Kendimi kocaman bir yalanın içinde boğulurken bulmuştum. Ona güvenmek hayatımın hastasıydı. İki kez o hataya düşmüştüm. Ilgaz'a güvenmiştim. Güvenimi kırmıştı. Merih'e güvenmiştim. Güvenimi kırmıştı. Öylece gözlerinin içine bakıyordum. Anlatmak istiyordu. Bunu görüyordum. Ama uygun bir ortamda olmadığımız için susmak zorunda kalmıştı. Dinlemeyecektim. Bıkmıştım bilmediğin şeyler var safsatasından. Zamanında anlatacaktı. Ya her şeyi geçtim bana Zümram diyip başka bir kadınla el ele tutuşarak karşıma çıkmasını unutamazdım.
Aramızda duygusal bir şey olmadığını biliyordum. Kandırılmış olmanın verdiği incinmişlikle düşüncelerim olayları abartıyordu belki de. Saçımı parmaklarının arasından titreyen sol elimle çekip aldım. Hiçbir şey söylemeden önüme döndüm. Bulanan mideme iki elimi bastırıp önümdeki sandalyeyi ayağımla iterek yerimden kalktım. Huriye teyzenin yanına gidip gitmem gerektiğini söyleyecektim. Açelya ile zoraki konuştuğunu bıkkınlık akan yüzünden anladığım tontonum beni görünce gülümsedi.
Ona gideceğimi söyleyince üzülmüş, gülen yüzü solmuştu. İtiraz etmeden kabullenince derin bir nefes aldım. Çabucak gitmek için arkamı dönerek Feryal'in yanına yürümeye başladım.
Avuç içim yukarı bakacak şekilde elimi uzatıp, "Anahtar." Dedim. Ne olduğuna hâlâ anlam veremeyen arkadaşım afallamış bakışlarla anahtarı uzatıp, "Ben de geliyorum." Dese de olumsuz anlamda başımı sallayarak neden gelmemesi gerektiğini söyledim. "Kalanları getirmek için bekliyorsun." İstemeye istemeye başını salladı. Şu durumda beni yalnız bırakmak istemediğinin farkındaydım ama ben Ilgaz'ı dinlemek istemiyorken o Dinçer'i dinlemek isteyebilirdi. Hazır fırsatı varken sorularına cevap bularak bu gece düşünceler beynini deşmeden uyuyabilir. "Zümra abla hiçbir şey yemeden mi gideceksin?" Sarp'ın kısık sesle sorduğu soruya cevap vermedim. Gitsin Açelya ile konuşsun.
"Abla cevap vermeyecek misin bana?" Feryal'den çektiğim gözlerimi elimde sıkıca tuttuğum anahtara çevirdim. Hâlâ benden cevap alamayan Sarp ellerini uzatıp boşta kalan elimi kavradı. "Küstün mü bana Zümra abla?" Küstüm.
"Yüzüme karşı söylediğin 'yüzün çok kötü gözüküyor Zümra abla ama ağlarken olduğun kadar çirkin değilsin korkma' demeni daha unutmadım Sarp. Unutacağımı da sanmıyorum. Sen git çirkin olmayan başka abla bul kendine. Hem çirkin olan birinin sana küsmesinin de önemi olmaz. Ben canavarım." Elimi ellerinin arasından kurtardım.
Arkamı dönüp kapıya ilerlerken Sarp'ın pişmanlık dolu sesiyle özür dilediğini duymuştum ama iş işten geçmişti. Kalbim taşıyamayacağı büyük bir yükün altına girmişti sanki.
•∆•
Mutfakta hazırlık yaparken çıkardığımız bulaşıklardan kalanları toplarken dönen başımla midemin açlığı unutturmamaya yemin etmiş gibi sürekli kendini belli ediyordu. Etrafı topladıktan sonra yiyecektim ama bünyem biraz daha dayanacak gibi değildi. Evde bıraktığımız poğaçalardan bir tane alıp yemeye başladım. Buzdolabından da şeftali suyu çıkarıp dış yüzünde Fenerbahçe amblemi olan kupama doldurdum. Ağzım dolu şekilde yemek masasına geçerek kupayı masaya bıraktıktan sonra servise gerek duymadan başka bir poğaçayı da elime aldım. Aç göz gibi gözükmek istemezdim ama boş midemin doymaya ihtiyacı vardı.
