15. Bölüm

14

Esra Yanar
esrayanar

 

Hoş geldiniz dostlarım. Bölüm için dün yarın paylaşacağım demeseydim paylaşmazdım aslında, tarihi unutmuştum. Umarım beğenirsiniz, keyifli okumalar.

 

 

•∆•

 

Sarp'la yan yana oturmuş sessizce duruyorduk. İçimde orman yangını başlamıştı. Yüzüme yansıtmadığım o yangın yüreğime acılar ekiyordu. Yanık kokusunun yükseldiği kalbimi söndürecek hiçbir şey yoktu. Gitmişti bütün şifası. Boğazımı temizleyip hareket etmeden konuşmaya başladım. "Sarp biri sana hoşuna gitmeyen bir şey söylese, dalga geçse, sidikli dese mesela. Ne yapardın, hoşuna gider miydi?" Beni anlaması için insanların çocukları severken en çok kullandığı sidikli kelimesini söylemiştim. Ben de sevdiğim çocuklarla uğraşırken öyle söylerdim. Ve çok rastlamıştım kullanan kişilere. Özellikle abimden en çok duyduğum sevgi sözcüğü oydu. Onu çok özlemiştim. Burnum sızladı. Bana sürekli sidikli derdi. Karşılık olarak sinirlenip 'cişim geldi, işedim. Sen de işe' diyordum tabi. Ama Sarp hiç sevmezdi o kelimeyi, söyleyenlerin yüzüne bakmaz, kinlenip küserdi. Başını bana çevirdi oturduğu yerden. "Abla, niye öyle konuşuyorsun şimdi? Aynı şey mi?" Anla diye öyle diyorum Sarp. Hatanı boş vermek istemiyorum çünkü.

"Sarp, aynı şey. Sen bana hoşuma gitmeyen bir şey söyledin diye ben sana küstüm. Ben sana hoşuna gitmeyen bir şey soyleyince neden aynı şey olmamış olsun? Hatanı anla diye öyle söyledim zaten. Ama anlamayacaksan da uzatacak değilim. Küsmedim say." Yedi yaşındaki silüetim karşımda elindeki yara bandını küçük parmaklarıyla açmaya çalışırken yara bandının üzerine karanfil çizmiş olduğunu gördüm. Karanfil en sevdiği çiçekti. Çok sevdiği biri onda iz bırakınca o izi karanfilli bantlarla süslerdi. Sevmediği herhangi biri için yara bandı bile yapıştırmak istemezdi. Bantı açıp yaralı serçesinin kanadına yapıştırmasını izlerken yutkunamadım. Dokunsalar ağlayacak kıvama o kadar çabuk gelmiştim ki...

Sarp başını sallayıp ayağa kalkarak önüme geçti. "Özür dilerim abla. Ben böyle düşünemedim ki!" Başımı salladım. "Ne mutlu bana hatanı anlayabildiysen." Onaylar anlamda başını sallayıp bana doğru yanaştı. Elini uzatıp dizlerimin üzerinde duran ellerimden birini aldığı gibi kendine çekerken başını uzatıp başımın sağ ve sol tarafına hafifçe vurarak kendince benimle vedalaştı. "Görüşürüz Zümra abla." Sesini kalınlaştırmasına gülümsedim.

"Görüşürüz devrem. Allah'a emanet." Çocuk beni asker arkadaşı bellemişti. Dişil enerji bir yere kadar demiştim ama bunu kastetmemiştim. Onunla birlikte kapıya yürürken dönüp dönüp arkasına bakıyordu. Emin olamamıştı küsmemiş olup olmadığımdan. Çocuk sevgisi başkaydı gözümde. En saf, en güzel, en çıkarsız onlar sevebilirdi sadece. Küçük Zümra oyun arkadaşını kaybetmediği için sevinmişti. Eğer Sarp o anlık sinirle değilde gerçekten öyle düşündüğü için kurmuş olsaydı bu cümleleri bir daha onunla konuşmazdık. İnce çizgilerimiz vardı, yara almış yanımızın belirlediği. O çizgi aşılınca çok hırçın olabiliyorduk.

