Elim yanağımda kapının önünde dikilmeyi kesip kendime gelmem gerektiğini fark edince silkelendim. Ilgaz yüzüme kondurduğu tebessümün benim için ne kadar kıymetli olduğunu bilseydi arkasını dönüp gidemezdi sanırım. Sonunda kapıyı kapatıp salona geçtiğimde Feryal'i ikili koltukta bağdaş kurmuş telefonuyla uğraşırken buldum. Yanına adımlarken sordum. "Aşkomiserinle mi konuşuyorsun?" Sesimle irkilir gibi oldu. Dediğimi algılayınca gözlerimin içine bakıp birazdan sinirlerini bozacağım diye bağıran bakışını atarak eğlendiği belli olan bir ses tonuyla konuşmaya başladı. "Diyene bak hele, ortadan ikiye çatladın kıskançlıktan." Oturup sidik yarıştırmak yerine düzgünce konuşmayı tercih edecektim şu an. İkili koltuğun boş tarafına aynı onun gibi bağdaş kurarak oturdum.
"Sen mi başlıyorsun ben mi başlayayım anlatmaya?" Elindeki telefonu bırakmadan önce son bir mesaj attı. Kimle konuşuyorsa ona müsait olmadığıyla alakalı bir mesaj atmış olabilirdi. Emin olmamakla birlikte Dinçer'le konuştuğunu düşünüyordum. Koltuğun kenarına koyduğu telefonun ardından oturuşunu bozmadan bana dönüp anlatmaya başladı. "Sabah Dinçer aradı. Yanına çağırdı beni. Karakola gittim konuşmak için. Dünkü olaydan sonra ne konuşacağı belliydi bence. Akşam tepki göstermemesinin nedenini merak ediyordum bende. Gittim o yüzden. Anlattı bir şeyler. Bizi bu meseleden uzak tutmak istedikleri için tekrar istememişler mesajları falan. Polisler tarafından izleniyormuşuz, öyle söyledi. Sonra işte şimdilik başka bir şey anlatamayacağını ama olay bitince her şeyi anlatacağını söyledi. Biraz konuşup sohbet ettik sonra. Tek istediği başkasına gitmememiz, Zümra. Bizden önce o herifin peşindelermiş zaten. Kabullendim. Başkasına gitmeyelim."
Demesi kolaydı tabi. Bütün o korkularını unutup hemen pes etmesini istemiyordum. Polisler tarafından izlendiğini düşündüğü için miydi kabullenmesi? Anladığım kısımlar kadar anlamadığım kısımlar da vardı. Anladığım kadarıyla Dinçer Açelya meselesinden hiç bahsetmemişti Feryal'e. Anlamadığımsa polisler tarafından izleniyorsak nasıl oldu da Barbaros şerefsizi güpegündüz beni tehdit edebildi? Cevabın Feryal'de olmadığını bildiğim için sormadım hiçbir şey bu konuda. Kafası karışsın istemiyordum. Vermişti zaten kararını. Ilgaz'la konuşacaktım kafamı kurcalayan ne varsa. Konuşma sırasının bana geçmesiyle attığım mesajı söyledim ilk önce. "Ben abimin askerden teğmen bir arkadaşına mesaj attım bu sabah. Sen geldiğin sırada. Yardım istedim. Daha cevap gelmedi ama. Görevde muhtemelen. Dönünce muhakkak arar beni. Anlatacağım bildiğim her şeyi. Buna Barbaros beni tehdit etmeden önce karar verdim üstelik Feryal. Hâlâ kararımın arkasındayım. Ilgaz'la konuştuk. O da bana anlattı bildiklerini. Bilmediklerinden de anlattı ama orasını boş ver. Her şey bitince konuşulur. Bu teğmen mevzusunu konuşacağımız sıra geldiniz yarım kaldı o yüzden."
Başını sallayıp gözlerini kesiğin olduğu yanağıma dikti. "Acıyor mu?" Sorusuna ne desem bilememiştim. Ilgaz öpünce geçti desem çığlık atıp üstüme atlar mıydı? Hissetmiyordum acıyıp acımadığını, uyuşmuştu sol tarafım. "Acımıyor."