Önüme düşen saçlarımı dirseğimi yüzüme sürerek geriye itmeye çalıştım. Başarılı olamayınca oflayarak boş verdim. Poğaçaları bitirince kalan meyve suyunu başıma diktim. Ellerimi yıkayıp kupayı bulaşık makinesine koydum. Tezgahın üzerini silip ıslak bezi de yıkadım. Kuruması için tezgahın kenarına bıraktıktan sonra mutfaktan çıktım.
Yüzüme krem sürecektim. Banyoya uğrayıp işimi halledince salondaki camın önüne yerleştim. İçimdeki sıkıntı geçmiyordu. Şimdi ne olacaktı? Bir yalana inanıp ölümü mü bekleyecektim? Yapamazdım. Telefonumu açıp patronuma işi bırakmak zorunda olduğumu açıklayan bir mesaj atıp yarın detaylarını konuşmak için restorana geleceğimi bildirdim. Zaten iznim bitmişti, yarın iş başı yapmam gerekiyordu. Ama bugün yaşadıklarım bana ders olmuştu. Barbaros'un şakası yoktu. Her an birilerine zarar verebilirdi. Bu yüzden Pusat'ın yazdıklarıma geri dönmesini çalışırken bekleyemezdim. İş arkadaşlarımı böyle bir tehlikenin içine çekemezdim.
Çalan zille homurdanarak yerimden kalktım. Feryal gelmiş olmalıydı. Kapıyı açıp, "Erken geldin bacım," diyerek salona döndüm. Feryal ses etmeden içeri girdi. Kapının kapanma sesini duymamın üzerinden iki dakika geçmesine rağmen Feryal hâlâ salona gelmeyince sorgu dolu sesimle devam ettim. "Feryal?"
Ben oturduğum koltukta öne kayıp Feryal'i beklerken içeri giren Ilgaz'la hışımla yerimden kalktım. "Ne işin var senin burda? Hangi yüzle kapıma geliyorsun?"
Hiçbir şey söylemeden salona girip karşıma dikildi. Uzun boyu yanında küçücük kalmama neden olmuştu. Gözlerimi kıstım, sinirlerimi bozan adamı var gücümle gövdesinden itmeye çalışırken bir yandan hâlâ cevapsız kalan sorularımı sormaya devam ediyordum. "Ne işin var burda dedim sana! Bitmedi mi yalanların? Daha kaç kez kandıracaksın beni?" Sinirden titreyen sesime lanet okudum. Sırası mıydı titremenin? Gövdesine vuran ellerimi umursamadan kollarımdan tuttuğu gibi beni kendine çekip sarıldı. Kaskatı kesilen vücudumla öylece kalmışken sırtımda birleştirdiği kollarını iyice sıkarak beni zapt etmeye çalıştı. "Yavrum bir sakin ol, ne olur." Sesini duyunca aniden gelen ağlama isteğini bastırmaya çalışıp bağırdım. "Bırak beni! Bırak!"
Sakinleşmek falan istemiyordum ben. "Zümra'm beni bir dinlesen. Bilmediğin şeyler var, ne olur dinle. Anlatayım sana her şeyi." Ben kollarından çıkmak için çırpındıkça izin vermemiş kendine daha çok yaslamıştı. Dışardan tek vücut gibi gözüküyor olmalıydık. Yüzüne baktım. "Başlarım bilmediklerime! Neyi anlatacaksın ya sen! Neyi anlatacaksın? Beni nasıl kandırdığını mı? Neyi anlatacaksın!" Ne bedenimi ayakta tutacak ne de bağıracak gücüm kalmamıştı. Yüzünden çektiğim bakışları ellerime indirdim. Bağırdığım için yaranın iyileşmeden kanadığını hissediyordum. Görmüş müydü? Yanağımdan çeneme inen kanın sıcak hissi aklıma Barbaros'u getirdi. Bu adamı hatırlamak bile midemi bulandırıyordu. Ellerim göğsünde duraksamış alnımı ellerimin üzerine yaslayarak fısıldadım. Sesim küçük bir çocuğun sesini andırıyordu. "İnanmıştım sana. Beni gerçekten merak ediyorsun sanmıştım. Yalanmış hepsi. Sen geldin, elinden tuttuğun sevgilinle çıktın karşıma. Zümra'm deme bana." Sağ elimi çekip yumruk yaparak göğsüne, kalbine denk gelecek şekilde hafifçe vurdum. Gömleğinin açık bıraktığı yakası yüzünden alnım artık ona, tenine değiyordu. Sıcacıktı. Yuva gibiydi. Ama benim yuvam değildi. "Yalanmış hepsi, söylediklerin hep yalanmış. Güvendim ben sana. İki kez güvendim. Ilgaz'a güvendim. Canımı emanet ettim. Merih'e güvendim. Yine canımı emanet ettim. Ne Ilgaz ne Merih canımın kıymetini bilmedi. Ben şimdi seni neden dinleyeyim? Söyle!"