Yüzümü yıkamaya banyoya geçtim. Dün sürdüğüm kremi burda bıraktım diye hatırlıyordum ama odama götürmüşte olabilirim. Havluyla yanağıma dikkat ederek kuruttuğum yüzümle odama geçtim. Koyabileceğim her yere baktıktan sonra burda da olmadığını anlayınca mutfağa geçip ecza dolabını karıştırmaya başladım. Sonunda bulmuştum. Ortalık yerde bırakmıştım da Feryal dolaba mı koymuştu acaba?

Kremi yaranın üzerine sürüp kendiliğinden kuruması için beklemeye başladım. Ellerimi yıkadıktan sonra telefonumu alıp salona geçtim. Geçmişi hatırlamak ruh yorgunluğunu beraberinde getirmişti maalesef. İkili koltuğa uzanıp kestirme planım vardı. Odama geçersem uzun süre uyur akşama anca uyanırım diye burda uzanmayı seçmiştim. Tam oturacakken guruldayan midemle mutsuzca inledim. Unuttuğum midem isyan bayrağını çekmişti.

Kendime sandviç hazırlayıp yanına aldığım meyve suyuyla karnımı doyurdum. Midem doyduğuna göre artık uyuyabilirim. Koltuğa yerleşip gözlerimi kapattım. Kabuslar alemine yolculuğum kısa süre sonra başlamıştı.

 

 

•∆•

İşten çıkmamın üzerinden iki hafta geçmişti ve ben evde olmaktan aşırı sıkılmıştım. Ne Pusat dönüş yapmıştı ne Ilgaz'ın içinde bulunduğu operasyon sonuç vermişti. Kaplumbağa adımıyla ilerliyorlardı. Ilgaz kadar ben de gergindim. Bütün bunlara ek olarak reglim yaklaşmıştı. Tamamen unutmuştum ki bu sabah kasıklarımda ağrıyla uyandım. Kanama olmamıştım ama çok yakındı bu yüzden önce banyoya geçip pedin olup olmadığını kontrol ettim, yoktu. Feryal'de vardır kesin diyip odasına geçtim, her zaman pedlerini koyduğu kutuya bakmıştım ama yoktu. Dışarı çıkmaya hiç halim olmayınca evin altını üstüne getirip ped aradım. Bulamamıştım, ofladım. Şimdi paşa paşa gidip marketten ped alacaktım. Söylene söylene odama geçip pofuduk lila pijamamı değiştirmeden üzerime dizüstü kot ceketimi geçirdim. Pijamalarım beni sıcacık yapmıştı, çıkarmaya gönlüm el vermemişti. Yanıma, çikolata alma ihtimalime karşı, nakit para almak yerine banka kartımı ve telefonumu aldıktan sonra evden çıkıp kapıyı kilitledim. Anahtarı ve kartı pijamamın cebine sıkıştırdım. Hemen gidip gelmem gerekiyordu. Çektiğim ağrıyla nasıl olacaksa artık.

Markete doğru yürürken aceleci davranıyordum. Her an istenmeyen bir durumla karşı karşıya kalabilirdim. Daha önce başıma gelmemiş olması hiçbir zaman başıma gelmeyeceği anlamına gelmiyordu. Markete girip yıllardır kullandığım markanın pediyle birlikte bol çikolatalı bir alışveriş yaptım. Ardından elimdeki poşeti sıkıca tutarak dışarı çıkmış, hemen eve yürümeye başlamıştım. Barbaros'un beni tehdit ettiği ara sokağın önünden geçeceğimi dönüş yolunda fark ettim. Markete giderken bütün odağımı kasıklarımın ağrısına yoğunlaştırmış etrafı görmez olmuştum. Bakışlarımı karanlık köşeye fazla değdirmeden artan ağrının izin verdiği kadar hızlanmaya çalıştım. Parkın yanından geçerken fazla sessiz olması dikkatimi çekti. İçinde hiç çocuk yoktu. Kaşlarım çatıldı huzursuzlukla. Girişine yaklaşınca kapının üzerinde yazan yazıyı gördüm. Eski ve paslanmış demirlerin çocuklara zarar vermemesi için değişeceğinden bahseden yazıyı okurken içimdeki huzursuzluk arttı. Tadilat vardı ama kapıya kilit vurmuş olmaları gerekmez miydi? Bunun acilen bildirilmesi lazım.