"Sizden ne haber? Bakıyorum da birbirinizden gözlerinizi alamıyorsunuz?" Sırıtarak kurduğum cümleyle utanıp bakışlarını kaçırdı. Daha çok güldüm bu haline. Arkadaşım en az benim kadar birine ilgi duyma konusunda çekimserdi. Hiçbir zaman gönlüne alabileceği birinin olmayacağını düşünüyordu. Ama Dinçer Feryal'i bayağı tokatlamıştı sanırım. "Sorgu odasındaki sakin tavrıyla dikkatimi çekmişti. Dün yaşananlardan sonra tamamen silmiştim ama senin gibi. Bu sabah konuşmasak aynı şekilde devam ederdim hatta. Çok rahatlattı beni söyledikleriyle. Pişman, çok pişman olmuş dün için. Uğraşıyor aramızı düzeltmeye. Hâl böyle olunca pür dikkat ona kitlendim. İçten içe affettim ama o bunu bilmiyor daha. Çabalayışını izlemek istiyorum. Biliyorsun, karşımdaki bir hata yapmışsa ve yaptığı hatadan pişman olup çabalıyorsa hemen affediyorum ben." Biliyordum. Ilgaz'ın söyledikleri de beni rahatlatmıştı ama bu ona takılmama engel değildi.
"Hangi otele gittiniz?" Ve salonda yankılanan cırtlak bir ses.
"Seni gebertirim Zümra!"
•∆•
Saat ilerlemiş geceye doğru devrilmişti. Feryal'le biraz daha konuşmuştuk. Birbirimizi sinir etmelere doyamayınca odasına geçmişti. Bense telefonu elime almış oturuyordum. Ilgaz'a yazmak istiyordum ama yazıp yazmama konusunda kararsızdım. Aklımdaki şeyi yapma konusunda da kararsızdım. Sarp'ın gönderdigi tabakla yanına gitmek istiyordum. Eğer açsa ve yemek yememişse yanına gitme teklifi sunacaktım. Hem konuşmamız yarın kalmıştı ve diyeceğim şeyi merak ediyordu. Ona sorup müsait olduğunu öğrenirsem yapabilirdim ancak bunları.
Siz: Müsait misin?
Mesajı atmış, odama geçmiştim üzerimi değiştirmek için. Eğer müsaitse hemen yanına gitmek, onu bekletmek istemiyordum. Üzerime tam oturan siyah eşofman altıyla uzun kollu mavi bir badi giymiştim. Ankara ayazından korunmak için de kapşonlu beyaz hırkamı omuzlarıma atmış kollarını önümde bağlamıştım. Saçlarımı ortadan ayırıp taradım. Toplamak istemediğim için salık bıraktım yine. Yüzümdeki yara geçene kadar böyle olacaktı muhtemelen. Çantamın içini karıştırıp anahtarlığımı bulduğum gibi cebime koydum. Odamdan çıkarken camın kapalı olup olmadığına baktım, kapalı olduğundan emin olunca salona geçip Ilgaz mesaj atmış mı diye baktım. Atmıştı.
Merih: Bismillahirrahmanirrahim. Ölüyor muyum?
Yazdıklarına gülüp hemen parmaklarımı hareket ettirerek cevap verdim.
Siz: Evet. Azrail bugün çok yoğunmuş. Seni bana pasladı. Müsaitsen senin eve canını almaya geleceğim?
Mesajımı anında görüp yazıyor yazısını görünce ne yazacağını ekran açık bir şekilde bekledim.
Merih: Ölmek için daha çok genç olduğumu düşünüyorum ama tabi Azrail bu konuda ne düşünüyor bilemem.
Salak.
Siz: Eğer açsan ve yemek yemediysen bana gelen tabağı kaptığım gibi sana geleceğim. Tabi müsaitsen? Hem konuşurduk?
Merih: yemin er beni oldurmyecgine YMEİN ET ZİNRA!!!
Merih: Harbj oleck miyom? Seytan olurken sevdihimis kisinei kiliginsa gelecekmsi yanikiza digru muymis yian o?
Siz: Alo Ilgaz'ın Türkçe öğretmeniyle mi görüşüyorum?
Merih: Ilgaz demesen Merih desen bana olur mu? Ve müsaitim. Kat 6, daire 24. Seni bekliyorum.
