı kaldırıp melül melül bakarken sakince konuştum. "Git, en sana benzeyenini bul, gel." Timuçin Bey'in peşinden gitmeden önce gülerek başını salladı. Arkasını döndüğü an bakışlarımı sırtına diktim, kapının ardına geçip gözden kaybolana kadar dikkatimi ondan başka bir şeye vermedim. İkili gözden kaybolunca bakışlarım Belgin Hanım'ı aramış Merih'in kalktığı yerde oturduğunu görünce korkuyla irkilmiştim. Hangi ara yanıma gelip oturmuştu, anlamamıştım. "Korkma korkma, cinli değilim." Bunu öyle bir tonla söylemişti ki acaba diye sorgularken bulmuştum kendimi. Yüz ifadem aklımdan geçenleri kitap gibi ortaya serince okumuş olacak ki ince sesiyle çocuk gibi kıkırdamış, "Şaka yaptım." Demişti. Güven vermemişti ama orası ayrı. Kıkırtısının tatlılığına güldüğüm sırada bakışlarını etrafta gezdirmiş sanki yanımızda başkaları varmış gibi fısıltıyla sormuştu. "Savcı sevgilin mi?" Gülüşüm yüzümde donduğu an kalbimin içindeki serçe kafesinde kanatlandı. Kulaklarımda hissettiğim küt küt sesleri umarım dışardan duyulmuyordur. Belgin Hanım'ın yaptığı gibi önce etrafa temkinli bakışlar atmış sonra yanına yanaşıp fısıldamıştım. "Değil ama çok yakında olabilirmiş gibi hissediyorum."

Aynı anda geri çekilip birbirimizin gözlerinin içine boş boş bakıp yüksek sesle kahkaha attık. Eğer cinli değilsek, deliydik. Kahkaha sesimiz erkeklerin dikkatini çekince ikili kapıyı aralamış, aralanan kısımdan başlarını uzatmıştı. Hiçbir şey olmamış gibi gülmeyi kesip aynı anda sorduğumuz, "Ne oldu?" Sorusunun üzerine Timuçin Bey konuşmuş, Merih söylediğini onaylamıştı.

"İki deli bir araya gelmemeliydi."

 

•∆•

Merih'ler odadan çıkıp yanımıza geldiklerinde Belgin Hanım'la konuşmamız sonlanmıştı. Ayaklanıp yanımıza gelmelerini bekledik. Kedinin olduğu taşıma çantasını bırakmadan diğer elinde olan poşetleri kalktığım sandalyeye bıraktı. İçlerini karıştırıp neler aldığına bakmayı çok istiyordum ama önce kediyi görmem lazımdı. Dizlerimi kırıp çantaya doğru eğildim. Kediyi görebileceğim bir pozisyon aldığımda heyecanla elim parmaklıklı plastik pencereye uzandı. Merih daha kediyi doğru düzgün göremeden çantayı geriye çekince elim havada kaldı. Düşen çenemle alttan Merih'e sinirli bir bakış atıp çömeldiğim yerden ayaklandım. Neden görmeme izin vermemişti ki? Bunu ona daha sonra soracaktım. Hiçbir şey söylemeden diğerlerine döndüğümde Merih ona olan sinirli bakışlarıma gülmekle yetindi.

"Her şey için teşekkür ederiz. Yavru size emanet bundan sonra. Kimseye haber vermeyin, ortalık yerde bu konuyu konuşmayın. Biz sizin üzerinizden şüpheleri tamamen çekeceğiz ama olur da bir sıkıntı olursa bana ulaşın." Cebinden çıkardığı kartı Timuçin Bey'e uzattı. "Kartta iletişim bilgilerim mevcut. Ordan ulaşamazsanız Zümra'nın aradığı numarayla ulaşın lütfen." Başını olumlu anlamda sallayarak onayladı Timuçin bey kurulan cümleleri. Konuyla alakalı başka bir şey sorup söyleyemeden Büşra Hanım arka odadan çıkınca mecbur elini uzatmış ve Merih'le tokalaşmıştı. Aynı şekilde benimle de tokalaşmasının ardından elimi Belgin Hanım'a uzatıp, "Görüşmek üzere, kendinize iyi bakın." Dedim monoton bir sesle. Herkesle vedalaşıp poşetleri sandalyeden aldığımız gibi klinikten çıktık. Kapıdan çıktığımız an derin bir nefes aldım. Merih'in tuttuğu taşıma çantasından gelen miyavlama sesiyle elimdeki poşetleri Merih'in uzun bacaklarına geçirdim. Hiçbir etkisi olmadı çünkü bana içinde kedi oyuncağı olduğunu düşündüğüm en hafif poşetleri bırakmıştı. Ona uyuz olmuş şekilde bakarken bu halimden fazlaca keyif aldığını gülen gözlerinden anlayabiliyordum. "Gülme, Merih." Homurdanmama, konuşmadan, artan gülüşüyle karşılık verdi.