Arkamı dönüp evime gideceğim esnada bir ses duydum. Cılız sesin kaynadığını kulaklarımı dört açarak anlamaya çalışırken bir yandan da etrafa dikkatlice bakınıyordum. Salıncakların sağına soluna iyice bakarken kaydırağın orda gözüme ilişen minik bir hareketlilik oldu. Önümdeki kapıyı ittim. Gıcırdayan kapıyla minik bedenini bana çeviren yavru kedinin titrediğini baktığım yerden anlamak güç değildi. Ağrımı unutturan acıyla miyavlaması oldu. Hızlıca yanına varıp poşeti yere bırakıp ellerimin arasına aldığım yavruyu incelemeye başladım. Yarası yoktu. Sarı, turuncu ve beyaz karışımı kedinin neden ağladığını anlayamamıştım. Karnı mı açtı? Çok küçüktü, annesini arayan gözlerim herhangi bir kedi izine rastlayamayınca hüsranla kapandı. İki avucuma kolayca sığacak kadar küçük olan kediyi öylece burda bırakamazdım. Savunmasızdı ve diğer kedi veya köpeklerin saldırısına uğradığı an onu kaybederdik. Üstelik gözlerini de hiç açmamıştı. Kedinin yumuşak tüylerini severek çömeldiğim yerden ayaklandım. Olduğu yerde kıpırdanıp miyavlıyordu. Veterinere gidecektim ama ondan önce eve gidip üstümü değiştirmem ve sarı bebeğin karnını doyurmam lazımdı. Yürüdüğüm yolları geri gidip marketten kuru ve yaş mama alacaktım. Miyavlaması kesilmiş ama kıpırdamayı bırakmamıştı. Onunla markete girip giremeyeceğimden emin değildim ve öylece bir kenara bırakıp dışarda beni beklemesini tembihleyemezdim.

Bileğimde dizime çarpıp durduğu için ses çıkaran poşeti kediyi tek elimde tutarak açmaya çalıştım. Açtığım poşetin içine kediyi dikkatlice bırakıp ağzını hava alacağı şekilde yarım düğüm attım. Poşeti yüz hizama kaldırıp fısıltıyla konuştum. "İçerde sakın miyavlama. Atarlar bizi dışarı, karnını doyuramayız sonra."

Reyonların arasında dolaşıp kuru kedi mamalarını bulunca hangisini yer bilmediğim için içimden o piti piti yaparak çıkan mama paketini elime aldım. Aynısını yaş mamaların olduğu kısımda da yapınca işim tamamdı. Umarım severdi. Kasaya geçip aldıklarımın ücretini öderken çıkan miyavlama sesiyle istemsizce gerilmiş ne dediğimi bilmeden kasiyer kızın anlam veremeyen yüz ifadesine bakarak konuşmuştum. "İnanmıyorum size, siz mama diye canlı canlı kedi mi konserveliyorsunuz? Yazıklar olsun," bakışlarına yerleşen dehşetle okuttuğu kutuyu elinden almıştım. "büyük yazıklar olsun. Verin, verin. Hemen açayım da kurtarayım hayvancağızı. Alın şu kartı, parasını alın. Böyle de kedi satın almış gibi oldum sizin yüzünüzden. Yazıklar olsun. O kadar satın almayın sahiplenin diye yırttım kendimi ben!" Sesime yansıttığım dehşetle gözleri her kelimemden sonra büyüyen kasiyer kıza üzülerek baktım. Kusura bakmasın. Deli değilim ben. Kartı okutup bana uzatırken ağzını açıp tek kelime edememişti. Allah'tan markette doğru düzgün müşteri yoktu da dediklerimi sadece o duydu. Kartı alıp mamaya bakarak konuşmama devam ederken hızlıca dışarı çıkmaya çalışıyordum. "Oyy, annem. Seni bu küçücük şeyin içine mi hapsetti caniler? Kıyamam sana ben. Oyy." Şu halimi biri görse yemin ederim tımarhaneye kapatırlardı beni. Kendimi de açıklayamazdım. İnanmazlardı bana.