Konuştukça boğuklaşan sesim ağlamaya başladığım için titrek çıkmıştı. Her şey üst üste gelmişti ve ben dayanamıyordum. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım göğsünde. Sırtımda olan ellerinden birini çekip başıma koydu. Saçlarımı usulca okşarken kısık sesle fısıldamıştı. "Özür dilerim güzelim." Yakınında olmasaydım duyamazdım. Gözyaşlarım gömleğini ıslatırken saçlarımı okşamayı hiç bırakmamıştı. Akan burnumu üzerine silme isteğimi görmezden gelip seslice çektim. Çıkan ses yüzümü buruşturmuştu ama onun güldüğünü titreyen gövdesinden anladım. "Sümüklü seni." Cevabım gayet netti. "Sus döverim." Yine güldü. Kollarının arasından çıkmak istemiyordum ama mecburdum. Sevgilisi vardı. Bu düşünce kendimi iğrenç hissetmeme neden olunca kendimi geri çekmeye çalıştım. Başarısız olmuştum. Ondan uzaklaşmama izin vermeyip saçlarımı okşayan elini yine sırtıma indirdi. "Kal yerinde. Konuşacaklarım var." Burnumu çektim.
"Seni ilk gördüğümde çocuklarla sokakta ip atlıyordun Zümra. Dinçer'le anneanesini görmeye gelmiştik. Önceleri gelmek istemediğim bu apartmana seni gördükten sonra gelmeye bahane arar oldum," sözünü burnumu çekerek böldüm. "buldum da. Sana ilk mesaj attığım gün yaptığın şekerpare bahanem olmuştu. Sonra zaten buraya taşındık Dinçer'le. O sizinle aynı apartmanda ama ben karşıdayım. Huriye anneanne yanında istemiş onu, kıramadı taşındı buraya. Hazır o gelmişken seni daha yakından tanımak istediğim için ben de geldim. Ayrı evleri neden tercih ettiniz diye sorarsan eğer açıkçası aynı evde iki ayının yaşamasına pek istekli değildik." Dudaklarının saçlarıma değdiğini hissettim. Kızmamdan korkar gibi hemen çekmişti dudaklarını. Öpücüğü bende hissetmekten korktuğum duygulara yol açınca başımı kaldırıp gözlerine baktım. Karşı binaya onun taşınmasına şaşıramamıştım bile. Neden bunları anlattığını bilmiyordum. Olayların çıkış noktasını merak ediyordum sadece. "Bunları neden anlatıyorsun? Barbaros'un bu konuyla ne ilgisi var Ilgaz?"
Sabırsızlığım onu güldürmüştü. Bu adam kollarında olduğum için mi sürekli gülüyordu? Gülmesi beni utandırınca gözlerimi gözlerinden çekmiş ama yüzünden çekememiştim. "Yanağını temizlememiz gerek yavrum, seni böyle görmek hoşuma gitmiyor hiç." Huysuz sesinin arasında saklamaya çalıştığı siniri iliklerime kadar hissetmiştim. Sesiyle ürperdiğimi belli etmemek için omuzlarımı silktim. Konuşma bitsin silerdim. Bakışlarımla yüzünü eşelerken sol gözünün altında gördüğüm kahverengi benle duraksadım. Adamın gözlerine o kadar odaklanmıştım ki yüzünün diğer ayrıntılarıyla hiç ilgilenmemiştim. Dudağının ve çenesinin arasında sağ tarafa daha yakın duran minik beni de gözlerinden kopunca fark ettim. Onu izlediğimi biliyordu. Konuşmayıp bana onu incelemem için fırsat vermesi bana ilgi duyduğu için miydi? Peki neden o kadınla el ele gelmişti? Gözümün önüne gelen sahneyle bakışlarımı kaçırıp rahatsız olmuş bir şekilde kollarının arasında kıpırdandım. Ne düşündüğümü anlamış mıydı? "Şşş, bir yere kaçmak yok. Devam et izlemeye." Uyuz olmuştum. Gözlerine sert olduğunu düşündüğüm bakışlarımdan birini atıp kendimi tekrarladım. "Sus, döverim."