Siz: Tamam. Geliyorum on dakikaya.
İçimden Merih Merih diye tekrarladım. Yanına gidene kadar alıştırma yapmış olurdum. Telefonumu cebime koyarken mutfağa doğru adımlıyordum. Yüzümdeki gülümsemeyi silmeyi beceremiyordum. Yazım yanlışı yapması niye bu kadar tatlı geliyordu gözüme? Dolaptan çıkardığım tabağı elime alıp dış kapıya yönelip ayağıma terliklerimi geçirdim. Anahtarlarımı odadan çıkmadan önce cebime atmıştım zaten. Feryal'e haber vermemiştim. Haber verseydim uyumaz, beni beklerdi. Sabah okula gitmesi gerekiyordu ve benim yüzümden uykusuz kalmasını istemiyordum. Arkamdan sessizce kapattığım kapıyla asansöre ilerleyip tuşuna basarak beklemeye başladım. Geldiği gibi kapılarının tamamen açılmasını beklemeden içine girip sıfıra bastım. Heyecanlıydım ve korkuyordum. Merih teğmen mevzusunu öğrenince ne yapacaktı, ne tepki verecekti kestiremiyordum. Sonuçta onu tanımıyordum.
Tanımadığım birine hissettiğim duygular yüzünden elimde olmadan panikliyordum. Bunlar benim bilmediğim, yabancı olduğum duygulardı.
Asansör durunca kapıların tamamen açılmasını beklemeden indim bu sefer. 26 yaşında genç bir kadın olarak 16 yaşında ergen gibi hissetmeme neden olduğu için onu pataklamama izin verir miydi? Bence vermesi gerekiyordu.
Binadan çıkıp kapkara geceye adım attığım an ürperdim. Hava tirtir titretmese de soğuktu. Etrafa attığım tedirgin bakışlarla karşı binaya doğru adımladım. Aceleci adımlarım havanın soğuğundan kaçmak için miydi yoksa Merih'e bir an önce kavuşmak için miydi bilmiyordum. Beynimin içinde dönen düşünce yüzünden duraksadım. Ben niye Merih'e kavuşacaktım be? Kafamı sağa sola sallarken kendi kendime söyleniyordum. İyice ayarlarım bozulmuştu. Vardığım çelik kapı şifreliydi. Telefonumu çıkarıp Merih'e mesaj atacakken kapının açıldığını belli eden tiz bir sesle yapacağım eylem yarım kaldı. Sanırım Merih kapıda beklememem için yukardan açtı. Tam zamanında açmıştı.
Soğukta beklemek yerine hızlıca çelik kapıyı ittim. İtemedim. Kapının ağırlığıyla afallamış bir yüzle blurlu cama baktım. Zayıf bir kadın değildim. Güçsüz hiç değildim. Acaba kapı açılmamıştı da ben boşuna mı zorlamıştım? Bir daha deneyip bütün gücümle kapıyı ittim ama işe yaramayınca ofladım. Omuzlarımda olan hırkayı giymediğim için şimdiden pişman olmuştum. Üşüyen ellerimle Merih'i arayıp telefonu kulağıma dayadım. Çok geçmeden cevaplanan aramayla alçak bir sesle konuşup derdimi anlattım. "Kapıda kaldım." Merih'in güldüğünü duyunca, "Bak geri giderim," diye tehdit etmeden yapamadım. "gülme, hava soğuyor. Kapıyı nasıl açacağım?" Gülmeyi kesip soruma cevap verip telefonu yüzüme kapattı. "Geliyorum." Kapanan telefonu cebime koyarken içerden ses geliyor mu diye kulağımı kapıya yaklaştırdım. Elimdeki tabağı koyacak yerim olsaydı çoktan koymuş, üzerime hırkayı giymiştim. Yoktu ve hâl böyle olunca iyiden iyiye üşüyordum.