Poşeti açıp içine mamaları koymamın ardından kediyi elime aldım. "Ula ben sana miyavlama demedim mi? Sen ne ettin? Miyavladın." Cümlemi bitirir bitirmez yine miyavladı. Gözlerimi devirdim. Daha fazla vakit kaybetmeden eve gitmem gerekiyordu. Yanlış hissetmediysem kanamam başlamıştı, o ıslaklığı hissetmek pek hoş değil. Hızlıca eve girip kediyi koltuğun üzerine bıraktığım gibi poşetten aldığım ped paketiyle odama geçtim. Gerekli eşyaları alıp banyoya geçerek üzerimi kontrol edince hissettiğim ıslaklığın kanıtıyla karşı karşıya kaldım. Kanamam sadece iç çamaşırıma bulaştığı için şanslı sayıyorum kendimi. Hızlıca her şeyi halledip banyodan çıktım. Salonda minik bir üye vardı ve ne yaptığını bilmiyordum. Elimle ağrıyan karnımı ovarak salona girdim. Kedi bıraktığım gibi koltuğun üzerinde beni bekliyordu. Sesi soluğu da çıkmıyordu. Telaşlanıp yanına vardım. Ön patilerine başını koymuş öylece duruyordu. Acaba uyumuş muydu? Gözlerini açtığını görmediğim için anlayamıyordum ki. Poşeti alıp mutfağa geçtim. İçinden çıkardığım mamaları plastik tabaklara azar azar koyup elime aldığım tabaklarla salona geçtim tekrar.

"Pisi pisi, gel." Bu üç kelimeyi duyduğu gibi indirmiş olduğu kulakları dikelmişti, gözlerini açmaya çalışıp gerindi. Gerinirken ayakta duramayıp poposunun üzerine düşmesine güldüm. Elimdeki tabakları yere bırakıp sarhoş gibi takılan kediyi elime alıp yere bıraktım. Gerçekten sarhoş gibi olduğunu fark etmemle duraksayıp parkta içki şişesi görüp görmediğimi düşündüm ama görmediğimden emindim. Üstelik buralarda içkici tipler olmazdı. Olanları zamanında mahalleli toplanıp bir güzel dövünce bir daha cesaret edip kimse içmemişti. Buraya taşınmadan önce Feryal'le konuştuğumuz bir akşam o okuldayken yaşananları komşulardan biri anlatmış, o da duyduklarını bana aktarmıştı.

Kedinin hiçbir şey yemediğini fark edip neden yemediğini anlamaya çalışırken elimle alnıma vurdum. Avuç kadar kedinin süt içmesi gerekiyordu ve ben salak gibi mama almış yedirmeye çalışıyordum. Ağlak bir yüzle olan bitenin farkında olmayan yavruyu ellerimin arasına alıp başını öperek özür dileyen bir sesle konuştum. "Canımın içi benim gibi aklı beş karış havada birine denk geldiğin için özür dilerim senden. Şimdi hemen süt hazırlayacağım sana tamam mı?" Başının üstünü bir kez daha öpüp koltuğa bıraktım. Yerdeki tabakları mutfağa götürüp çöpe attıktan sonra dolaptan süt şişesini çıkarıp başka plastik tabağa bir miktar döktüm. Aslında hazır süt içmeleri sağlıkları için zararlı ama şu an yapabileceğim başka bir şey yoktu. Süt şişesini dolaba geri koyup elime aldığım tabakta salona geçtim. Tabağı dikkatlice yere bırakıp kediyi de tabağın yanına koyarak bir müddet sütü içmeye çalışmasını izledim. Sonunda ağzı burnu süt olmuş bir şekilde sütünü içmeyi başardı.

Kediyi izleyip tüylerini severken aklıma veterinere gitmemiz gerektiği detayı geldi. Buralarda veteriner kliniği var mıydı bilmiyordum. İnternetten araştırma yapacaktım. Feryal gelmeden de gidip konuşabilirdim. Telefonumu almak için odama geçtim. Konum girip yakınlarda bulduğum veteriner klinik isimlerini not alıp bu sefer onların isimlerini girerek yorumlarına baktım. En güvenilir ve puanı en yüksek yeri bulup ismini telefonumun notlar kısmına yazdım.

'Crvenilo Zore'

Ne demekti acaba? Arama kısmına yazıp Hırvatça olduğunu öğrendiğim isim 'Şafağın Kızıllığı' demekti. Fazla yakın değildi o yüzden karnını doyuran bebeği arabayla götürecektim.