Taksiyle geldiğini kliniğe geldiğinde yaptığımız konuşma esnasında söylemişti. Arabaya kadar birlikte yürüyüp poşetleri bagaja yerleştirdikten sonra Merih hâlâ görmediğim kediyi arka koltuğa bırakmış ben sürücü koltuğuna yerleşirken o da yolcu koltuğuna yerleşmişti. Sanki her gün beraber yolculuk yapıyormuş gibi rahattık. Daha sevgili bile değildik ama hareketlerimizi evli çiftlerin alışılagelmiş hareketlerine benzetmeden edemedim. Merih emniyet kemerini takarken ona sırıttım. Kocasını iş yerinden alan eş konumunda olduğumu düşünmek beni güldürmüştü. Neden güldüğümü anlamaya çalışırken yüzüne eşsiz bir gülümseme kondu. Emniyet kemerimi takıp arabayı çalıştırdım. Anayola çıkana kadar arabada sadece soluk alıp veriş seslerimiz yükseldi. Arada bir Merih'in içini çektiğini duyuyordum ama dönüp ona bakmıyordum. Yapacağım şeye vereceği tepkileri düşünmek heyecanımı körüklüyordu. Umarım bayılıp kalmazdı.

Arabayı hiç bilmediğim bir araya soktuktan sonra durdurmuş kemerimi çözüp yönümü Merih'e çevirmiştim. Neden durduğumuzu bilmiyordu, birazdan öğrenecekti. Titreyen ellerimi dizinin üzerinde duran ellerine uzatıp kavradığım an vücudunun kaskatı kesilmesine sebep olan o cümleyi kurdum.

"Benimle evlenir misin?"

"NE?!?!" Merih kendine gelince şokla bağırdı. Neden bağırdığını ilk başta anlamadım. Benimle sevgili olmak istemiyor muydu? "SENİNLE EVLENİR MİYİM?"

Bağırma sırası bana geçti. "NE?! NE EVLENMESİ?"

"SEN DEDİN!"

"NE DEDİM!"

"BENİMLE EVLENİR MİSİN DEDİN!"

"SENİNLE EVLENİR MİYİM?!"

"ZÜMRA SİKTİN ATTIN BİLDİĞİM HER ŞEYİ YAVRUM!"

"BAĞIRMA BANA!" Bunu ona avaz avaz bağırırken söylemem trajikomikti. Merih derin bir nefes alıp, "Tamam," dedi. "tamam, sakinim. Evet evet, sakinim. Şimdi az önce sorduğun soruyu tekrar et yavrum, hadi."

Boğazımı temizleyip istediğini ona verdim. Daha sonra halimize gülecektim. "Benimle sevgili olur musun?" An itibariyle yanan yanaklarımı görmezden gelip kaçırmak istediğim bakışlarımı zorla gözlerinde tutmaya çalışıyordum. Merih ağzı açık ayran budalası gibi bana bakarken ellerini cimdikledim. Beklemeye sabrım yoktu. "Cevap versene be adam! Evet mi yoksa hayır mı?"

Merih'in, "EVET!" Diye bağırması üzerine daha kendine gelemeyen adama ikinci bir şok yaşattım. "Hangisine evet?" Onu aptal edişim sinirlerini bozmuş olacak ki oturduğu yerden hareketlenmek için emniyet kemerini çözüp üzerime doğru gelirken gözlerini gözlerime dikip dolgun dudaklarını ıslatmış, ıslattığı dudaklarıyla aklımı başımdan alacak şekilde dudağımın kenarından sertçe öpmüştü. Şimdi aptala bağlayan, eriyip biten bendim.

"Sen yeter ki iste yavrum, kölen olurum."

Kendi kazdığım kuyuya düşüşüm çok sert olmuştu.

 

•∆•

 

Evvvveeeet gidişat nasıl sizce? Memnun musunuz okuduklarınızdan, nasıl gidiyor?

Bu satıra izinizi bırakmayı unutmayın efenim.

Kişisel sosyal medya hesaplarım;

Instagram: esrayanar15
Twitter: esoyanar
Tiktok: esrayanar15

Kitaplar için kullandığım sosyal medya hesaplarım;

Instagram: kanadiyamaliserce, yillanmisserisi ve esonunkaleminden
Tiktok: night.and.lake

Bu hesapları takip ederek bana ulaşabilir, kitaplarımla alakalı paylaştığım gönderileri görebilirsiniz. Beğendiğiniz kısımları #tabutwattpad etiketiyle paylaşıp beni mutlu etmek isterseniz hayır demem bu arada. Profilimden diğer kitaplarıma göz atıp düşüncelerinizi benimle paylaşmanıza da hayır demem.

21.07.25 18:10

Bölüm : 21.07.2025 18:11 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Esra Yanar / TABUT/ Kanadı Yamalı Serçe / 15
Esra Yanar
TABUT/ Kanadı Yamalı Serçe

870 Okunma

150 Oy

0 Takip
17
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...