Asansörün geldiğini belli eden sesi duyunca kapıdan uzaklaştım. Merih buraya doğru geliyor olacak ki girişin sensörlü ışığı yandı. Kapıyı fazla güç harcamadan açmasına gıcık olduğumu yüzümden anlamasını umarak benim için açtığı boşluktan binaya girdim. Üstünde siyah bir eşofman ve ince olduğu on metre öteden belli olan beyaz bir tişört vardı. Üstelik duş aldığı ıslak saçlarından belliydi. Koyulaşmış saçlarına bakarken içim üşüdü. Bu Tarzan hiç mi üşümüyordu? "Yemin ediyorum bu şehirde kar yağmadan kardan adam yapmak çok kolay." Dediklerime içimin gitmesine neden olan bir kıkırtı çıkardı. Allah'ım bana neler oluyordu? Aşık olmadım değil mi?
Merih eliyle asansörün olduğu kısmı gösterip önden geçmem için beni bekleyince başka bir şey söylemeden yürümeye başladım. Arkamdan gelip asansörün tuşuna basarak kapısını açmasını sağladı. Nefesini saçlarımda hissetmek ağzımı kuruttu. Asansörün içine girdim. Küçük asansörde yönümü çeviremeden arkamdan binen Merih'le aynaya bakarak hareket etmeden bekledim. Gideceğimiz katı tuşlayarak biraz daha bana yaklaştı. İki kişinin rahat bineceği asansörde köşeye sıkışmış gibi hissettim. Merih biraz daha bana yaklaşıp sol kolunu belime dolarken sağ kolunu aynaya uzatıp dirseğinden kırarak aynaya yasladı. Sıcak gövdesini sırtımda hissetmek bütün vücuduma güven duygusunu yaydı. Daha önce dikkat etmediğim kaslarını şu an gözüme sokuyordu sanki. Uzun ve kaslı vücudunun yanında kısa kalmıştım. Aynada gördüğüm görüntü çok hoşuma gidince istemsizce heyecanlandım. Nefeslerim hızlanmıştı, ne yapacağımı bilmeyen bakışlarla aynadan Merih'in gözlerinin içine baktım. Heyecandan kızaran yanaklarıma kulaklarına varan bir sırıtışla bakıp başını eğdi. Elim dolu olmasaydı ondan kaçabildiğim kadar kaçardım. "Ne oldu fıstığım, utandın mı?" Kim? Ben mi? Yoo, ne utanması canım. Niye utanacak mışım? Bu halim nasıl hoşuna gitmişse sesi gülüyordu resmen.
"Mesajlaşırken utandım dediğinde yüz ifadeni göremediğim için çok üzülmüştüm. Şimdi gördüm ve müptelası olacağım başka bir şey buldum." Konuştukça beni daha çok utandırdığının farkında mıydı? Tabi ki farkındaydı. Bu asansör niye daha hızlı değildi? Kızaran yanaklarımı saklamak istercesine sağımdan uzatıp aynaya yasladığı kaslı kolunun iç kısmına gömdüm yüzümü. Alnımı çıplak koluna yaslamış saçlarımın yüzümü kapatması için dua etmeye başlamıştım. İşe yaramıştı. Saçlarım sol yanağımı kapatmıştı. Bu halime içi gider gibi, "Ulan." demiş belimde olan kolunu iyice sıkılaştırmıştı. Başka bir şey demeden dudaklarını derimde hissedeceğim şekilde sertçe saçlarımdan koklayarak öptü.
Sonunda asansörün kata gelmesiyle derin bir nefes aldım. Başımı kolundan kaldırıp aynaya hiç bakmadan arkamı döndüm. Kolunu gevşetmeseydi dönemezdim. Geri geri giderken belimi bırakmamış beni de kendiyle adımlatmıştı. Gözlerimi beyaz tişörtüne dikmiş ona kör bir güvenle uyum sağlamıştım. Kendime inanamıyordum. Evinin önüne gelmemizle sırtım kapıya bakacak şekilde dönmemizi sağladı. Anahtarını boştaki eliyle çıkarıp kapıyı açtı. Ben dut yemiş bülbül gibi suskunken terliklerimi çıkarmama izin vermeden iki koluyla belimden kaldırıp içeri girmemi sağlamıştı. Ani hareketiyle şokla bağırdım. "Ayyy!" Aramızda kalan tabağı son anda iki elimle sıkıca kavrayıp düşmesine engel oldum. Ziyan edecektik onca yemeği. Kollarından kurtulup elimdeki tabağı ona uzatırken temasımız kesildiği için pek memnun gözükmüyordu. Kırk yıllık kocam gibi hareket etmesine kızmam gerekiyordu ama kızamıyordum. Adam bana bağlama büyüsü yapmış olabilir miydi? Bunu ona soracaktım. Başka türlü dün bir bugün iki kapılıp gidiyordum resmen. Terliklerimi çıkarıp kapının önüne düzgünce koyduktan sonra kapıyı yavaşça kapattım. Arkamı dönüp Merih'in mutfağın yerini göstermesini bekledim. Önce karnımızı doyurmamız lazımdı bence. Bakışlarını gözlerime sabitleyen adamın evinde olduğuma inanamayışı gözlerinden geçen binbir ifadeden sadece biriydi. Anlamamdan çekinmeden gözlerime sunmasıyla görmüştüm. Birbirimize bakışımız uzayıp giderken seslendim. "Merih?"