Yarım saat sonra evden çıkmış kliniğe doğru yola koyulmuştum. Trafik kalabalıktı. Yan koltuğumda oturan prens mi prenses mi olduğunu bilmediğim bebekle birlikte kırmızı ışıkta bekliyorduk. Kendisi hâlâ gözlerini açamamıştı. Yeşil ışık yanınca gaza basmış direksiyonu sağa çevirmiştim. Yüz metre ilerden de sağa dönünce kliniğe varmış olacaktık.

Arabayı ara sokağa tam girmeden geri geri giderek kaldırım kenarına park edip, kontağı kapattım. Tutacaktan aldığım telefonu çantama attım. Çantamı dirseğimin iç kısmına asıp kediyi ellerime aldığım gibi açtığım kapıdan dışarı sol ayağımı çıkarıp daha önce gelmediğim bu yere ilk adımımı attım. Anahtarın üzerinde kilit işareti bulunan tuşa basıp arabanın kapılarını kilitledim. Geldiğim cadde rengarenk dükkanlara sahipti ve kalabalıktı. Her dükkanın dışı muhakkak pastel bir renge ev sahipliği yapıyordu. Asla aynı renkten iki tane dükkan yoktu. Buraya bayılmıştım. Telefonumu arabadan inmeden çantama attığım için kliniğin tam yerini aklımda kalan ismiyle bulacaktım. Crvenilo Zore.

Etrafa bakınarak attığım adımların sonunda kendimi bahçeli bir mekanın önünde buldum. Bahçe ufak bir masa ve iki kamp sandalyesine ev sahipliği yapıyordu. Etrafta başka hiçbir şey yoktu. Kliniğin tabelası krem rengi üzerinde yazan yazıysa kan kırmızısıydı. Sensörlü cam kapının sağ ve solunda dikey tabelalar vardı ve sanırım üzerinde buranın sahibinin ismi yazıyordu. Araştırma yaparken ismini görmüştüm ama aklımda kalmamıştı. Tek bildiğim işinde çok iyi olduğu, evcil hayvan sahiplerinin burayı tercih ettiği ve erkek olmasıydı. Kasıklarıma saplanan ağrı daha fazla ayakta durmamam gerektiğine bir işaretti. Adımlarımı atarken avucumda olan kedinin tüylerini okşamayı ihmal etmiyordum.

Cam kapı önüne gelmemle iki yana kayarak açılmış içerinin sıcak havası yüzüme vurmuştu. İçerisi beyaz ağırlıklıydı ve iki tane gri masa sağ ve sol tarafa kapıya bakacak şekilde konulmuştu. Masaların arkasında başka odaların olduğunu kapı kolları dikkatimi çekmeseydi anlayamazdım. Sol masanın o taraftan bana doğru gülen yüzüyle yeni mezun olduğu heyecanlı hallerinden belli olan tatlı bir genç kadın, "Hoş geldiniz. Buyrun lütfen," dedikten sonra üzerine giydiği scrubsı heyecanla düzeltmiş, eliyle buranın sahibi olan veteriner hekime ait olduğunu düşündüğüm masanın önünde bulunan sandalyeyi işaret ederek cümlesine devam etmişti. Onun masasının önünde sandalye olmadığı için buraya yönlendirmesini normal buldum. Burda çalışmaya yeni başlamıştı muhtemelen. "şöyle oturun. Ben Büşra. Size nasıl yardımcı olabilirim?"

Yavru kediye kayan bakışlarının parlayışına şahit olmak yüreğimi ferahlattı. Bu mesleği neden seçtiğini öğrenmek isteyenlerin soru sormasına gerek yoktu. Hayvanları sevdiğini bakışlarından anlayabilirsiniz. Tek bakışı ayan beyan anlatıyordu zaten bunu. Gülümsedim. Havaya kaldırdığım kediyi başımla işaret ederek, "Ufak bir sorunumuz var da Büşra Hanım. Sanırım yeni doğmuş, gözlerini açmadı hiç. Onu parkta buldum. Annesi terk etmiş olabilir, etrafta yoktu. Sahiplenmek istiyorum, ne gerekiyor, neye ihtiyacı var bilmediğim için buraya geldim." Dedim. Sahiplenmek istediğimden Feryal'in haberi yoktu, eve gidince öğrenecekti.