"Nerde kalmıştım? Şekerpare diyordum. O akşam, ilk konuştuğumuz zaman yani, sana mesaj atmamın sonradan yaşadıklarımızla hiçbir alakası yok Zümra. Önce o adamı takip ettiğimiz için okulda olduğunu görmem sonra karakolda karşılaşmak, bizim zaten aylardır içinde olduğumuz davaya karışmanız beni iyice afallattı. Korktum. Korkum sana ulaşabileceğim her yerden ulaşma isteğimi körükledi. Aradım. Mesaj attım. Senden cevap gelmediği her an kafamda kurup durdum. Duramadım yerimde. Bütün operasyonu siktir edip yanına gelmek istedim. Yapamayacağımı bilmek daha çok sinirlerime dokundu. Uzak durmaya çalıştım." Sıkıntılı olduğu belli olan nefesini verdi. Saçlarımın dibinde hissettiğim nefesi sıkışan yüreğimi ferahlattı. Söyledikleri yaşadıklarımızı hatırlatmıştı. "Açelya Barbaros'un sevgilisi." Af buyur? Ne?
Başımı yasladığım yerden kaldırıp yüzüne baktım. Dehşetle açılan gözlerimi görünce parmağıyla burnumu sıkıştırması üzerine şaşkınlıktan çıkmak yerine daha çok şaşırdım. Kirpiklerimi hızlıca kırpıştırıp afallayan bakışlarımı düzeltmeye çalıştım. Bana ilgi duymasına ayrı savcı kişiliğini bırakıp yaptığı tatlı diyebileceğim hareketlere ayrı şaşırıyordum. Ilgaz dışardan sert görünürken Merih mesajlarda çok şapşaldı. Adam ayarımı bozmuştu. Tek kişiden iki kişi gibi bahsediyordum. Söylediği aklıma gelince konuştum. "Nasıl yani?"
"Biz Barbaros'un arkasında olanları bulmaya çalışırken Açelya da bizimle işbirliği yapıyormuş gibi görünerek içimize girmeye çalıştı. Eğer daha önceden onları araştırmaya başlamış olmasaydık inanırdık. Bile isteye salağa yattık. O akşam yemeğe bizi Açelya getirdi. Sizin orda olduğunuzu bilmiyorduk. Barbaros'un planı olduğunu düşünüp size yardım etmedik. Eğer yardım etseydik Açelya'dan bilgi alma işi patlardı Zümra. Yaşadıklarınız, hissettikleriniz için özür dilerim. Kanıtları Açelya sildi. Onun da arkasında birileri var. Ve Barbaros'la o her kimse onun sayesinde tanışıp sevgili oldular. Bunları biliyoruz çünkü aylardır onları izliyoruz. Direkt yakalayıp sorgulasak, içeri atsak bile çıkıyor bir şekilde şerefsiz." Başımı salladım. Düdüğün arkasının sağlam olduğunun farkındaydım zaten. Tek aklıma takılan bu herifin çocuklara el uzatması oldu. "Ya çocuklar?" Mırıl mırıl konuşup yüzümü gömleğine sürttüm. Umarım kan bulaşmamıştı. Yelkenleri çok kolay indirmiş gibi gözüktüğümün farkındaydım ama işte kızıp bağırma işini yapınca geriye benden kalan küçük Zümra'ydı. Onun yufka yüreği de kimseye kızgın kalamıyordu ki. "Onları senin sayende fark ettik zaten yavrum. Müthiş birisin. Videonun yedeği var, mesajların da. Sizden istemediysek bundan. Tekrar şikayet etmediysek Açelya'nın gözünü boyamak zorunda olduğumuz, yakalanmak istemememiz yüzünden. Patlarsak iyi şeyler olmaz. Olan çocuklara olur hatta. Çocukları hiçe saymadık yani. Ölürüm onlara." Bedenimin kaskatılığı o konuştukça gevşemişti. Hâlâ akmaya devam eden burnuma sinir olup sertçe çektim. İşe yaramayınca umutsuzca inlememe engel olamadım. Sarp haklıydı galiba. Sümüklü böceğe dönmüştüm.