"Hı?" Dalgın bakışlarla konuşmuştu. Ona Merih dediğimin farkında mıydı acaba şu an?
"Merih?" Sesimi yükseltip konuşmuştum bu sefer. İrkilen Merih silkelenip gözlerini kırpıştırarak baktı bana. "Ha," demiş sol elini ensesine atıp ovmuştu. "pardon dalmışım. Mutfak bu tarafta." Ensesini ovduğu elini çekip gösterdiği tarafa doğru adımladım. Bakışlarım etrafı tararken koridorun sağında iki kapı solunda üç kapı olduğunu gördüm. Sağ kapılardan ilki açıktı ve salon olduğunu görebiliyordum. Sol kapılardan ilkini gösterdiği için de buranın mutfak olduğunu biliyordum. Mutfak bizim mutfakla hemen hemen aynı büyüklükteydi. Koyu renk ahşaptan oluşan iki kişilik masa ve karşılıklı iki sandalye vardı. Mutfak dolapları da koyu renk griydi. Kasvetli bir hava hakimdi ama boğucu değildi. Mutfağını sevmiştim. Sandalyelerden kapıya yakın olana oturup Merih'in karşıma geçmesini bekledim. Tabağı masaya koyduktan sonra, "Ne içersin?" Diye sormuş, bakışlarını bana çevirmişti. Sorusuna soruyla karşılık verdim. "Meyve suyu var mı?" Başını sallayıp dolaba yöneldi. Vişne suyu kutusunu çıkarıp masaya koyduktan sonra iki cam bardak alıp karşımdaki sandalyeyi çekmiş, yanıma oturmadan önce çekmeceli kısmın en üst çekmecesini açıp iki de çatal almıştı.
Meyve suyu kutusunu alıp bardakları doldurdum. Ben kutuyu masaya bırakırken onun tabağın üzerine sardığım streçi açtığını gördüm. Anlaşmış gibi konuşmadan tabaktakileri yedik bir süre. Merih lokmasını yutup çatalına aldığı tatlıyı dudaklarıma uzattı. Elimde çatalla duraksamış önümde havada duran çatala uzaylı görmüş gibi bakmaya başladım. Çatalı hafifçe sallayıp, "Aç bakayım ağzını." Dedi. Koskoca adam utanmasa uçak geliyor da diyecekti. Dudaklarımı aralayıp çataldaki tatlıya uzandım. Gülümseyerek uzattığı tatlıyı yiyişimi izledi. Bu halleri ona çekilmeme sebep oluyordu. Önünü arkasını düşünmeden girdiğim yolda kaybolursam ne yapacaktım?