"Ben yeni başladığım için daha her şeye hakim değilim. Biraz beklerseniz Timuçin Bey'i çağırayım. Misafiri var, nişanlısı gelmişti de. Arkada yemek yiyorlar. Haber verip geliyorum hemen." Başımı usulca olumlu anlamda salladım. Önce yanıma gelmiş sesi soluğu çıkmayan kedinin başını sevmiş ardından arkasında bulunan, yanlış görmediysem, üç kapıdan en sağdakine girip gözden kaybolmuştu. Kısa bir süre kediyi severek gelmelerini bekledim. Kapı açılma sesiyle dalgın bakışlarımı ellerimin arasında olan kediden çekmiş bulunduğum kısma gelenlere bakmıştım. Timuçin Bey'in nişanlısı olduğunu düşündüğüm kadın önde arkasında Timuçin Bey ve en arkada kapıyı ardından kapatan Büşra Hanım'la ayağa kalktım. İlk defa karşılaştığım ve aşırı yakıştığını düşündüğüm ikiliye gülümseyerek baktım. Kadının siyah ve kırmızı tutamlara sahip saçlarına bayılmıştım. Üzerinde siyah deriden, tek omzu düşük mini bir elbise vardı, fiziğine ve beyaz tenine acayip yakışmıştı. Ela gözlerinin yeşili gördüğüm kadarıyla ağır basıyordu.

Topuklu ayakkabılarının tıkırtısı eşliğinde karşıma geçip sağ elini uzattı. "Hoş geldin, Belgin ben." Uzattığı eli kediyi sol elime alıp sağ elimle kavradım. Ses tonu dış görünüşünün aksine çok daha küçük bir çocuğa aitmiş gibiydi. "Hoş buldum, Belgin Hanım. Zümra ben de." Timuçin Bey'in sesini duyunca nişanlısını izlemeyi kesip bakışlarımı ona çevirdim. Birleşik duran ellerimizi de ayırmıştım. İnşallah nişanlısına göz koyduğumu düşünmemiştir. Esmer tenli ve kemikli bir yüze sahipti. Belgin Hanım'la yan yana gelince siyah ve beyaz gibiydiler. Bu zıtlığın uyumuna bayılmıştım. Birbirlerine gerçekten çok yakışıyorlar. Büşra Hanım gibi onun da üzerinde scrubsı vardı. "Hoş geldiniz, oturun lütfen." Başımı sallayıp sesli bir cevap vermeden kalktığım sandalyeye geri oturdum. Belgin Hanım'ın da karşı koltuğa oturduğunu görünce biraz şaşırmıştım, nişanlısını ziyaret etmeye geldiğini söylemişti Büşra Hanım. Gideceğini düşünmüştüm. Timuçin Bey'e dönüp, "Büşra Hanım geliş nedenimi anlattı mı bilmiyorum ama," ellerimin arasında kıpırdanan kediyi görmeleri için havaya kaldırdım. "minik bir bireyle karşılaştım."

Koltuğuna yerleşen Timuçin Bey bakışlarını kediye çevirip ciddi bir yüzle sordu. Gergin duruyordu. "Yarası mı var?" Olumsuz anlamda salladığım başımla eş olarak gerilmiş omuzları gevşemişti sanki. İşi gereği hayvanlara karşı hepimizden daha hassas olmasını normal karşılıyordum. Ben de bulduğum an acaba yarası var mı diye kontrol etmiştim. "Ben bakındım aslında onu bulunca ama kan lekesi ya da başka bir şey görmedim açıkçası, titriyor ve miyavlıyordu sadece. Onu tekrar bırakamam, sahipleneceğim. Tam olarak ne yapmam gerekiyor bilmiyorum. Biraz araştırma yapınca burayı buldum." Başını salladı. Ellerini uzatıp, "Bakalım sağlığı ne durumda." Demiş, uzattığım kediyi ellerinin arasına almıştı. "Büşra sen gerekli kontroller için malzemeleri hazırla geliyoruz biz." Büşra Hanım başıyla onaylayıp bu sefer ortada olan kapının kolunu kavrayıp çevirerek açmış ve içeri gitmişti. Timuçin Bey içeriye gitmeden önce nişanlısına göz kırpmış, "Birazdan gelirim güzelim." Diyerek Belgin Hanım'ın yanaklarının kızarmasına ve bakışlarını ondan kaçırmasına sebep olmuştu. Bu halleri gözüme çok tatlı geldiği için sırıtmadan edemedim. "Maşallah size." Sesimi duyunca kızaran yanaklarıyla bakışlarını bana çevirmiş, şaşkın şaşkın kirpiklerini kırpmıştı. "Çok tatlısınız, maşallah. Nazar boncuğu olmadan gezmeyin." Yaşlı teyzeler gibi bir yüzüne tükürmediğim kalmıştı. Söylediklerime içtenlikle kıkırdamış, "Çok teşekkür ederiz." Demişti.