"Açelya'nın en başta planı Dinçer'e yaklaşmaktı. Ben planında yoktum. Ne zaman arkadaş olduğumuzu anladı işte o zaman gözünü Dinçer'den çekip bana dikti. Karakola sürekli gidip gelmektense adliyede beni kafalamak kolayına gitti sanırım. Bilmiyorum. Şu an ona güvendiğimi zannediyor. İlk görüşte vurulduğumu sanmasını sağladık. Ama ben sana çoktan vurulmuştum bile." Bu sefer anlamamdan ve tepkimden korkmadan bastırdı dudaklarını saçıma. Kokumu içine çekerek öpmesine erimekten başka ne yapabilirdim, bilmiyordum.
"Bana neden en başında isminin Merih olduğunu söyledin ki?" Dudaklarını başımın üzerinden çekmeden homurdandı. Boyun fıtığı olacaktı öyle durmaya devam ederse haberi yok. "O an yaptım öyle bir salaklık. Bakma doğru düzgün kimse bilmez ikinci bir ismim olduğunu. Sen bil istedim içten içe sanırım. Amacım yalan söylemek değildi. Seni bütün bu olaylardan uzak tutmaya çalışıyordum sadece. Bunun yoluda savcı Ilgaz'a uzak durmandan geçiyordu gibime gelmişti. Bugün attığın fotoğrafla bunun saçmalık olduğunu anladım. İçim içimi kemirdi durdu senden uzak durmaya çalıştığım için Zümra. Hiçbir bahaneye sığmaz belki yaptıklarımız, yapmadıklarımız. Gözünüzde boktan bir yerde olduğumuzun bilincindeyiz biz. O yeri değiştirmek için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Ortalıkta konuşulması yasak olan bilgileri sana vererek başladım buna da." Kendimi kötü hissetmiştim son cümlesiyle. Benim yüzümden başına bir iş gelmezdi değil mi? Sıkıntıyla ofladım. Sıcaklamıştım. Kollarının arasında eriyip bitmiştim resmen. Onu affedip affetmeyeceğimden emin değildim. Feryal'e söylemiştim ama benim de affetmek isteyen tarafım ağır basıyordu. Kesin olansa çoktan ona inandığımdı. Aklıma gelen ufak detayla ağzımı açıp annesinin kızmasından korkmasına rağmen yaramazlık yapıp ortalığı dağıtan küçük bir çocuğun mahcupluğuyla konuştum. "Yardıma ihtiyacınız var mı? Destek falan? Yüzbaşı olur, binbaşı olur, ne bileyim teğmen olur? Hı?"
Sorusu kısa ve netti.
"Ne yaptın?"
•∆•
Ilgaz'ın sorusuna cevap veremeden kapı zili çalmış benden ayrılmak zorunda kalmıştı. Zorunda kalmıştı diyorum çünkü elinde olsa bana yapışık gezecekti. Ben banyoya geçip elimi yüzümü yıkarken onun kapıyı açma sesini duymuştum. Temizlediğim yüzüme merhem sürüp salona geçmiştim. Gelenler Feryal ve Dinçer'di. Ve maalesef ki yanlarında Açelya da vardı. Biz daha her şeyi Ilgaz'la konuşamadan tekrar onunla karşı karşıya olmak sinirlerimi bozuyordu. Nispet yapar gibi Ilgaz'ın yanına oturmak istemişti ama Ilgaz tekli koltuğa oturmayı tercih etmişti. Diğer tekliye Dinçer oturunca Açelya ayakta kalmış olmanın verdiği sinirle söyleniyordu. Benim kapının girişinde olduğumu görünce inadıma gitmiş kalan yere, Feryal'in yanına oturmuştu. Bense on dakikadır tek kelime edilmeyen ortamı kapının kenarına yaslanmış şekilde izliyordum.