Çatalımı bırakıp meyve suyundan bir yudum aldım. Daha fazla yiyesim yoktu. Yetmişti bana yediklerim. "Doydun mu yavrum?" Başımı salladım. Bardağın etrafına ellerimi sarıp onu izlemeye başladım. Erkeksi yüzünde en güzel yer gözleriydi sanırım. Benim en çok dikkatimi gözleri çekmişti. Başka renk olsalardı yine bu denli dikkat eder miydim? Aynı baksaydı, ederdim. Yolda yürürken yanından geçenler dönüp bir daha bakardı yüzüne. Erkek güzeliydi sanki. Yüz hatları keskindi aslında ama davadan davaya koşarken sakallarını sürekli kestiği için bu keskinlik kırılıyordu bence. O an meraklı yanımın sakallı halini görmeyi iple çektiğini fark ettim. Çok merak etmiştim nasıl gözükeceğini. Çatalına batırdığı börekten ısırık alıp çiğnediği için çenesi hareket halindeydi. Dudakları dolgundu. Burnu kemikli değildi. Benim burnumdan güzel burnu vardı ve bu kıskanacağım bir şeydi. Saçlarına sarının hangi tonu desem karar verememiştim ama çok kısa olmayan ve dalgalı olan saçları da çok güzeldi. Gerçekten, çok yakışıklı bir adamdı. Baştan sona kusursuz olduğunu düşünmem normal miydi? Onu izlediğimi fark etmesin diye bakışlarımı bardağıma indirip bir yudum daha aldım. Tabakta kalanları bitirip bulaşıkları sudan geçirip makineye koydu. Ayaklanıp elimdeki bardağı bırakmadan salonu göstermesi için arkasında bekledim bu sefer. Aslında açık olan kapı olduğunun farkındaydım ama misafirliğimi bilip onun göstermesini bekleyecektim. Şeytana uyup arkasından beline sarılıp aklını almak vardı ama ben uslu bir kızdım.
Arkasında onu beklediğimi görünce yüzünden eksik olmayan gülümsemesiyle sağ yanağımdan makas alıp mutfaktan çıkmıştı. "Beni takip et bakalım bacaksız."
"Boyuma laf yok." Aksi sesimle başını arkasına çevirip konuştu. "Zaten boyun da yok."
"Ayıp yani ya." Tepkime gülerek önüne döndü. O önde ben arkada elimde bardakla salona geçtik. Salonu bizimkinden büyüktü. Fazla eşya yoktu. Sade döşenmişti. Üçlü koltuğun yanında duran sehpayı görünce hemen oraya adımladım. Bardağımı bırakıp her yer boşken dibime oturan Merih'e gözlerimi devirdim. Daha önce sadece Feryal'le böyle yakın oturduğum için afallayıp elimde olmadan heyecanlanıyordum. Karşı cinsle ciddi bir yola hiç girmemiştim. Sevgili değildik, flört değildik. Birbirimizin adını biliyorduk sadece. Hâl böyle olunca ona koşulsuz çekiliyor olmak korkumu tetikliyordu. İnkar edecek değildim. Fena kapılıyordum ve aksi için yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Merih'in bana karşı tavırları o kadar iyi hissettiriyordu ki... Sabah yaşadıklarımı onunlayken hatırlamamıştım bile. Kafamı sadece kendisiyle meşgul etmeyi başarmıştı. Bakışlarımı yara izimde olan bakışlarına çevirdim. Bu izin canını sıkması normaldi. Kendini suçluyor olmalıydı. Sessizliğin uzayıp gitmesini istemiyordum. Saat ilerliyordu ve ne konuşulacaksa konuşup evime geçmek istiyordum artık. Soru işaretleri olmadan uyumanın hayaliyle yanıp tutuşuyordum.
"Konuşmaya başlayalım mı artık Merih?" Olumlu anlamda başını sallayıp bir süre düşündü. En son ne konuştuğumuzu hatırlamaya çalıştı. Kaşlarını çatmış eliyle çenesini ovarken bakışlarını yere çevirdi. Hatırlayınca çatılı kaşları biraz daha çatılmış alnı iyice kırışmıştı. Hiçbir hareketini kaçırmak istemiyor olan gözlerimle pür dikkat ona bakıyordum. Çatık kaşlarını düzeltmeden bakışlarını bana çevirdi. Ona odaklanmış olduğumu görünce bakışları yumuşamış kaşları havaya kalkmıştı. Yutkunup başını salladı. Sesi az önceki neşesini kaybetmişti. "Konuşalım. Ama önce sen son dediğini açıklasan olur mu?" Bunu neden istediğini bilmiyordum, üstelemedim. Gözlerimi kapatıp onayladım onu. "Bu sabah abimin askerden teğmen bir arkadaşına mesaj attım. Adı Pusat. Barbaros beni tehdit etmeden önce. Biliyorsun, dün akşam söylemiştim zaten elimden geleni yapacağım diye. Çok düşündüm. Kimseye zarar vermeden bu işin içinden nasıl çıkarız, ne yapabiliriz? Aklıma Pusat geldi, aradım açmayınca mesaj attım. Görünce döner. Görevde büyük ihtimalle. Öyle işte." Başka verebileceğim detayın olup olmadığını düşündüm. Sanırım yoktu. Başını sallayıp bir şey demedi. Beni haklı buluyordu. Bunu görebiliyordum. Bir süre tek kelime etmedi. Haklılığım hariç ne düşündüğünü merak ediyordum. "Bir şey demeyecek misin?" Omuz silkti. Bu hareketiyle karşımda küçücük oğlan çocuğu varmış gibi hissettim. Dudaklarım kıvrıldı. Yanaklarını sıkmak istiyorum. Bakışları hâlâ bendeyken sessizce oturduk.