Bir müddet birbirimizle sohbet ettik. Yirmi yedi yaşında olduğunu ve psikoloji mezunu olduğunu öğrenmiştim. Ha bir de, soyadı Şafak'mış.

Belgin Şafak.

Crvenilo Zore isminin nerden geldiğini böylelikle tam olarak anlamış oluyorduk. Bunu ona da söyledim. "Şafağın kızıllığının sebebi sizsiniz demek." Işıl ışıl gözlerle bana bakıp başını sallamıştı. Ne zaman tanışıp birbirlerine aşık olmuşlardı bilmiyorum ama Timuçin Bey tam anlamıyla müstakbel eşine vurulmuş bir adamdı. Aynı şekilde Belgin Hanım'ın da müstakbel eşine vurulduğunu başkalarının kekoluk olarak göreceği o davranışı umursamadan yapmasından anlamıştım. Boynunda olan T harfi altındandı muhtemelen. Kafamın içinde Müslüm Gürses böyle bir aşk görülmemiş dünyada diye bağırıyordu. Maşallahtı gerçekten. Sohbetimizi sertçe açılan kapı sesi böldü. Timuçin Bey yüzüne yerleşen sinir ve şaşkınlıkla içeriye girmiş, sinirden boğuklaşan sesiyle konuşmuştu. "Böyle olmaması gerekiyordu."

Tedirginlikle ayağa kalktım. Ne olmuştu? Yavruya mı bir şey olmuştu? Kalp atışlarımı kulaklarımda duymaya başladığım an nefeslerimin düzensizleşmesini istemediğim için titreyen ellerimin parmaklarını birbirine kenetlemiş, içimden sayı saymaya başlamıştım. Gözlerimi saniyelik bile olsa kırpamıyordum. Timuçin Bey'in sessizliği Belgin Hanımı da gerince benim gibi kitlenip kalmadan sormuştu. Sesinde az önceki mutluluk yoktu artık, tümüyle tedirgin çıkmıştı. Ben ağzımı açıp tek kelime konuşacak gücü hâlâ bulamamıştım kendimde. Merak ettiğim bütün soruları tek nefeste sordu. "Timuçin, ne oluyor? Ne demek bu? Kediden mi bahsediyorsun?" Başını sallayarak koltuğuna oturan adama nasıl bakıyordum bilmiyorum ama bakışlarını yüzüme çevirince, "Lütfen oturun. Duyacaklarınız karşısında nasıl tepki vereceğinizi kestiremiyorum." Demesiyle kulaklarım uğuldamaya başladı, bedenim sendeledi. Belgin Hanım yardımcı olup sendeleyen bedenimi sandalyeye düzgünce yerleştirip, "Önce sakin ol. Diyeceklerini dinleyelim, sonrasını beraber düşünürüz tamam mı?" Yatıştırıcı sesiyle konuşup sakinleşmemi sağlamıştı. Birbirine bağladığım ellerimi yumuşak bir tavırla ayırdı. Belli belirsiz başımı salladım. Karşıma geçip oturduktan sonra nişanlısına dönmüş kızgın bir sesle konuşmuştu. "Yangına körükle gider gibi konuşmaman şu durumda daha iyi olacak sanki aşkım?" Soru sormuyordu da tehdit ediyordu sanki.