Feryal'in elinde olan tabağı fark edince kendimi tutamayıp sordum. "O ne kız?" Soruyu kendisine sorduğumu ilk başta anlamayan arkadaşım, "Feryal?" Diye adını söylememle Dinçer'de olan gözlerini bana çevirdi. Kaşlarımı kaldırıp gözlerimle elinde duran tabağı işaret ettim. Ne olduğunu unutmuş gibi önce elindeki tabağa sonra yine bana baktı. "Sarp gönderdi senin için. Elleriyle hazırladı tabağı. Kendi getirecekti ama annesi izin vermeyince posta güvercini olarak beni seçti. Özür diliyor senden." Göğsümde bağladığım kollarımı çözüp yanına ilerledim. Tabağı alıp geri yerime dönerken Ilgaz'a bakış atmadan duramamıştım. Onun zaten bana bakıyor olmasına heyecanlandım. Kalbim hızını arttırdı. Elimde tuttuğum tabağı düşürme korkusuyla sıkıca kavrarken mutfağa ilerledim. Üstünü güzelce sarıp dolaba kaldırdım sonra. Şimdi yiyemezdim. Ortam müsait değildi. Hem aklımda başka bir fikir vardı. Güldüm kendi kendime. Ne oluyordu bana be? Arkamı dönüp mutfaktan çıkacakken içeri giren Ilgaz'la atacağım adım havada asılı kaldı. Deli gibi gözükmemek için ayağımı geri çektim hemen. "Bir şey mi istiyorsun?"
"Susadım." Dolaba yönelip sürahiyi alırken arkamdan geçip kalçasını tezgaha yaslayarak beni izlemeye başladı. Bakışları iki ayağımı bir pabuca sokmak istercesine dikkatliydi. Ona bakmadığım halde gözlerinin tenimi delip geçmek istediğini anlayabiliyordum. Yanına yaklaşıp bardak rafını açtım. Yukarı kaldırdığım kapağı bir elimle tutarken diğer elimle bardağı aldım. Kapağı kapatamadan belimin kenarına değen parmakla irkilip elimdeki bardağı düşürme tehlikesi atlatmıştım. Tikim vardı. Ilgaz hangi ara anlamıştı bilmiyordum. Belki deneme yanılma yoluyla anlamaya çalışıyordu. Başarılı da olmuştu. "Lan!" Ağzımdan kaçan kelimeyle şokla açılan gözlerimi ona çevirdim. Canım benim. Sırıtmasını gizlemeye gerek duymadan bana bakıyordu. "Ilgaz! Gülme!" Kızmamla sessiz sırıtışı sesli bir hâl almıştı. Şu adamın savcı kişiliğiyle taşıdığı sert tavrını bilenler yanımdaki hallerini görse ne düşünürdü acaba. Resmen benimle uğraşmaktan zevk alıyordu. Hayır kızamıyordum da. Dirseğimle karnına vurup, "Yürü git içeriye. Getiririm ben sana suyunu, hadi." Diyip, mutfaktan kovmuştum. İçerde yaptıkları operasyonun bir parçası olan kadına yakalanmayı umursamadan yanıma iyice yaklaşmış, sağ yanağımdan makas almıştı. Çenem yere değecekti. Alttan parmağıyla dokunup, "Sinek kaçacak yavrum." Dedikten sonra beni soktuğu halden keyif aldığını belli ede ede salona gitti. Dilim damağım kurumuştu sanki.
Doldurduğum su bardağını altından tutup salondan çıktım. Önce kuruyan damağımı göz önünde bulundurarak kendime gelmek için su içmeyi unutmamıştım. İçeri girince gördüğüm görüntüyle kaşlarımı çattım. Açelya tekli koltukta oturan Ilgaz'ın dibine girmiş bir şeyler anlatıyordu. Kalçasını koltuğun kenarına yaslamış, Ilgaz'ın üzerine eğilmişti. Gözümüzün önünde Ilgaz'ı etkilemeye çalışmazdı, değil mi? Kaşlarımın çatılı olmasının aksine yüzüm düşmüştü.