O bir şey söylemeyince sessizlik beynimin içini dolaşmaya başladı. Düşünceleri saklandığı yerden bulup işine yaramadığını görünce geri koydu. Sonunda Feryal'in dediklerine geldi. Hani şu polisler tarafından izlendiğimizle alakalı olanlar. Kaşlarımı çatıp Dinçer'in Feryal'e söylediklerini ona da söyledim. "Bizi izleyen polisler varmış?" Merih'in ifadesi dondu. Dudakları ne söyleyeceğini bilemezcesine açılıp kapandı. Bu durumdan rahatsızlık duyduğumu falan mı düşünüyordu? Aslında ilk duyduğumda tehlikeli bir adamın etrafımızda olmasından dolayı bundan rahatsızlık duymamıştım. O adam bana saldırırken hiçbir şey yapmamalarından rahatsızlık duymuştum sadece. Eğer izleniyorsak o an olmasa bile daha sonrasında yanıma gelmeleri
gerekmiyor muydu? Kafamı kurcalayan buydu. Merih diyeceği şeyleri toplayıp bir cümle kuramadan tekrar söze girdim. "İzleniyorsak eğer benim yanıma bugün niye gelmediler ki? Tamam o an kendilerini açık etmeleri sıkıntı çıkarırdı, anlıyorum. Sonradan neden gelmediler?" İyiden iyiye köşeye sıkışmış duran adama baktım. Bakışlarını ilk defa benden kaçırıyordu. Ne olmuştu da bana söylemekten bu kadar çekinir hâle gelmişti? "Merih ben kızmadım habersiz etrafımızda birilerinin olmasına, gerçekten kızmadım. Böyle düşündüğün için susuyorsan susma lütfen. Kızmadım ki." Kaçırdığı bakışlarına ulaşmak için önüne doğru eğilip gözlerime bakmasını sağladım. Kaçacak yeri kalmayınca ofladı. Fazlasıyla yakın olduğumuzu da ofladığı için yüzümü kaplayan nefesinden anlayınca biraz geri çekildim. Ne diyecekse canının aşırı sıkıldığı belliydi. Bülbül gibi şakıyan adam gitmiş yerine dilsiz biri gelmişti. Haliyle garipsiyordum. Üstelik az önceki yakınlığımızı bile fark etmemişti. Fark etseydi yerinde duramazdı gibime geliyordu. Ellerini birleştirip kemikleri beyazlayıncaya kadar sıktı. Sonunda konuşmaya başlayınca sıkışan kalbimle sağ elimi kıyafetimin üzerinden göğüs kafesime bastırdım. Bilseydim böyle hissedeceğimi ağzımı açıp tek soru sormazdım.
"Evet polisler var ama senin için değil, Feryal için var. Onun etrafındalar. Dinçer sadece ona çıkartabilmiş korumayı. Tacize uğrayan, tehdit edilen o olduğu için seni çok önemsememiş, duyunca ben bir şeyler yapmak istedim ama elimden hiçbir şey gelmedi. O adamın alenen seni rahatsız etmemesi elimi kolumu bağladı. Bu iyi bir şeydi bir yandan seni hedefi hâline getirmemişti ve tehlikede değildin. Başımıza başka işler açılınca o olaylarla birlikte unutuldu. Özür dilerim Zümra. Bu kaçıncı özrüm bilmiyorum ama çok özür dilerim. Gönlün bana küsmesin, ne olur."