Timuçin Bey'in onaylar anlamda başını salladığını buzlu bir camın ardında duruyormuş gibi izledim. Huzursuzluk hissi gelmiş yine göğüs kafesimin tam ortasına çökmüştü. Kendime gelmem gerekiyor. Derin birkaç nefesin ardından kulaklarımın uğultusu geçmiş ve görüşüm düzelmişti. Boğazımı temizleyip korkmuş bakışlarla önce Belgin Hanım'a bakmış ardından aynı bakışla oturduğum yerde Timuçin Bey'e doğru dönmüştüm. Ne kadar boğazımı temizleyip normal bir tonda konuşmak istesem de konuşurken sesimin titremesine engel olamamıştım. "Ne olduğunu anlatır mısınız lütfen? Beklemek korkumu hafifletmiyor." Neden bu kadar korktuğumu da anlayamıyordum. Huzursuzluk peşinde korkuyu da getirmişti ve kalkıp gidecek gibi değildiler.

"Bir konuda bilgi vermem gerek öncelikle. Biliyorsunuz ki evcil hayvanlar kaybolduğunda sahipleri tarafından kolayca bulunabilmeleri için aşılama gibi basit bir yöntemle çip takılır," cümlesini başımı sallayarak onayladım, asıl can sıkıcı yere şimdi geliyorduk sanırım çünkü Timuçin Bey'in çenesi kasılmış omuzları gerilmişti. "bu çipin takılması için kedi ve köpeklerin en az beş haftalık olması gerekiyor." Sıkıntıyla ellerini yüzüne götürüp sertçe yüzünü sıvazladı. "Bunu söylemekten nefret ediyorum ama gerçekliğinden daha çok nefret ediyorum. Getirdiğiniz kedi üç haftalık ve çipli. Normalde gözlerinin açık olması gerekiyor ama çip yan etki yapmış. Bu yüzden gözlerinde enfeksiyon oluşmuş, ne kadar düzenli beslenmiş olursa olsun bedeni küçük kalmış." Söyledikleriyle dehşete düşmüştüm. Hangi cani yaratık küçücük bir hayvana bunu yapabilmişti? Çipte olan bilgilerinden kim olduğunu bulabilirdik değil mi?

"Çipte ki bilgiler?" Fısıltıyla sormuştum. Bilmediğim bir nedenden dolayı duyacaklarımdan korkuyordum. İçimde hiç durmadan büyüyen hisler soluğumu kesiyordu.

"Sinir olduğum kısımlardan biri de bu. Sadece isim ve soyisim var, başka bilgi yok." Bu mümkün müydü ki? Timuçin Bey böyle olmaması gerekiyordu derken bundan mı bahsediyordu? Belgin Hanımın sorusuna Timuçin Bey'in verdiği cevap dünyamı başıma yıkmıştı. "Peki, kimmiş?"

"Barbaros diye biri. Barbaros Korkut."

Korkumun en büyük düşmanı yine karşıma geçmiş kahkahalarla halime gülüyordu.

 

 

•∆•

 

 

Asıl olaylara giriş yapmış durumdayız... Umarım beğenmişsinizdir^^

 

Taslak bölümlerini okurken kendim yazmamış gibi dışardan bir gözle okuyorum ve bu bana çok iyi geliyor, bu kitap okunur diyorum...

 

Bu satıra izinizi bırakmayı unutmayın efenim.

 

Kişisel sosyal medya hesaplarım;

Instagram: esrayanar15

Twitter: esoyanar

Tiktok: esrayanar15

 

Kitaplar için kullandığım sosyal medya hesaplarım;

Instagram: wattpadtabutofficial, yillanmisserisi ve esonunkaleminden

Tiktok: night.and.lake

Bu hesapları takip ederek bana ulaşabilir, kitaplarımla alakalı paylaştığım gönderileri görebilirsiniz. Beğendiğiniz kısımları #tabutwattpad etiketiyle paylaşıp beni mutlu etmek isterseniz hayır demem bu arada. Profilimden diğer kitaplarıma göz atıp düşüncelerinizi benimle paylaşmanıza da hayır demem.

 

15.07.25 17:00

 

Aziz şehitlerimizin ruhu şad, mekanı cennet olsun. Vatan size minnettar.

 

Bölüm : 15.07.2025 17:00 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Esra Yanar / TABUT/ Kanadı Yamalı Serçe / 14
Esra Yanar
TABUT/ Kanadı Yamalı Serçe

870 Okunma

150 Oy

0 Takip
17
Bölümlü Kitap
Hikayeyi Paylaş
Loading...