İçimde gezen hissin ne olduğunu biliyordum. Sevdiğim herkese, arkadaşlarıma karşı hissederdim. Kıskançlık. Arkadaşlarımdan faklı olarak hissettiğim şeyin dozunun fazlalığı midemin içinde pençesiyle ortalığı dağıtan vahşi bir kaplan varmış gibi düşünmeme neden oldu. Bu şey beni içten içe öldürür müydü? Bilmiyordum. İlk defa birini bu kadar çok kıskandığım için kanımın fokurdadığını kulaklarımda duyuyordum. Ilgaz bakışlarını bana dikmiş yüzümün neden düştüğünü anlamaya çalışır gibi bakıyordu. O böyle bakınca tek kaşımı kaldırmadan edemedim. Yanlarına yaklaşıp parmaklarımın beyazlamasına sebep olacak şekilde sıktığım bardağı ona uzattım. "Teşekkür ederim?" Diyen sesinde soru işaretleri vardı. Başımı önemi yok dercesine sallayıp yerime geçip tek ayağımı altıma alacak şekilde oturdum.
Feryal kulağıma yaklaşıp, "Çok yakışmıyorlar mı ya," demiş kaplanın pençesini sivriltmişti. Bakışlarım ikiliye kaydı. Onları yakın görmek bana hiç iyi gelmemişti. Kan kaybediyordum. "yan yana ayrı bir güzeller." Vücudumu ona döndürmeden sadece başımı sağa çevirmiş, gözlerinin içine boş boş bakmıştım. Ne anlatıyorsun bire susak? Bakışlarımı umursamayıp kulağıma tekrar uzandı. Fısıltısı şeytanın vesvesesine benziyordu. "Bence evlenirler." Az kalmıştı, Dinçer'in yüzüne gömemediğim kafayı Feryal'in yüzüne gömecektim. Ilgaz'ın bana ilgisi olduğunu yukarda benden önce fark etmiş olduğunu tahmin ediyordum. Saçlarımla uğraştığını görmüştü. Ve ben kimseye dokundurmadığım saçlarımla yanlarından ayrılacağım zamana kadar oynamasına bir şey dememiştim. Diyememiştim. Şoka girmiş olsam bile şu yaşıma kadar saçlarımı görmezden gelmemiştim hiçbir zaman. Benim de ona karşı bir şey hissettiğimi düşünüyordu bu yüzden. Ben ne hissettiğimi bilmiyordum. Üstelik Dinçer ona bir şeyler anlatmış olabilirdi. Sırf bugün Dinçer'e yakalattığı mesaj yüzünden böyle yaptığına emindim. İntikam alma yöntemini beğenmemiştim.
"Feryal, kaşınma bacım." Kesecektim kendimi şimdi. İmdat ya. Bakışlarımı bu sefer ikiliye hiç değdirmeden Dinçer'e diktim. Gözlerini kırpmadan Feryal'i izlediğini görmemle sırıttım. Vakit intikam vaktiydi ve ben soğuk yemek yemeyi hiç sevmezdim. Sıcağı sıcağına üstünde dumanı varken yemeyi tercih ederdim. "Hayırdır başkomiser, derin sulara dalmış gibisin?" Dinçer cümlemi bitirmemle kendi tükürüğünde boğulmaya başladı. Devam ettim. "Ne o? Aşkomiser mi olmaya karar verdin yoksa?" Boğularak ölme kervanına sağımda oturan Feryal de katılınca keyiften dört köşe olmuş bir şekilde arkama yaslandım. "Helal, helal."
Salonda yankılanan öksürük seslerinin dinmesini bekledik bir süre. O sürede Açelya'nın yalandan telaşını dinlemiştik. "Ay ölecekler, bir şey yapsanıza." Ilgaz ve ben öylece otururken ses çıkarmadık. Feryal'in yaptığı şeyin farkındaydı. Aramızı düzeltmeye çalışırken bozan her şeye, arkadaşlarımız dahil, düşman olacaktı muhtemelen.