Önemsenmemiştim. Dün arkadaşımı korumaya çalışırken hiçbir şey yapmayan adamın Feryal'in etrafında olan polisler yüzünden bir nebze olsun hareket etmeyişi anlam kazanırken asıl tehlikede olanın ben olduğumu anladım. Beni benden başka koruyan yoktu. Kırılan bakışlarıma engel olamadan baktım Merih'in gözlerine. Dinçer arkadaşımı kandırmıştı. Sırf araları düzelsin diye benim de korunduğumu söylemişti. Yalandı.
Merih'in sorduğum soruyla beni unuttuğunu hatırlamasıyla canı bu denli sıkılmıştı. Sevdiğini söylediği kadını unutmayı kendine yediremiyordu. Ona kızmıyorum. Beni kimler unutmuştu da ortalığı ayağa kaldırmamıştım. O unuttu diye niye kaldırayım ki? Hem mesleği gereği nelerle uğraştığını Allah bilirdi. Onca işin arasında unutulmak zoruma gitmemişti hiç. Önemsenmemek koymuştu sadece. Gülümseyip cümlesi bitince benden kaçırmaya devam ettirdiği gözlerini bana çevirsin diye ellerinin üzerini iki elimle sardım. Yutkundu. Sessiz salonda tutkunuşu yankılanmış olmasaydı bile yakınlığımızdan dolayı bu sesi duymamam mümkün değildi. Bakışları önce ellerimize düşmüş sonra ela gözlerimle buluşmuştu. Altın sarısı gözlerini net bir şekilde görüyordum. Bana bakarken göz bebekleri titriyordu. Böyle olunca, ona küsmemden korktuğunu iliklerime kadar hissettirince kalakalıyorum. Ona küsmediğimi gözlerimden anlasın istedim. Ellerini çözüp ben daha hareket edemeden ellerimi avuçlarına hapsetti. Çabucak toparlanıp kendine gelmişti. Kocaman ellerinin yanında küçücük kalan ellerim vardı ve avuçlarında kaybolmuştu. Görüntü çok güzeldi. Kısa bir bakış attığım ellerimizin ardından tekrar ona dönünce birbirimize daha da yakınlaştığımızı gördüm. Aramızdaki mesafenin kısalığı kalbimi hızlandırmış nefesimi tutmama sebebiyet vermişti. Gözlerimin içine dikkatle bakan adamdan şimdi de ben kaçmak istiyordum. Hissettiğimiz çekim başımıza bela olacaktı bu gidişle. Yalnız kaldığımız her an burun buruna buluyorduk kendimizi.
Boğazımı temizleyip geri çekileceğim esnada tuttuğu ellerimi kaçmamam için sıktı. Bakışları birbirine bastırdığım dudaklarıma indi. Daha konuşacak çok şeyimiz vardı ama Merih bütün dikkatimi kurduğu cümleyle dağıtıp gözlerimin kocaman açılmasını sağladı. Dudaklarımı araladım. Ben bu arsızlıkla baş edemezdim.
"Öpeyim mi bir kere?"
•∆•
Son okumayı yaparken sırıtmaktan çenem ağrıdı sldhsldjskdhsks sanki ben yazmamışım gibi okuyorum her satırı ve o kadar iyi geldi ki bu bölümün tatlılığı eridim onlara ^^
Bu satıra izinizi bırakmayı unutmayın efenim.
Kişisel sosyal medya hesaplarım;
Instagram: esrayanar15
Twitter: esoyanar
Tiktok: esrayanar15
Kitaplar için kullandığım sosyal medya hesaplarım;
Instagram: wattpadtabutofficial, yillanmisserisi ve esonunkaleminden
Tiktok: wattpadtabutofficial
Bu hesapları takip ederek bana ulaşabilir, kitaplarımlq alakalı paylaştığım gönderileri görebilirsiniz. Beğendiğiniz kısımları #tabutwattpad etiketiyle paylaşıp beni mutlu etmek isterseniz hayır demem bu arada. Profilimden diğer kitaplarıma göz atıp düşüncelerinizi benimle paylaşmanıza da hayır demem.
Okur Yorumları | Yorum Ekle |