Ilgaz'ın mutfakta benimle uğraşmasının da intikamını almak isteğiyle yanıp tutuştum o an. Bakışlarımı gözlerine çevirip bana bakan gözlerinin içine bakarak sırıttım. Bakışları dudaklarıma inince kimsenin bize bakmadığından emin olup dudaklarımı oynatarak anlayacağı şekilde 'yakışıklı' dedim. Yetmedi, göz kırptım. Yaptıklarımla Ilgaz'ın eli ayağı birbirine dolanmış, elinde tuttuğu bardak iyice yanına yaklaşan Açelya'nın üstüne düşmüştü. Bardağın dibinde kalan su üzerine dökülünce çığlık atıp yaslandığı koltuktan uzaklaştı. Otomatik olarak Ilgaz'dan da uzaklaşmıştı. Kaynar kazana düşüp yanmış gibi çığlık çığlığa bağıran kadına bakarken kulaklarım isyan bayrağını çekti. "Battı üstüm ay, en sevdiğim elbiseydi bu Ilgaz! Ne sakar şeysin sen! Ayy!" Komşular başımıza toplanacaktı birini mi kesiyorsunuz diye. Ilgaz önce düşen bardağı alıp zigon sehpaların üzerine bıraktı.
Sonra bıkkın sesiyle, "Biz artık gidelim." deyince başımı salladım. Ardından hepimiz ayaklandık. Neden geldiklerini sormamıştım. Ilgaz'ın burda olduğunu Dinçer biliyordu büyük ihtimalle. Evine geçmeden onunla konuşmak istiyor olabilirdi. Hem onun için hem de Feryal'le biraz daha vakit geçirmek işine gelmiş olmalıydı kesin. Açelya hâlâ mızmızlanmaya devam ediyordu. Onun bu tavrından sıkılarak ofladım. Ilgaz kaş göz ederek Dinçer'e bir şey anlatmış, Açelya'yı işaret etmişti. Bakışlarından anlatmak istediğini anlayan Dinçer endişelenmiş gibi Açelya'ya, "Hadi hızlıca çıkalım, üşütme." Demiş, eliyle salonun çıkışını göstermişti. Çıkarken Feryal'e göz kırpmayı unutmamıştı. Feryal'in yeni gelin gibi süzülmesine göz deviremedim bu sefer. Aynısının başıma gelmesi yakındır.
Dinçer ve Açelya önden hemen arkalarından Feryal salondan çıkmıştı. Onlar çıkınca Ilgaz'a baktım. "Konuşmamıza en kısa zamanda devam edeceğiz, güzelim. Son sorumun cevabını fazlasıyla merak ettiğimden emin olabilirsin." Omuzlarımı düşürdüm, kabullenmişlikle başımı salladım. Saklayacağım bir şey yoktu sonuçta. Hem bir elin nesi var iki elin sesi var diyenlerin bir bildiği vardır, değil mi? Kapıya yönelip çıkmadan önce yine yanağımdan makas alınca hızlı adımlarla peşinden ilerledim. Feryal dış kapının önünden çekilmiş gülen yüzüyle içeri geçmeye hazırlanıyordu. Onu mutlu görmek beni de mutlu edince yanaklarım gerilmiş yüzümde kocaman bir gülümseme meydana gelmişti. Bizi arkasında bırakıp salona geçerken bana yönelik konuştu. "Konuşmamız gerekiyor."
Ilgaz kapının önünde ayakkabılarını giyip eğildiği yerden ayaklanırken dengemi yeterince sarsmamış gibi yapmıştı yine yapacağını. Yanıma yanaşıp tepki vermeme fırsat vermeden yaramın üzerinden öpmüş arkasını dönmüştü. Asansörün gelmesini beklemek yerine merdivenlere yöneldi. Ağzım açık kapının önünde kalmıştım. Bu halim ona yetmemiş olacak ki bu sefer ağzını açtı. Keyiften dört köşe olma sırası ondaydı.
"Seni seviyorum çilli."
Son dakika golünü bayağı afilli atmıştı.
•∆•
Bu satıra izinizi bırakmayı unutmayın efenim.
Kişisel sosyal medya hesaplarım;
Instagram: esrayanar15
Twitter: esoyanar
Tiktok: esrayanar15
Kitaplar için kullandığım sosyal medya hesaplarım;
Instagram: wattpadtabutofficial ve yillanmisserisi
Tiktok: wattpadtabutofficial
Bu hesapları takip ederek bana ulaşabilir, kitapla alakalı paylaştığım gönderileri görebilirsiniz. Beğendiğiniz kısımları #tabutwattpad etiketiyle paylaşıp beni mutlu etmek isterseniz hayır demem bu arada. Profilimden diğer kitaplarıma göz atıp düşüncelerinizi benimle paylaşmanıza da hayır demem.
Okur Yorumları | Yorum Ekle |